|
Aşk belki... diyerek çıktım yola. Aşk belki, her bitenle
başlayandı.
Ben kapattım gözlerimi görmek için. Ben kararttım
manzarayı seni bulmak için. Ben bende aramaya başladım,
aşk dediğim benden doğandı. Tüm gerçek senin söylediğin
hiçbir şeyi anlamayışımdı. Uzaklarına çekilip,
uzaklarından bakmayı seçtim. Kim bilirdi ki gitmeye
karar verenin, gitmek için hangi sözün ardına
gizlendiğini? Şimdi uzakların suyuyla suladığım aşkın
yeşillenişini seyretmedeyim. Çiçeklerinin kokusuyla
dönen başım beni bir sandala koyup gezdiriyor bir süre.
Göl kıyısını hiç bulamıyoruz. Çek kürekleri Şiraze...
çek kürekleri Şiraze... asla kıyılara ulaşamayacağız!
Kış yüklenmişken beyaz dallarına ağaçların. Kış
ağırlığını taşıtıyorken yüreklere. Adımların yavaşlaması
havanın soğukluğundadır kandırmacasındayım. Oysa
ağırlığı veren içimdeki. Hüznün sertliğiyle çatlayan
ellerimin oyuklarına dolan kan ve acısıyla buruşan yüzüm
ve hiç bitmeyeceğini düşündüğüm siyahlığın orta yeri...
Her okuduğum satırdan damlayan kederle çalkalanıyorum
yeniden. ‘Eğer yeniden gelme şansım olsaydı hayata, tüm
hatalarımı yeniden yaşardım’ diyen şairin inanılmaz
umutsuzluğuyla karşı karşıyayım. Bir daha dönemeyecek
olmak... bir daha başlayamayacak olmak... bir dahası
olmayacak Şiraze... bir dahası hiç olmayacak Şiraze...
asla yeniden doğmayacağız bu hayata! |