|
“Aşk” desen aşk.
“Hasret” desen hasret.
“Acı” desen acı.
“Sevda” desen sevda.
“Renk” desen renk.
“Yol” desen yol.
“Işık” desen ışık.
Ne ise aradığın onunla doluyum şiraze.
Gül verdiler, dikenini de istedim. Dikensiz gül kokmuyor
şiraze.
Gökyüzü verdiler, bulut da istedim. Bulutsuz gökyüzü
dalgasız deniz gibi şiraze.
Kağıt verdiler, kalem de istedim. Kalemsiz kağıt boş
şiraze.
Anladım ki, verenden hep isteniyor şiraze.
Verdikçe isteniyor, verdikçe dahası isteniyor şiraze.
Buralarda kalakaldım gibi. Öyle bir his işte.
Durağanlaşmak. Lakin... hiçbir şey kalmıyor şiraze.
Benimle birlikte hiçbir şey kalakalmıyor. Rüzgar katıp
bulutları önüne götürüyor, pazardaki meyveler akşama
satılıyor, sular akıyor, saat tik tak’larını sürdürüyor,
buzdolabı gürültüyle çalışmaya devam ediyor, akşam
oluyor, sabah oluyor, ağaçlar bir yapraklanıyor bir
çiçekleniyor... Hiçbir şey kalakalmıyor şiraze.
“Önüm arkam, sağım solum sobe” diyorum. Kimseler yok.
Sobeleyecek kimseler yok şiraze. Ben de duvardaki
tabloyu, çekmecedeki düğmeleri, pencereden görünen
evleri, yoldan geçen arabaları sobeliyorum. Sonra kaçıp
saklanıyorum kendime. Kimse beni bulmuyor, bulamıyor
şiraze.
hep seninle...
Ş İ R A Z
E
|