|
Yok böyle bir şey; biz her şeye arası kapatılamayacak
mesafelerce çoktan geç kaldık.
Bitmek varsa eğer, geçmişi ak sayfalara kaydedecek zaman
bitti Şiraze.
Artık onları hiçkimse okuyamayacak, artık onları
hiçkimse dost bilip sarılamayacak, artık onları hiçkimse
çantasına doldurup yanında taşıyamayacak... ve bir sürü
artık işte.
Biz zamanın tellerinden her birine asılı kaldık.
Bir an’da, hiç olmayacak bir vakitte; nedir bu kalabalık
bir kumpanya edasında? Ellerinde pankartlar: ‘Aşk bir
ihtilâldir!’ – ‘Aşk bir arayıştır!’ – ‘Aşk bir
tutunuştur!’ – ‘Aşk bir başkalaşımdır!’ – ‘Aşk bir
yitiştir!’
Sarmışlar bin yanımı; elini uzat Şiraze, uzat elini...
ben kendi ihtilâlimden endişedeyim.
‘Buralardan her kim geçerse iz bırakır, aşk’ına dideban
olup asrın engebelerinde kaybolur’
edasında kol kola sevdalılar; ‘aşk bir ihtilâldir’
derken gözyaşından nehirlerde boğulur
bak nihan bakışlı şebnemler oynaşıyor yapraklarda
yapraklar ki, bahar kadar taze...
ben her dokunduğumu inciten, ben her uzandığımı dumura
uğratan; bir felaket kadar felaket
bir afet kadar afet...
o nihan bakışlı şebnemlerin oynundan çok ırak mekanlar
seçmişim kendime Şiraze.
Bir tebessüm et yeter; yıkılsın mefhumu şiddetin
Ben seni gecelerde aradım, yıldız gibi
Ben seni denizlerde aradım, inci gibi
Ben seni türkülerde aradım...
Şiraze! Ben seni içimde, görülmemiş rüya gibi yaşadım
Aşk belki, ağlamaktır...
Nasıl da yumuşatır gözyaşı insanı; nasıl da eritir,
inceltir...
Gel seninle bir daha ağlayalım; yaşanmışlara, bir de
yaşanmamışlara, bir de hiç yaşanamayacaklara
Ağlamak güzeldir Şiraze, ağlamak yüreğin temizlik
eylemidir
Bilir misin, lale’ler de işte böyle şebnemlenir
Ş İ R A Z
E
|