|
KAYIP RUH
Ruhumu kaybetmiştim
gecenin bir vakti... Ve işin kötü tarafı bilmiyordum nerede unuttuğumu... Bulmam
lazımdı onu... Yoksa ben ne yapardım... Ben, ben olamazdım ki onsuz... Düşlerim
de bir işe yaramazdı... Düşlerim olur muydu acaba... Ama ben düşlersiz yaşıyamam
ki... Beni yalnız bırakmamalıydı ruhum... Karanlıktan da korkardım onsuz
olunca... Hissedebilir miydim acaba korkuyu? İçime işler miydi yalnızlık soğuk
bir rüzgar gibi... Bulabilecek miydim ruhumu, düşlerimi... Kim bana tercüman
olacaktı... Bulmalıydım ruhumu... Ve hatırlamalıydım nerede unuttuğumu...
Yağmur da yağıyordu ve düşünüyordum nerede unuttuğumu ruhumu... Oyuncakçı
olamazdı, kapısından çıktığımda mutluydum çünkü. O olmadan mutlu olamazdım...
Artık mutlu olamıyacak mıyım? Mutlu olamadığıma göre mutsuz muyum acaba... Bir
insan mutlu değilse, mutsuzdur... Ama ben bunu da hissedemiyorum ki... Yoksa
öldüm mü ben? Ölüm de böyle bir şey olsa gerek.. İyi ama bu evlerin işi ne
burada... Cebim de boş üstelik... Umutlarımı da kaybetmişim...
Ve yağmur yağıyordu
ve düşünüyordum ruhumu... Bir kadın vardı sokağın ucunda, ağlıyordu... Niye
acaba... O da ruhunu kaybetmiş olabilir mi?.. O biliyor mu benim ruhumun
yerini... Biliyorsa da söyler mi ki bana... Niye sokakta başkası yok. Ve niye
sokakta hiç lamba yok. Ve niye sokağı sadece kadının yürekleri tuzla buz eden
içli hıçkırık sesleri kaplıyordu... Benim sesim niye çıkmıyor... Bağırmalı mıyım
yoksa... Güneş ne zaman doğacak peki... Acele etmeliyim, güneş doğmadan
bulmalıyım ruhumu... Ve yağmur yağıyordu ve üşüyordum ve de düşünmeye
çalışıyordum... Kadın da gitmişti üstelik... Yalnız kalmıştım sokakta... Lambası
da yoktu sokağın... Ve tüpçü kamyonu geçiyordu sokaktan... Şarkı söylüyordu
kamyon... Ama o da gitti, benim sesim gene çıkmadı... Bağırsaydım keşke... Ben
de gitmeliydim... Bir de hatırlasam ruhumu nerede unuttuğumu... Ve bir de bulsam
onu güneş doğmadan... Ah bir bulsam, kaybetmiyeceğim bir daha, söz veriyorum...
Ben kime söz veriyorum ki?.. Ve yağmur yağıyordu ve üşüyordum ve sesim de
çıkmıyordu... Kitapçı da unutmuş olabilir miydim ruhumu... Zaten ağır bir havası
vardı o kitapçı dükkanının... Duyguları vardı oradaki kitapların ve duygular
vardı kitapçının raflarında... Umut da vardı orda, korku da... Kaygı da vardı,
heyecan da... Ve aşk dans ediyordu terk edilmişlikle... Kesin orada kaldı
ruhum... O yeşil ciltli, kalın kitabı elime hiç almamalıydım... Alırken elim
titremişti zaten... Tozluydu üstü. Üflemiştim, tozlarıyla vedalaşsın diye... Ve
sayfalarını karıştırmıştım öylesine... Kesin o kitabın sayfalarına takılmıştır
ruhum... Dalmıştır bir aşk öyküsüne, ya da bir umudun telaşına... Tabi ya, benim
umutlarım hep dar gelirdi ona... Benim umutlarım bana da dar gelirdi... Ve benim
aşklarım acıyla kavrulurdu... Ama o yeşil ciltli, kalın kitabın içindeki aşklar
öyle miydi... O aşklar düşlerim gibiydi, mutluydu aşklar, aşıklar... Kitabın adı
neydi ya... Kitapçı kapanmamış olabilir mi... Güneş de doğmak üzere... Bütün
bunlar yetmiyormuş gibi bir de yağmur yağıyordu... Şemsiyemi kim aldı? Yağmurdan
bir kaç damla aldım, ödünç olarak... Çünkü ağlıyamıyordum... Çünkü
üzülemiyordum... Peki ya o yeşil ciltli, kalın kitabı birisi aldıysa... Ruhumu
da almış olurdu o zaman... Ah!! Keşke o kitabı ben alsaydım... Hem belki okurdum
da... Belki yeni umutlarım da olurdu... Hem o zaman ruhum da yanımda olurdu...
Bana tercümanlık da yapardı... Mutlu da olurdum üstelik... Yeni düşlerim de
olurdu. Daha güzel düşlerim... Sınırı olmayan düşler... Gecenin sonsuz
karanlığını dolduran düşler... Bana benden daha yakın olan düşler... Mavi
düşler... Yeşil düşler... Ulan yeşil ciltli kalın kitap... Nelere kadirmişsin
be! Acaba kapanmış mıdır kitapçı... Güneşin doğmasına ne kadar var... Her şey
bir yana bu ses de ne?.. Gökgürültüsü olmadığı çok açık... Yağmur durmuştu
çünkü... Damlaları bendeydi... Ödünç almıştım ya... İyi de bu ses... Yoksa
ağlayan kadın mı... Düşlerim olabilir mi... Yoksa, yoksa ruhum mu geliyor... Bu
ses... Bu... Bu benim çalar saatimin sesi ya... Haayır! Gene beni
çağırıyorlar... İyi de daha ruhumu bulamadım ki... Ve güneşin doğmasına da daha
var... Belki kitapçı da kapanmamıştır... Kitapçıya gitmem lazım...
-Anne..! Boşversene
okulu, sen ruhumu gördün mü, onu söyle...
Baran YURDAKUL |