Ana Sayfa  |  Kitap  |  Şiir  |  Deneme  |  Öykü  |  Masal  |  Düşünce  |  Alıntı  |  Köşe Yazıları  |  Yazı Gönder  |  Üye Ol

 

» İskenderiye: Akdeniz’in İncisi

Mısır’da derler ki: Kahire kozmopolit bir şehirdir; Mısır’ın gerçek yüzünü görmek
istersen İskenderiye’ye gitmelisin.

Ben de öyle yaptım... Sokaklarında dolaştım, meydanlarında durup insanları
seyrettim... Kalabalığa karıştım. Herkesin yediği yemeklerden yedim.
Herkesin içtiği şerbetleri içtim, herkesin gittiği camilere, sinemalara gittim...
Bir turist gibi değil, komşu şehirden gelmiş bir misafir gibi dolaştım
İskenderiye’de... Başka türlü nabzını tutamazsınız şehrin. Başka türlü dilini
anlayamazsınız...

Fatih OKUMUŞ

» Kurbağa Çorbası

Pazar yeri kalabalık. Sıcak üzerime yapışmış. Gezinmekten yorulup Uzak Doğulu bu insanları izlemeye başlıyorum. Sevimliler. Esmer tenliler. Hep mütebessimler. Oturup biraz soluklanacak yer bakınırken yol kenarında büyükçe bir taş ilişiyor gözüme. Etrafı daha iyi izleyebilirim diye çöküyorum. Hemen yanıbaşımda yeşil şeyler kıpırdanmaya başlıyor. Boğum boğum kurbağalar... Bağlarından kurtulabilmek için sağa sola çekiştiriyorlar bacaklarını, ama kurtulamalıyorlar. Birbirlerine bağlanmış yeşil kurbağalar kıpır kıpırlar. Kurbağa sepetini önüne almış tonton kadına bakıyorum. O da bana bakıyor.

Naz FERNİBA

» Bir Taşkenttir Eski Antep

Eski Gaziantep’in yerleşim yerlerinin bulunduğu mahallere baktığınızda, sanki büyük bir kaya çekiçle yontulmuş da evler, sokaklar, pencereler hatta güneş öyle ortaya çıkmış izlenimi edinirsiniz. Bu sebeple eski Gaziantep “taşkent” fotoğrafı gibi karşımızda durur. Dar ve dolambaçlı sokaklar sizi geçmişin derinliklerine götürür. Taşa dokunulduğunda çıkan her ses ilerdeki sokakta hala çekiçleri ile taş ustalarının taştan evler yaptığı hissi verir. Sokaklar da daha hızlı adımlar atarak çekiç sesini yakalamaya çalışırsınız.

Hasan MAHİR

» Aras Nereye Dökülür Bilir misiniz?

Şehri İstanbulda bir bankada çalışıyorum, bayramlarda memlekete giderim seyrek de olsa. Bu bayramda da eve gitmeye karar verdim (aslında benim evim İstanbul’da). Ama ‘memlekete gidiş’ bizim lügatımızda ’eve’ dönmektir nedense. İstanbul’u seven ve benim gibi kendini oraya ait hisseden biri için bunun böyle olması biraz tuhaf olsa da bu böyle. Ancak eve gidiş o kadar kolay değil. Doğulu olunca uzun bir otobüs yolculuğunu göze almak gerekir. Bizim Iğdır, İstanbul’dan yirmi-üç saat uzaklıkta. Yani eve gitmek için yirmi-üç saatlik çetin bir otobüs yolculuğunu göze almak gerekiyor.

Oğuz BAĞCI

» Harran Güzeli Şanlı Urfa

‘Urfa’nın etrafı dumanlı dağlar

Seni sevdiğimi kim anlar

Yüreğim yanar içim yanar

Urfa’nın etrafı dumanlı dağlar’

 

Biliyorum böyle değildi bu türkü. Biliyorum başka düşler, başka sevdalar vardı bu türkünün notalarında. Biliyorum Urfa dağları’nda kaç ceylana vuruldu Şanlıurfa’nın buğday tenli delikanlıları. Bilmediğim Urfa dağları’nda gezen ceylanların yüreğine düşen hangi sevda idi. Ve kaç ceylan vuruldu bir sevda namlusundan çıkan aşk kurşununda. Her gün yeni bir tona boyanır doğa, her gün yeni bir renk alır.

Hasan MAHİR

» Sümela'da Gözyaşı

Karadağın Bakiresi, diğer adıyla Sümela Manastırı, dağın yamacına yapıştırılmış bir kağıt gibi duruyor aşağıdan bakınca. Altındere Vadisi’ni seyrediyor nice zamandır. Çok bitik görünüyor. Biraz daha koruma altına alınmazsa, kopup tutunduğu yerden, aşağılara düşecekmiş gibi.

Manastırdaki muhteşem freskler, kimbilir bir bütün halinde ne kadar güzeldi. Gelen koparmış almış ya da imzasını atmaya pek meraklı olanlar üzerlerine çizgiler atmış. Aşağıdan, vadiden bakınca mükemmel görünen manastır, içeri girildiğinde hayal kırıklığına uğratıyor insanı.

Naz FERNİBA

» Çinden Bana Kalanlar 

Çölün rengi gün yükseldikçe göz alıyordu. Tren düz, dümdüz ilerliyordu. Sarı kumların üstünde çalılar çırpınıyordu. Bir de tepecikler vardı çöle eğim veren, ara ara. Her istasyonda iki-üç baraka karşılıyordu treni. Ve elinde turuncu sopalı adam. Rüzgar bir savruldu mu kumlar hortumlaşıyordu, küçük küçük. Bir sürüngen koşuyordu çalının birinden diğerine telaşla. Aklıma evimizin bahçesindeki koccaman ağacın tepesinden sapır sapır dökülen kertenkeleler geldi.

Naz FERNİBA

» Bir Başka İklim Moğolistan

Uçsuz bucaksız çayırlar gözümü alıyordu. Mevsim yazdı, yemyeşil vaktiydi toprağın. Ben gözlerimi şenledirmeye çalışırken bu manzarayla, yüreğimde hiç tanımadığım bir burukluk var gibiydi. Apartmanlara, apartmanların sağını solunu kapladığı sokaklara, araba gürültüsünün ayyuku inlettiği şehirlere öyle alışmış ki gözlerim, bir türlü göğün mavisinin canalıcılığına, bembeyaz bulutların rakseder gibi salınışına inanamıyordum. İnanamıyordum bunca toprağın kendineliğini yaşadığına. İnanmak da nasıl bir şeydi ki! İnsan hep gördüğüne, hep duyduğuna mı inanmalıydı!

Naz FERNİBA