|
MAVİ GÖZLER
İlk doğduğu günden beri herkes onun gözlerine bakar, ‘ne güzel gözleri var’
derdi. Gerçekten de güzel bir kız çocuğuydu. Mavi gözleri, altın sarısı saçları
ve sevimliliği gittiği her yerde herkesin dikkatini çekerdi. Her seferinde
herkes onun mavi gözlerine imrenir, mavi gözlerle ilgili övücü sözler
söylerlerdi. Annesi onu dizine yatırır, ‘mavi gözlüm’ diye severdi.
Günler geçtikçe kız mavi gözlerinin bir ayrıcalık olduğunu; güzelliğinin,
kendisi ile ilgilenilmesinin sırrının mavi gözleri olduğunu keşfetti. Henüz
üç-dört yaşlarında idi. Her arkadaşının göz rengine bir kusur buldu. Gözleri
maviden başka olanlarla dalga geçiyor, onların gözlerini alaya alıyor ve en
kötüsü gözlerinin maviliği ile büyükleniyordu.
Annesi çalışan bir kadındı, işe gittiğinde onu kreşe bırakıyordu. Çocuk anne
sıcaklığını duyamamanın ezikliği ile sürekli ağlıyordu. Bakıcıları ne kadar iyi
de olsalar annenin yerini tutamıyorlardı tabiî.
Günlerden bir gün yine annesi onu kreşe bırakıp işe gitti. Çocuk arkasından
ağlamaya başladı. Bir türlü susmak bilmiyordu. Diğer çocuklar ve bakıcılar
bundan rahatsız oluyordu. Bakıcılardan biri küçük kızın mavi gözlerinden dolayı
kaprise girdiğini, onlarla övündüğünü biliyordu. Ağlayan kızın yanına geldi ve
ona, ‘tatlım, eğer ağlarsan mavi gözlerin kahverengi olur’ dedi.
Dakikalardır ağlayan kız bir anda susuverdi. Bakıcının gözlerine bir daha baktı.
Arkadaşlarının gözlerine bir daha baktı. Ayrıcalıklı olmanın mavi göz olduğunu
yeniden hatırladı. Bakıcıya emin olmak için sordu:
- Gerçekten ağlarsam mavi gözlerim kahverengi mi olur?
- Evet, hem de sonsuza kadar.
Mavi gözlü kız ne zaman ağlamaya kalksa ona hep, ‘mavi gözlerinin kahverengi
olacağı’ hatırlatıldı. Bu durumu annesine söylediklerinde annesi de bir kahkaha
attı. Çocuk evde ağlamak istediğinde annesi, ‘ağlarsan mavi gözlerin kahverengi
olur’ dedi.
Kısa bir zaman sonra bu durum çocukta bir saplantı oldu. Ve mavi gözlerini
kaybetmemek için yıllarca ağlamadı. O ağlamadığı için herkes mutlu idi. Kreşteki
bakıcılar o ağlamadığı için daha fazla kahkaha atmaya zaman buluyorlardı. Annesi
o ağlamadığı için evdeki işlerini kolay yapıyor, makyajına daha fazla zaman
ayırıyordu.
Yıllar geçip gitti, kız büyüdü, serpildi, mavi gözleri, sarı saçları ile güzel
bir kız oldu. Artık yirmi yaşlarına gelmişti. O mavi gözlerinden, sarı
saçlarından dolayı bütün gözler her zaman olduğu gibi ondaydı. Annesi onun bu
güzelliği ile gurur duyuyordu.
Bir bahar sabahı uyandıklarında mavi gözlü kızın annesinin hasta olduğu
anlaşıldı. Doktor doktor gezdirdiler, derdine bir türlü çare bulamadılar.
Gitmedikleri doktor kalmadı. Kadın mavi gözlü kızının gözleri önünde eriyordu.
Ama mavi gözlü kız annesinin bu durumuna üzülmesine rağmen gözlerinden bir damla
yaş gelmiyordu.
Birgün mavi gözlü kızın babası bir komşularının tavsiyesi ile ermiş bir adama
götürdü hasta kadını. Ermiş, kadına bakınca ‘bu derdin sadece bir çaresi var’
dedi. ‘Üç gün üç damla göz yaşı içecek. Dördüncü gün ayağa kalkacak’ dedi.
Herkes sevindi. ‘Bundan kolay ne var’ dediler. ‘Birimiz ağlarız içiririz göz
yaşımızı’ dediler. Ermiş, ‘kolay gibi görünüyor ama o kadar kolay değil, bu göz
yaşı mavi gözlü olan kendi kızının gözyaşı olacak’ dedi.
Eve geldiklerinde mavi gözlü kızın gözyaşını istediler. Annesini çok seven mavi
gözlü kız onu kurtarmak için ağlamak istedi günlerce, aylarca ama gözünden bir
damla yaş gelmedi. Mavi gözlerini kaybetmemek için yıllardır ağlamamıştı. Bu
sebepten ağlamayı unutmuştu.
Mavi gözlü kız bir türlü ağlayamıyor, günler geçtikçe annesi gözlerinin önünde
eriyip gidiyordu. Topu topu üç damla yaş çıkaracaktı gözünden. Ama olmuyordu.
Bir gün günbatımında kadın kızını yanına çağırdı. Kızının dizine kafasını koydu.
Açık pencereden batan güneşi görebiliyordu. Bir ‘ah’ çekti. ‘Ben ölürsem üzülme
kızım. Suçlusu sen değilsin. Ben senin gözyaşlarını kurutarak kendi ölümümü
kendim hazırladım. Ben öldükten sonra birgün ağlamanı dilerim’ dedi.
Kız annesinin bu sözlerinden o kadar duygulandı ki gözleri dolmuştu. Her an
ağlayıp, annesini kurtarabilirdi. Biraz daha zorladı kendisini ve gözlerinden
bir damla yaş süzülerek yanaklarından akmaya başladı. Yanaklarından süzülen
damlalar annesinin dudaklarına düştüğünde dizinde soğuk bir bedenin varlığını
hissetti sonra. Mavi gök yüzünü siyah bir örtü kaplamış, artık gün batmıştı.
Hasan MAHİR |