|
BEKLEMEK
DURAĞA GELELİ YARIM SAAT OLMUŞTU. Beklemekten bacakları sızlamaya
başladığından küçük mesafede gidip gelmeyi denedi. “Neden bu kadar gecikti?
” diye düşündü. Daha önce hiç bu kadar beklememişti. “Hep aynı saatte
geliyorum” diyerek saatine bir daha baktı. Dörde geliyordu işte. Otobüs
bozulmuş olmalıydı. Belki de lastiklerden biri patlamıştı. Yine de hiç bu kadar
uzun süre beklediği olmamıştı. Yere oturup biraz dinlenmeye çalıştı.
Karşısındaki yüksek binaları süzdü bir süre. Onlar bitince arkalarındaki
binalara
göz attı. Sonra altı şeritli yola takıldı bakışları. Yolda gidip gelen arabalar
garip
görünüyordu. Hiçbir yerde hiçbir zaman durmuyorlarmış gibi sürekli hareket
hâlinde olduklarını varsaydı birden. İnsanı çileden çıkaracak derecede can
sıkıcı
bir ayrıntıydı bu. Herkes nereye gidiyordu böyle?
Otobüs hâlâ görünmüyordu ortalıkta. Birilerine sorsa iyi olacaktı ama
görünürde birileri de yoktu. Bu duraktan bir tek kendisi biniyordu zaten. Daha
önce başka bir yolcuyla da karşılaşmamıştı. Yolun karşısındaki gündüz vakti
ışıkları yanıp sönen markete gidip sormayı geçirdi aklından, ama bu risk almak
demekti. En az yirmi adım ilerideki yaya geçidine gitmek, ışığı beklemek, altı
şeritli yolu geçmek, markete girip sormak, sonra geri dönmek çok uzun
sürebilirdi ve bu süre içinde de otobüs gelip gidebilirdi. İşte o zaman iş işten
geçerdi. Üstelik sorularına yanıt alacağı da kesin değildi. Markette
karşılaşacağı kişinin buradaki duraktan habersiz olma ihtimâli bile vardı.
“Pardon, anlayamadım. Durak mı dediniz? Nerede, hani? Daha önce hiç
otobüse binmedim. Demek yolun tam karşısında bir durak var. İnanın hiç
bilmiyordum. Kusura bakmayın size yardımcı olamayacağım. Ama isterseniz
müşterilere sorabilirsiniz. Belki konuyla ilgisi olan çıkar...” Falan filan...
Yarım
saat sürme ihtimâli olabilecek bir duruma girmemeliydi. “Düşünmesi dahi
tahammül edilir gibi değil” diye mırıldandı. Vazgeçti.
Biraz daha beklemeliydi, nasılsa gelirdi. Hiç gelmediği olmamıştı, aslında
geciktiği de hiç olmamıştı. Kesin önemli bir sorun çıkmıştı. Saat beşi geçiyordu
işte. Beklemek korkunçtu. Berbat hissediyordu insan kendisini. Bunu ancak
bekleyen anlayabilirdi. Hayatında hiç beklememiş olan bilemezdi. Çantasını
başının altına koyup uzandı. Gökyüzünü gezindi bir süre. Berrak mavide
dolanan beyaz öbekleri saydı. Ama hâla otobüs gelmemişti. “Ne olacak şimdi?”
diye düşündü. Sağda solda, kaldırımda, bu tarafta, karşı tarafta hiç yürüyen
insan yoktu. Kimse yürümeyi denemiyordu burada. Belki de bu yüzden otobüs
gelmekten vazgeçmişti. Neden olmasındı. Mümkündü tabiî. “Ben varım ama,
otobüs bunu çok iyi biliyor. Her gün aynı saatte burada bekliyorum” diye
düşündü. Sanki biraz da öfkelenmişti. Düşüncesinden geçen kelimeler biraz
sert vurgu yapmış gibi geldi ona. Sakinleşmeliydi. Şimdi bir otobüs yüzünden
gerilmenin hiç sırası değildi. Dünya hâli. Her şey, her zaman yolunda gidecek
diye bir kaide yoktu sonuçta. Ara sıra değişiklik yaşamanın tadına varmalıydı.
Yine de biraz sıkıcıydı. Yani işin içinde beklemek olmasaydı belki keyifli
olabilirdi
ufak değişiklikler. Beklemenin sinirleri bozan tarafı ağır basıyordu.
Gözlerini kapattı. Uyuyakaldığında arabalar hâlâ yolda akıyordu. Anlık
rüyasında büyük beyaz bir otobüsü kovaladığını gördü. Dar sokaklardan
geçerken otobüs çarpmamak için bir incelip bir kalınlaşıyor, bazen karşısına
çıkanların üzerinden zıplıyordu. “Hiç böyle otobüs görmemiştim” diye düşündü.
Arkasından koşarken bir yandan da ona sesleniyordu var gücüyle: “Hey dur!
Beni almayı unuttun!” Ne çok bağırmıştı ki kısık sesini kendisi bile
duyamamıştı.
Çok zamandır otobüs önde o arkada bu vaziyette idiler demek ki. Birden şehir
bitti. Yol bitti. Zemin bitti. Uçmaya başladılar. Neredeyse bir kelaynak ile
çarpışıyordu. “Önüne baksana, uçmayı bilmiyorsan ne işin var burada? İn
aşağıya!” diye çıkışan kelaynak ile konuşabilmeyi diledi bir an. Tam bir şey
söyleyecekken otobüsün karanlığın içinde kaybolmak üzere olduğunu farketti.
“Eyvah! Kaybedeceğim” diyerek uçuşunu hızlandırdı. Otobüs bir kara deliğin
içine atlamıştı.
Yoldan hızla geçen itfaiye arabasının siren sesiyle korkuyla yerinde zıplayarak
uyandığında önce nerede olduğunu anlayamadı. “Burası da neresi böyle? Ne
işim var benim burada?” diye mırıldandı. Otobüs durağında olduğunu
farkedince rüyasındaki otobüs hayâl meyal canlandı gözünde. Ayağa kalkıp
çantasını sırtına aldı ve yürümeye başladı. “Hiçbir şeyi beklememeliyim” dedi.
Bekleyerek kim bilir neleri kaçırmıştı. Bu kadar hızlı bir hayatta beklemek
gerilemek demekti. Şimdi, nelerden geri kalmış olabileceğini kestirmeye
çalışıyordu. Ama ne kadar düşünürse düşünsün bunu bilebilmesi mümkün
değildi.
Naz Ferniba |