O' NA

Nasıl ve neden başladı

Bilmiyorum

Çığ gibi büyüdü içimizde

Ellerimiz kendiliğinden birleşivermişti

Farketmeden dokunmuştu dudaklarımız birbirine

Kimsenin suçu değildi

Ezelden aşıktık çünkü birbirimize 

Bir destan olmadı belki aşkımız

Ama masal gibi yaşandı

Unuttuğumuz tek şey

Geçen kısa zamandı

Sağnak gibi

Kısa, bereketli ama bir o kadar yıkıcı

Karınca telaşında

Koparabildiğimiz kadar koparmıştık hayattan hatıraları

Neredeyse bir ömür kısacık an'a sığdı... 

Şuursuzdu haklıydın

Hesaba katmadığın

Aşk ateşini yakan

Ateşi canlı tutan

Gözü kara olmaktı...       

 

Evet, gözü kara yaşananlar iz bırakıyor, anlamlanıyor ve eşyaya hayat veriyordu.

Kendimize bile itiraf edemediğimiz ayrılığı, kelimelere dökemeyişimizin sebebi de buydu aslında... Yani hayat verdiklerimizi tekrar öldürmek talihsizliğine düşmeme isteği...

Sağnak gibi diyorum ya, kısa, bereketli ama bir o kadar yıkıcı.

Yıkılan duygulardı, hayallerdi, ümitlerdi...

Anlayamadığımız, yıkılanların yerini yenilerinin alacağı gerçeğiydi ve birbirimizi paylaşırken etrafımızdaki birçok anlamsızlıklar yığınının anlamlandığıydı, farketmediğimiz.

O an farketmememiz son derece normaldi...     

Sonra yalnız kaldığımızda, yani paylaşamadığımızda birbirimizi ve hayatı, bir TK kuşunun homurtularla piste süzülüşünün nasıl hayat bulduğunu farkettiğimizde veya bir şehir hatları vapurunun sireninde canlanan eşya, dudaklarımızda hüzünlü ama anlamlı bir tebessüm açtıracaktı.

Hüzünlü diyorum çünkü yeni çiçeklerde açamayacaktık, bir ağacın dalında yeniden tatlanamayacaktık veya bir faytonun arkasına konuk olamayacaktık...

Anlamlı diyorum, hayatın birçok siyah beyaz karesini renklendirdiğimizi biliyorum çünkü.

Buydu birbirimizi arayamamamızın sebebi.

İnsanlar kırılgandı ve bir o kadar acımasızdı hayat.

Dokunmadan, vurmadan , bir kelimenin hoyratlığında tuzla buz oluveriyordu ve o zaman dudaklardaki çiçek soluyordu...

Buydu seni arayamamamın sebebi ve kazandıklarımı boğazlamayı içime sindirememem...

Susuyordum...

Seni yüreğimden silemeyeceğimi bildiğimden, yaşadıklarımı yağmalayıp yerle bir etmektense, bir yangın yeri bırakmaktansa geride, mamur saraylar gibi eserimi bırakıp gitmeyi seçebiliyordum...

Sonrası, ruhların kütleleştiği bir dünyada aşık olabilen iki insan olarak kalacaktık.

Birbirimizi bir daha hiç görmesek de, bir daha hiç kenetlenmesek de ellerimiz, iki özel insan olarak.

Ve 'keşke'lerin yerine 'iyi ki'lerle başlayan cümleler kurduğumuzda bunun ne kadar önemli olduğunu anlayacaktık... 

İYİ Kİ DOĞDUN...

                                              Ömer L. SOYLU

Bir Önceki Sayfa...

Yukarı Çıkmak İçin...