|
Yağmur da yağıyor
üstelik.
Eskimeyen bir fistan üzerimde, az
kala sona döküyor çizgilerini.
Bir çilek en kırmızı
haliyle yanaşıp, “ye beni” diyor.
“Ben çilek severim.”
Elimi uzatıyorum
tutayım diye.
Avucuma düşer düşmez yakıyor elimi.
Bir çığlık bırakıyorum havaya, karşımda asılı kalıyor.
Çığlık çığlık bağırıyor, çığlık çığlık bağırıyor;
kulaklarım acıyor, içim bulanıyor.
Avucumda kalan bir çilek acısı, bir de karşımda
çığlıklarım; yağmur da yağıyor üstelik.
Eskimeyen fistanım en
çizgisiz haliyle, üzerimde.
Bir delinin arta kalan
yanıyım şiraze.
Bir delinin en deli
haliyim.
Neredesin
şiraze?
Şiraze sen arayıp bulamadığım, şiraze sen sesini
duyamadığım; şiraze sen en uzağım, en yakınım, en
telaşım, bir de en aşkım. Yağmur da yağıyor üstelik. Aşk
bu anlatılmıyor işte. Yaşansa farkına varılmıyor,
bulunsa tanınmıyor, yakalansa hemen kaçıyor, ben “mor”
desem yeşil çıkıyor. Yeşil de aşk’a bence şiraze hiç
yakışmıyor. Üstelik yağmur da yağıyor. Islak bütün yeni
çiçeklenmiş ağaçlar. Islak bütün şemsiyesi olanlar.
Islak bütün şarkılar. Islak şiraze. Bir ıslandım mı
bitiyor, ne acı ki uçamıyorum şiraze.
sen beni bırak şiraze, nasılsa ben hep seninleyim...
Ş İ R A Z
E
|