|
|
|
|
|
|
|
22
gülrûya hiddetin bir hiçâhiçten
bilinmez ki ferdada neler gizlidir
Öfkeliyim bugün. Öfkeliyim şiraze. Bulutlar salkım saçak
geçiyorlar göğümden, güneş arada göz kırpıyor, baharınsa
sonu geldi buralara, kış camın ardında esiyor. Öfkeliyim
şiraze. Nereden başlayacağımı bir türlü bilemediğim ruh
esintilerimin gerisinde oradan oraya şiraze, oradan
oraya şiraze, bazen de buradan oraya şiraze,
savruluyorum. Öfkemi durdurmanın, olmadı susturmanın,
olmadı alevini söndürmenin, daha da olmadı yok etmenin
bir yolu belki on yolu, belki de sayısız yolu var da ben
birini bile bulup içine dalamıyorum. Şiraze öfkeliyim
bugün. |
|
Öfkeliyim bugün şiraze. Bu yerde nokta olup da gelene
geçene bir fasılalık ferahlık veremeyişime. Bu yerde
karanlığın güneşe duruşundan an alıp üzerime,
sunamayışıma her işi boş koşturup duranlara. Bu yerden
geçtim şiraze. Geçtim de imdat edenlerin sesini
duyamayışıma öfkeliyim. Kendime, içimde dolanmada
nefsime... “İnsan olan anlar” dediler. “İnsan
olan hem anlar, hem yapar” dediler. “İnsan olan
hem anlar, hem yapar, hem de teslim olur” dediler.
Dediler şiraze. Ben’in anlamayışına, ben’in yapmayışına,
bir de ben’in teslim olamayışına öfkeliyim şiraze.
Katlardan uçursam bu divaneyi, yerlere çalsam bu
viraneyi, hasret ile eritsem bu belvayı, daha da aç
bıraksam ziyafet masalarında, susuz koysam ırmak
kenarlarında... öfkeliyim kendime şiraze.
Bir sayfa daha kapandı, bir ismin devri sonlandı şiraze.
Ağlasak dönmeyecek, dövünsek kâr etmeyecek. Giden
gitmiştir. Giden gitmiştir şiraze. Öfkeliyim hâlâ kör
gözlerimin açılamayışına gerçeğe. Öfkeliyim duyduklarımı
yüreğime indiremeyişime. Öfkeliyim dar-ı dünyaya sahip
çıkışıma. Öfkeliyim şiraze bu denli kendime dayanıp
yükselemeyişime. Bir de şu aşk üzerine dem tutuşum
medrese odasına kapanıp. Aşk kim ben kim şiraze... aşk
kime ben kime şiraze...
|
|
Cinnah’ta geceler uzun, soğuk ve tedirgindi. Her geceye
bin araba düşerdi. Kaldırımdan kayan gölgeler ya bir
kötünün elindeydi, ya kötünün kendisiydi. Geride ağaçlar
oynaşırken koşana, kaçana, korkana, aranana göz ucuyla
bakarken kimi kalın gövdeler gizlerdi abes olanı, kimi
gövdeler de ifşa ederdi. Cinnah’ta kış donardı. Ben
donardım şiraze. Ellerimin çatlaklarından akan kan
canımı yakardı. Eldiven taksam şiraze, sanki hep kış
kalacaktı. Kış bana gelir, ben kışa karşı dururdum. O
güler ben somurturdum. Bir salep sıcaklığına şiraze,
aşkı unuturdum. Aşk beni yakalar, damdan dama atardı. O
attıkça ağlardım. Ağladıkça şiraze, annemin ütülediği
beyaz mendiller gelirdi hatırıma. Mendiller unutuldu,
yerine başka mendiller bulundu şiraze. Öfkeliyim işte.
Her unutulanın yerine bir yenisini yakıştırana. Her
unutulanın yerine bir başkasının konmasına...
Aylardan bir ay, günlerden herhangi biri.
Ben ben’i karşıma geçirmiş seyretmedeyim şiraze.
Gözlerimden akan kahverengi, saçlarımdan dökülen beyaz
“bu sen değilsin” diyor bana. Kendime
yabancılaşmışlığımın hesabını sormadayım. Kendi kendime
küsmüşlüğümün nedenlerine saplanmış çırpınmadayım.
Hareket kalmadı şiraze, arzuların dibine vurduk, püf
noktaları püf diye uçup gitti şiraze. Kalsam böyle, hep
kalakalsam böyle, bir öyle bir böyle hep takılsam
şiraze. Askılardan alıp giyseler üzerlerine, dolaplardan
çıkarıp taksalar başlarına; halı yapıp çiğneseler,
balkonda kurutsalar, mobilya gibi tozumu alsalar şiraze.
Körelir miyim?
şiraze, bir anlatabilsem seni
bütün ah’lar devrilecek
Ş İ R A Z
E
|
|
| |
| | |