|
İKİ BİLİNMEYENLİ DENKLEM........
Matematiksel olarak hayatını ikiye bölmüştü koordinat düzleminde. Y düzleminde
kırk beş yaşına kadar olan yaşamı, X düzleminde ise şimdiki yalnızlığı vardı.
İki bilinmeyenli bir denklem: Bilinmeyenleri yaşam ve yalnızlık. Yalnızlık ve
yaşam arasında ters bir orantı vardı. Yalnızlık arttıkça yaşam sevinci azalıyor;
tersinde ise tersi. En çözülmez problemleri bile rahatlıkla çözebilir,
öğrencilerine teoremleri ve ispatlarını yapabilirdi yaşlı matematik profesörü...
Ama hayatının iki bilinmeyenli basit denklemini çözümde zorlanıyordu şimdi..
Hava yerine aşk solunduğu güzel bahar günlerinde yalnız olmanın ,Tanrıyla
beraber kendisine de mahsus olduğu hissi yakasına yapışmıştı .Onulmaz bir
yalnızlıktı bu.Yirminci yüzyılda bile çözümü mümkün olmayan problemlerin başında
geliyordu.Kış günlerinde yalnızlığının depreşmesini kapalı havalara bağlardı, ya
bu havalar; hayvanların bile çiftleşmek için birbirini aradığı , insanı illa da
bir şeyler yapması için uyaran bu havalar olmaz olsundu.
Her mevsim yalnızlık getiriyordu, ne biçim bir işti bu böyle. Halbuki dünya,
güneşin çevresinde bilmem kaç saat kaç dakika yol gidiyordu bu günlere varmak
için. Hatta yengeç dönencesi 23, 27 derecelik açısını değiştiriyor güneş
ışınları dünyaya 60 derecelik bir açıyla vurarak... Yazık değil miydi zavallı
dünyamıza.
”E.. Sen gel burada kös kös otur, sonra da bahar biraz geç geldi mi yakınıp dur,
bahar gelmedi diye. Sanki bir halt yapacak da bahar gelince!”. İnsanların cıvıl
cıvıl oynayıp koştuğu, sevgililerin sarmaş dolaş gezdiği parkta bir bankın
üstüne oturmuş olan Prof.Zeki BAŞARAN kendi kendine konuşup duruyordu.
Okyanusun ortasında, haritada bile belirtilmeyen, geçen gemilerin kaptan
yardımcılarının “kaptan önümüzde küçük bir ada var” demeye bile gerek duymadığı
küçücük bir ada gibiydi... Öylece çırılçıplak... Bir martı gelip konsa üstüne
mutlu olacak.. Oysa üzerinde martıları çekecek ne bir ağaç ne bir bitki olan bu
adaya hangi kuş gelip yuva yapacaktı... Gerçi Y düzleminin eksi tarafında kalan
hayatında, - hayatının tek bilinen bilinmeyeni - Suzan vardı .
Kendisiyle Suzan’ ı defalarca kez çarpıp toplamasına karşın, bilinen hiçbir
sonuç elde edememiş, sonuç yeni bir bilinmeyen doğurmuştu. Suzan, sayılarla
kendisinden daha fazla ilgilenen bu adama beş yıldan fazla dayanamamış artı
sonsuza doğru yol almıştı... Profesör Zeki; sayı düzleminde tam sıfır sayısının
üstünde kalakalmıştı yine... Şimdi ise sonsuz elemanlı evrensel kümenin içinde
bir boş kümeden başka bir şey değildi... Kurmuş olduğu iki bilinmeyenli
denklemde etkisiz eleman olmanın sıkıntısı içinde baharın verdiği geçici etkiyle
problemine bir çözüm bulmak kaygısı içinde cebelleşirken kulağına gelen sesle
irkildi: ”Yanınıza oturabilir miyim beyefendi”. Yaşı kırklarda, pek de güzel
olmayan bir bayandı. ”Ne kadar güzel bir hava , insanın kanatlanıp uçası geliyor
öyle değil mi?” diye sordu profesöre gülümseyerek.”Pardon kendimi tanıştırmadım
size benim adın Neriman, emekli öğretmenim “ diye ekledi. Profesör bu bayanla
tanışıp işi ilerletmenin olasılıklarını hesaplarken, bir yandan da kadını
süzüyordu.
”Evet, gerçekten insanın kanı kaynıyor”dedi. ”Benim de adım Zeki BAŞARAN,
üniversitede matematik profesörüyüm”. Kadına baktı, kadının etkilendiği
belliydi. Profesör hemen bir hesap yaptı. Türkiye’de yaşayan nüfusun yarısı
kadın olsa kendisinin Neriman Hanımla tanışmasının olasılığı.... “Biliyor
musunuz, dedi, Neriman Hanım sizinle şu an tanışmış olmamızı formüle ettiğimiz
şu sonuç çıkıyor”. Kadın güldü.”Ay çok hoşsunuz profesör ne çabuk hesapladınız.”
Profesör tevazuyla güldü. Gerçi profesörün bir sayıyla çarpılıp sıfırdan
kurtulma şansı yoktu ama,- her sayıyı yutuyordu çünkü-; belki toplama yapılırsa
sıfırdan kurtulabilirdi. Neriman Hanımla hemen bir formüle girmek gerekti...
Belki bu sefer olabilirdi sıfır + iki = iki........
Süleyman ATMIŞ |