|
Ceviz ağaçlarının yapraksız dalları altında yürüdüm.
‘Kış beni hep karamsar yapar’ dedim, ‘103 numaralı
dolmuş da gidiyor işte, kavşaktan şimdi döndü’... eğilip
yerden metal bir para aldım. Tam önümde bana parlıyordu.
‘kumbarana koy bunu Şiraze
sen biriktirmeyi seversin’
kuru yaprakları, çakıl taşlarını, rengarenk boncukları,
sinema biletlerini, elişi kağıtlarını, htıraları,
acıları, gözyaşını, sorulamamış soruları ,senden kalan
sesleri, yaşanamamış paylaşılmışlıkları, birlikte
harcamak üzere siyah deri cüzdanında biriktirilmiş
zamanları ve hüznü… ve özlemi...
bugün mektuplarımı postalamak için çıktım sokağa;
‘siyah’ dedim, ‘herkesin üzerinden akan renk’... bir
mektup da ‘yaz mevisimine postalamalı’... ‘renklerini
topla da gel’ demeli... Sen de sıcağı seversin Şiraze;
onun sevdiği kadar hep kaynayan bir neşeyle savrulurdun
hayatın içinde yön seçmeden. Ben yüzüme kondurduğum
hüzünle boyardım her şeyi. Bugün mektuplarımı postalamak
için çıktım sokağa; sırf bir sebep üzre evden ayrılmış
olmak için belki.
lombozların gerisinden bakmak benim tüm yaptığım.
Yorucu... Tüm yüz hatlarını farkettirmeden inceliyorum
karşılaştıklarımın. Tanıdık değil hiçbiri. Bu yüzden
belki Şiraze, tebessüm etmiyorlar. bugün mektuplarımı
postalamak için çıktım sokağa; ‘her kapıya bırakmalı bir
mektup’ dedim. ‘gülümseyin kendinize’ diye başlayan. |