|
UNUTULMUŞ SEVGİLER
---------------------
Hep, yorumlar üzerine yapıcı çalışmalar. Tekrar üzerine tekrar. Yok olmaya yüz
tutmuş bir çiçeği, dik dursun diye boynunu iple bağlamak. İşte bunların hepsi,
unutulmuş, alışkın sevgiler. Oysa çoktan ölmüş, beni gömün diye haykıran
bedenlerin sevgileri. Yaşamak için hiç bir çocuksu yüzü kalmamış, tüketilmiş
sevgiler bahsettiğim. İki kişiden çıkıp, birçok kişiye yansımış, yansımaması
gereken kayıp sevgiler. Uzun zamanlar ve düşüncelerden sonra yaratılmış, içinden
gelen seni seviyorumları yok eden, unutulmuş sevgiler...
Etrafınıza bakın, ne görüyorsunuz? Yorgun insanlar, daraltıcı sokaklar, gülmeyi
bilmeyen çocuklar, anlamsız bir is, stres ve gerilim. Kim yaptı bunları diye
düşünmeyin. Hepsi bizim unutulmuş sevgimizde gizli, yok olmuş sevgimizde. Neden
artık sevgililer eskisi gibi değil, neden yorgunluğun tadı dinlenmekte değil,
neden sevgi bizim içimizde değil.
Bazen bakıyorum etrafıma, o yorgun, sebepsiz kin besleyen suratlara. Soruyorum
içimden ; siz sevdiklerinizle, dostlarınızlada mı böylesiniz diye. Yalancı
ruhlar olmuşuz istemeden, sevgimize bir türlü sahip çıkmayı becerememişiz. İki
kuruş sevgi için, kendimizden çıkmamıza, apayrı insanlar olmamıza hayretle
bakıyorum. Arkadaşlık, aile, doğru, yanlış adına yaptığımız her şeyde,
karşımızdakinin sevgimizi elimizden alma çabasına şaşırıyorum. Bu düşünceler,
sadece etrafıma baktığımda, dar sokakların bana söylediği basık cümleler oluyor.
Sonra, sert bir omuz yürürken bana çarpıyor ve dünyaya geri geliyorum. Etrafıma
bakmadan, boynumu eğip yürüyorum. Bir pardon, özür dilerim bekliyorum belki de o
sert omuzlardan. Sonra ne oluyor. Hiçbir şey. Sadece motorlu araçların
çıkarttığı seslerin arasından, bir iki kuş sesi duyuyor kulaklarım. Veya duymaya
çalışıyor...
Ben, aşkı, aileyi, dostluğu, arkadaşlığı doğuran hep sevgidir diye
biliyordum. İnsanlar o kadar aç mı ki, başkalarının sevgisine ortak oluyor veya
onu yok etmeye çalışıyor. Bunun farkında olmadıklarına inanmıyorum,
inanamıyorum. Yorgun sokaklardan çıkmadan, dar bir bara giriyorum. İnsanlar
bilmedikleri bir müziğin ritmine kendilerini kaptırmış ve elinde içkileri, boş
boş etrafa bakıyorlar. Eminim ki evlerinde olmadıkları kadar, rahatsızdırlar şu
an. Bir iki tanıdık görüyorum, yanlarına gidiyorum. Bir dost edasıyla
karşılanıp, ilgi görüyorum bir anda. Çok değil, beş dakika geçmeden, yan
sandalyede duran o çantadan farkım kalmıyor, unutulan oluyorum. Bir süre sonra,
o bir çift sert omuzu aynı masada görüyorum. Gülüyor, eğleniyor, etrafındaki
güzel kızlara bakıyor. Hatta bir ara benimle bile, bir arkadaş, bir dost
edasıyla konuşmaya çalışıyor. Anlam veremiyorum olanlara. Sokaktaki adamla, aynı
kişinin bu olacağına inanamıyorum. Bir insan bu kadar mı farklı olabilir diye
düşünmekten de kendimi alıkoyamıyorum. Ama gözlerimi açıp ta her şeyi gördükten
sonra, çoğumuzun, bırakın sevgimizi, kendimize bile sahip çıkamadığını
anlıyorum. Yenilmiş ve yorgun bir şekilde, barı terk ediyorum...
Eve dönerken, kaç tane ben var diye düşünüyorum. Onlarca mı, yüzlerce mi. Hayır
diyorum kendi kendime, belki herkes gibi ben de isyan ediyorum. Kaç tane beni
yaşıyorum, kaç tanesini unuttum acaba, kaç tanesi öldü. Yoksa hep bir miydim.
Bir anda, sanki tüm sevgi çiçekleri, bir telefonla içimde beliriveriyor. Değer
verdiğim bir insan benimle mutlu oluyor, ben de onunla. Sonra anlıyorum ki, asıl
tutunulması gereken, o unuttuğumuz sevgiler. Aslında hep içimizde olan, mızıkçı
bir çocuk gibi bizimle saklambaç oynayan sevgiler. Yok olduğunda bizi binlerce
yalancı parçaya bölen, bulunduğunda ise bizi bir yapan unutulmuş sevgiler.
Anlıyorum ki artık unutulanları, hatırlamanın, yaşamanın, içinde bir olarak
hissetmenin vakti geldi de geçiyor. Farkındalık...
Mahzenlere kapatılmış, birbirine hasret vücutları, ayırmayı bir görev gibi
benimseyen zindan görevlileri ; diğer insanlar. Size soruyorum, neden? Neden
bizimlesiniz, neden bizden kopamıyorsunuz. Oysa ki biz, sizden çok ama çok
uzağız. Bunu göremiyor musunuz? Bu kadar zor mu bunu hissetmek. Geçin aynanın
karşısına, kendinizi tanıyın, kendinizle uğraşın, bizimle değil. Bırakın bizi.
Farkında değilsinizdir belki, öldürüyorsunuz bizi, bizim mahzun ve ışıldamaya
çalışan sevgimizi. O unutulmuş değil, yok olmaya yüz tutmuş da değil. Sadece
size verecek gücü, kendisinde hissedemiyor, kendisini paylaşmak, yok etmek
istemiyor sizinle. Artık siz de bırakın başkalarının sevgisini, kendi sevginizi,
aşkınızı yaşayın içinizde. Etkileyin kendinizi sevginizle, bir olun her insanla,
her varlıkla, her değerle. Artık, sahip çıkma vaktidir ; unutulmuş kendimize ve
o unutulmuş sevgimize...
Nazmi ÜNAR |