|
TACİZ
« Kurallı yaşamak
katı yasaklamalardan geçer… Güçlülük kadın olmakla değişmez… Yetkimi hoşgörüsüz
ve sürekli bir şekilde kullanmalıyım… » Ağzının içinde mırıldandığı bu sözlerden
sonra bayan idarecinin gözleri irileşmişti.
Sekreterine,
rahatsız edilmemesini, söyledi. Bilgisayarıyla birşeyler yazmaya koyuldu. Adeta
yazdıklarıyla yelpazeleniyordu. Gözleri zaman zaman tek noktada kalıyor,
kelimeler üzerinde üç boyutlu kurgular arıyordu.
Aradan iki saat
geçmişti. Ki içinde bir tek sevgi sözcüğü bulunmayan, siyasi parti duyurusunu
veya sendika bültenini andıran yazısına son noktayı koydu. Altına; ismini,
unvanını ve tarih yazmayı unutmadı. İmzasını da attıktan sonra, « zorlamalarıma
karşı direnmenin güçlüğü yakında anlaşılacaktır... » diyerek telefona sarıldı.
El kol
işaretleriyle, konuşması buğulu camlar arkasında akislendi.
Birkaç dakika
sonra, saçları ağarmış bir işçisi, endişeyle kapıyı tıkırdattıktan sonra içeriye
girdi. Titreyen eline tutuşturulan mektubu aldı. Geri adımlarla dışarıya çıktı.
Fazla vakit kaybetmeden, telaşla kendisine yazılanları okudu. Alın terlerini
sildikten sonra derin derin nefes aldı. Bir ülkede « yabancı olmanın
olumsuzluklarını » düşündü.
İç çekişleri
akşamüstü evine de yansıdı. Babalarının kucağında günün gerginliğini atmak
isteyen çocuklarının mahzun halleri onun kederini katmerleştirmişti.
Gece yarısı acılar
kalbine yüklendi. Ambulansla hastahaneye kaldırıldı. Ve orada öldü.
Kendisini sevenler
onu morgta ziyaret ettiler. Hanımı hayatının yönünü değiştiren soğuk rüzgârların
şeklini anlatmaya çalışırken gözyaşlarını tutamıyordu. Çocuklarını geleceğe
hüzünle taşıyacak bir başlangıçtan haberleri olmayanlar yarın onları nasıl
karşılacaklardı ?
Olay unutulmuştu.
Birkaç ay sonra, aynı işyerindeki yetkili bayan « etkinliğin sürekliliği
yargılayıcılıktan geçer… Psikolojik yöntemlerle, kesintisiz yabancılarla
mücadeleyi sürdürmek benim görevim olmalı… Güçlülük kadın olmakla değişmez… »
Ağzının içinde mırıldandığı bu sözlerden sonra bilgisayarıyla birşeyler yazmaya
koyuldu. Bayan sekreterine de rahatsız edilmemesini söyledi. Yazdıklarıyla âdeta
yelpazeleniyordu.
Mektubuna son
noktayı koyduktan sonra, altına; ismini, unvanını ve tarih yazmayı da unutmadı.
İmzasını da attıktan sonra :
« Her şeyin
başlangıcında sonuca ait izler vardır... Geçmiştekilerin unutulması işimi
kolaylaştıracaktır... » diyerek telefona sarıldı. Konuşmaları buğulu camlar
arkasında akislendi.
Kapıyı
tıkırdatarak içeriye giren işçisinin eline yazdığı mektubu tutuşturdu. İşçisi
geri adımlarla dışarı çıkarken, o gerindi.
Rahatlamış bir
hali vardı. Bekleme dönemi başlamıştı.
İşçisi önce derin
nefes aldı. Sonra, kendisine verilen mektubu açmadan ikiye katlayarak cebine
koydu. Kulaklarına ambulans sirenlerinin sesleri gelmeye başladı. Kendisini
hastahanede ve morgta hissetti.
Bir gölge gibi,
onun duyguları gelişirken aile hayatına yansıyan huzursuzluklar başkalarınca hiç
farkedilmedi.
İnsan hakları
bildirgeleri bulunan duvarlarda tenzilatlı satış ilanları daha çok dikkatleri
çekiyordu.
Hüzünler; evlerde
ağıt, iş yerlerinde huzursuzluk, yüreklerde burukluk halinde yansırken,
televizyonlarda kovboy filmleri gösteriliyordu.
Üzeyir Lokman ÇAYCI |