|
sen masal uykularındayken gönderilmiş beyaz güvercinler
uçuşur etrafımda
çırp çırp kanat sesleri; çırp çırp... çırp çırp...
ben buralarda bilmem ki hangi uykunun hangi köşesinde
beklemedeyim hiç gelmeyecek olanı
bir beyaz kelebek olur umut, avuçlarıma konan
biliyor musun, bir zemheri gününde, yine elimde
mektuplar yola çıktığımda
tam da başımın üzerinde beyaz bir kelebek... hafif
kanatları huşu içinde
dönüyor... dönüyor... dönüyor...
işte o gün sonrası Şiraze, ben her bahar beyaz
kelebekleri aradım
her güne beyaz kelebek görme umuduyla başladım
uyan Şiraze, doğrul... kelebekler seni bekliyor, düş
değil gerçek
kelebekler seni bekliyor...
revnakı güzelliğinin, tüm zamanlarımı doldurduğunda
en onulmaz derdin tam orta yerine düştüğümün idrakinde
değildim elbet
kimseye düş bahçelerimden geçen katarların ağırlığını
duyurmadım
duymayın da artık beni...
bundan sonrasında mı lâl rengi masallara yelken açacağız
Şiraze?
lâl olup lâl’e mi boyanacağız Şiraze?
gözümüzden akan lâl, gönlümüzden taşan lâl...
hepsinin içinde ben de bir lâl...
biryerlerde hep yanlış yapmanın telaşlı kıpırtısını
yaşıyorken,
o yanlışın artık sonsuza dek düzeltilemeyeceğini
bilmenin kıstırılmışlığı ile
pusuyorum bazen
uzun süre gecelere küsüyorum...
uzun süre kendime küsüyorum...
uzun süre kaleme, kağıda küsüyorum...
denizin en sığ yerinden başladık yol almaya Şiraze,
şimdi kara görünmüyor gerimizde
küsmeyi de boşverelim, hep ileri... hep ileri... hep
ileri...
bizi bekleyen sahilin taşlarında ışıltı var Şiraze.
denizin dalgalarından anemonları toplayıp dolduralım
çıkınımıza
onlar da mor, düşlerimiz gibi...
varacağımız sahilleri mor’a boyayıp, mor uykulara
dalalım
biz, denizin en sığ yerinden başladık yol almaya Şiraze.
düş bahçesi ile...
Ş İ R A Z
E
|