|
IŞIK VE AYNALAR
Bulutların
katılmadığı bir geceydi, dolunayın esrarlı ışığıyla dünyanın uyuştuğu. Bir de
adam vardı, Mezarlıkta... Etraftaki tek canlı insan ve tek canı sıkılabilen. Bu
tezatlık için buradaydı; diğer insanlarla anlamsızlaşıyordu
sıkıntıları...
Onların
gerçekliklerinin elinden tutmuş ' SAYGIN' sebepleri vardı; daha fazla kazanmak,
daha çok tanınmak veya daha çok hükmetmek gibi... Adamın gerçekleriyse, caddede
terkedilmiş yetimlerdi; kendilerini evlat edinecek 'SEBEPLERİ' bekliyorlardı,
soğukta. Yoksa inanacaktı diğerlerinin, 'iyilik zayıflıktır' dediğine.
Bir mezar taşına
yaslanmış, karanlık ruhunda sıkıntısının sebebini arıyordu, düşüncelerinin
yordamıyla. Fakat bulduğu sadece karanlık... avuçladığı karanlık... her yer buz
gibi karanlık. Bir ışık olsaydı ruhunu aydınlatabilen... ya da bir yıldız yönünü
bildirebilecek!
Bilinci uyuştu.
Karanlık demleniyordu içinde git gide... Uyumamalıydı... yoksa...
yoksa... Yutulmaya başlandığı karanlıktan, ayın salep kıvamındaki ışığı
uyandırırdı. Gözünü açtığında düşünceleri kamaştı ışıktan, 'günaydın!' dedi
geceye, şaşkınlıkla. Ay gülümsedi, yıldızlar da... Adam aldırmadı buna; zaten
mutsuz bir dolunay hiç görmemişti. Gece ne kadar karanlıksa ay ve yıldızlar o
kadar mutlu, çevrelerini saran karanlığa rağmen.
Gökyüzünü seyretti
uzun süre, ışığı ve ışığı örtemeyen karanlığı. Tüm soruların cevabı gibiydi
gökyüzü, ya da yap-bozun bitmiş hali. Aşağıdaysa parçalar her yerde,
darmadağın, silik. İnsan gökyüzüne bakarak doğruyu bulabilir miydi ? 'Yardım
edin bana!'
Onu sadece dolunay
duydu. Yıldızlarsa... Onlar Tanrı'nın ateşine sahip olmuş ermişlerdi;
insanlardan uzak, sonsuzluğa yakın. Aysa bizim gibi, kaderimiz olan dünyanın
gölgesinden kurtuldukça mutlu...
Dolunay, 'beni
takip et', dercesine ay parçacıklarını döktü önüne. Adam tereddütsüz peşinden
gitti
ışığın. Bir
günebakan tarlasına vardılar. Dolunay ışığıyla örttü üzerlerini. Bir ürperti
esti bükük boyunların arasından, bir fısıltı dolaştı kökten köke, yaşam hücum
etti topraktan gövdeye. Başlar ağır ağır dikildi, binlerce çakır göz açıldı
geceye. Dinlediler sevgilileri güneşin vahyini getiren meleği, rüyada
gibi...
Adam büyülendi
gördüğü manzaradan. Gece ve Dolunaya bakan günebakanlar... Daha önce aşkı
anlatan böyle güzel bir resim görmemişti. Oradan ayrıldıklarında, arkalarında
boynu bükük yürekler bıraktılar. Adam anladı ki onlar için aşk, yeni başlayan
gün demekti.
Yorulduğunda
dolunay, dinlenmek için bir bebeğin düşlerini seçti. Ruhu henüz meleklerin
velayetinde; düşleri temiz suların düşleri kadar saf. Öyle masum ki!..
düşlerinde dinlenen ışığın farkında bile değil. Birlikte uyudular, aynı anadan
doğmuş kardeşler gibi; ılık nefeslerini birbirlerinin yüzlerine üfleyerek...
Bir zamanlar ışığın kendi düşlerinde de konakladığını anladı... karanlık
mesafeler henüz onları yabancılaştırmadan önce. 'Sana tekrar kavuşmam için beni
yetişkinliğe ulaştıran yolu geri mi yürümeliyim?..'
Dolunay 'hayır' der
gibi yoluna devam etti. Adam olması gereken yer ve zamandaydı; gece olmasa
yıldızlar görünmezdi. Bir denizin kıyısına kadar el ele yürüdüler. Dolunay adamı
kumsalda bıraktı. Kendisi ipekten eteklerini sürüyerek denizin sahnesine çıktı.
Tüm dünya sus pus oldu. Adam ilkokulda çıktığı müsamerede, ışıklar söndükten
sonraki sessizliği hatırladı.
Bir ışık yağmuru
başladı, bardaktan boşanırcasına. Sonra dalgalarda bir telaş... koşturup
gittiler kıyılardan. Denizin göğsü kabardı... Birbirlerinin üzerinden ellerini
uzatıyorlar, kadehlerini ışıkla doldurmak için yarışıyorlardı. Kutsal bir ayin
gibi, kadehler elden ele dolaştı durdu, ışıktan sarhoş oluncaya kadar... Artık
dalgalar kendinden geçmişlikle sallanıyor, suyun diliyle ilahiler söylüyordu.
Dolunaya baktı. O da kendinden geçmiş, denizin üzerindeki görüntüsünün seyrine
dalmıştı. Adamın ruhu tan vakti gibi ağardı... artık anlıyordu; eşsiz
güzelliğin tek ihtiyacı: aynaydı. Aynaların en güzeli de, bir sevgilinin yüreği.
Orada gördüğü
sadece yansıması değil, güzelliğinin aşkın elindeki sanatıydı. Ve ayna
olabilmenin şartı da tertemiz bir ruha ve ruhunun arkasındaki sırlara sahip
olmaktı... deniz gibi. 'Bunun için mi bu kadar çok su var... ve bunun için mi
su, su oldu? Adam yaşamın sudan başladığını duymuştu. Şimdi de suya ilham veren
aşkı anlıyordu. Ruhu iyice aydınlandı. İlk kez ışığın kendisini gördü. Tüm
vücudu ürperdi... 'Demek bunun için bu kadar çok insan var!'
Murat YOLYAPAN |