|
MAGMA
Mutfak lavabosunun altından gelen sıcaklıkla irkildiğinde merakı da depreşmişti.
Dolabın kapağını açmayı düşündüğünde ellerindeki titremenin farkına varıp buna
hayret etti. Alt tarafı bir mutfak dolabının kapağını açacaktı. Bunda bu kadar
tedirgin olacak ne vardı ki. Evde yalnızken başına böyle garip bir sıcaklığın
gelmesini hazmedemiyordu belki de. Pencerelerin perdesinin kapalı olması da
sıcaklığın gizemiyle tam örtüşmüştü doğrusu. Sıcaklık daha da arttı. Daha da
arttı... arttıkça arttı. Artık sıcaklığın etkisinden dolabın kapağında renk
değişimi başlamıştı. ‘Kulpuna dokunamam’ diye geçirdi içinden. Parmaklarına
baktı, avuç içine... Onların yanmasını göze alamazdı. Dolabın kapağının
kenarlarından hafif hafif buhar çıkmaya başlamıştı. ‘Birisi gidip onu açmalı’
dedi. Bez tutağı eline alıp dolaba olabildiğince yaklaştı. Şimdi mutfak da ter
basacak kadar ısınmıştı. Mutfak terliyordu dört yanından. Tencereler, kepçeler,
tabaklar, sandalyeler, yerdeki otantik kilim, fayanslar... Tutak bile terden su
içinde kalmıştı neredeyse. Ellerindeki terler damla damla düşmeye başladı yere.
Yerdeki su, birikinti olmaktan çıkmıştı. Hayretle, ‘evi basacak bu su’ diye
bağırdı. ‘Terleyen bir ev’ düşünmeye çalıştı. Bunun gerçek olamayacağını
düşünmeye çalıştı. Hayâlin ona oynadığı oyunlardan biri diye düşünmeye çalıştı.
Bu arada su yükselmeye devam ediyordu. Neredeyse dizlerini okşamaya başlamıştı.
Sıcak su... Hızla ısınan sıcak su.
Dolaba doğru adım atmaya çalıştı. Şimdi tam önünde durmuş konsatre olmayı
denedi. Ama alnında biriken terlerin gözlerine akmaya başlaması, acıyla onları
kapatmasına neden oldu. Tuz yakıcıydı. Sulanan gözlerini açmaya çalıştıkça daha
çok ter aktı. Başını eğip terden sırılsıklam tutakla gözlerini sildi. ‘Şimdi
daha iyi’ dedi. Bir hamlede dolabın kapağını tuttu ve çekti. Güçlükle açılan
kapak gacırdadı. Ve o an lavabonun altındaki hortumların beline dolanıp onu
çektiğini hissetti. Ne olduğunu anlayamadan henüz; derinlere, en derinlere doğru
kaydırıldı bir güç tarafından. Hava gittikçe ısınıyordu. Daha çok sıcak... daha
çok sıcak... bir kâbus, bir felaket... Başı aşağıya doğru derinlere
kilometrelerce indirildi. Birden bir kızıllık farketti gözleri. Kaynayan bir
kızıllık... fokurdayan bir kızıllık... yoğun bir kızıllık... ne bu?
‘O kadar derine indirilmiş olabilir miyim’ düşüncesi saplandı. Derine...
derine... en derine... Tam saçları değdiğinde, ‘aç gözlerini yanacaksın’ dedi
kendi kendisine. Magma tarafından yutulmadan hemen önce; elinde tutakla,
mutfağın ortasında ayakta öylece duruyor ve lavabonun altındaki dolaba
bakıyorken buldu kendisini. Musluk sonun kadar açılmış, lavabo tıkanmış,
taştıkça taşıyordu yerlere. Her yer ıslanmıştı. Su dizlerini okşamaya başlamıştı
neredeyse.
Naz Ferniba |