|
Yani varla yok arası yaşıyorum ya da yokla var arası...
ölümün varlığını daha bir sezerken hayatın kayışını
çaresiz seyrediyorum.
Dokunamıyorum ona. Yakasına yapışıp durduramıyorum.
Öfkemi üzerine bırakamıyorum.
Duymuyor beni şiraze, görmüyor beni şiraze, görse bile
umursamıyor beni şiraze.
Öyle çaresiz, öyle elim kolum bağlı, öyle bitkin,
yorgun...
gaflet içinde oluşun bilincidir işte bu.
Dön yüzünü güneye; bırak hayat akıp gitsin, isterse
çağlasın dökülsün, dilerse dursun, varsın var olsun
herdaim... sen dön yüzünü şiraze, kendine dön.
Şöyle bir bak nesin, neredesin; hangi çizgide, hangi
sınırda, hangi zemindesin?
Ölç kendini. Bırak geçenleri, bırak geçmede olanları,
bırak geçip gidecek olanları.
Sen kendini dinle şiraze. Ne söylediğini dinle, kime
baktığını düşün, kim olduğunun farkına var bir de.
Kimsin şiraze?
Nerelerden geçip geldin, kimlerle hemhal oldun geldin,
kimlere yön verdin de geldin...
cümleleri yeniden oku şiraze, cümleleri yeniden hıfzet.
Bir muhaseben olsun seni sen yapan.
Sor kendine ne olduğunu. Nerede yanlış yaptığını, nerede
yanlıştan döndüğünü, sığındıklarını, sarıldıklarını,
kaçıp saklandıklarını bir bir gözden geçir şiraze.
Kaç doğrun oldu?
Kaç doğruda sebat ettin?
Kaç doğru ile yürüdün yarına?
Söyle şiraze sorularına kaç doğru cevap verdin?
Bildiğini biliyorum. Bütün sorularının doğru cevabını
bildiğini en iyi ben biliyorum.
Kaçışlarını, kaç sokak ötede durup dönmeye çabaladığını,
en üst kata tırmanıp kat kat aşağıya nasıl baktığını ben
biliyorum şiraze.
Neharda, leylde;
en mutsuzluğum, en mutluluğum, en umudum ve en umudumu
bitiren şiraze.
Kendi kendini yoklamaya başlamanın anında, arınmanın
kapısını çalma zamanıdır.
Gel de sensizliğe tahammülün ne aşılmaz bir duvar
olduğunu anlatayım sana.
gel...
ya ben bitireceğim beni
ya sen bitireceksin...
gel de bitmeler de bitsin
Ş İ R A Z
E
|