|
DEVİNENLER
Kızın baktığı her
şey kımıldanıyordu. Kağıtlar hafif bir rüzgar etkisiyle dalgalanıyor gibiydiler
durdukları yerde. Hani yanan bir mumun üzerine bir kağıt tutarsınız da hafif
hafif hareket eder ya belli belirsiz, işte öyle. Sonra silgi sanki bir şeyleri
siliyordu kendibaşına. Kalemlik de içindeki kalemleri bir ahenkle hop hop
hoplatıyordu bir aşağı bir yukarı, bir aşağı bir yukarı. Kitaplar raflardan
aşağı atlamaya başladılar sonra. Yere iner inmez sayfalarını hızla çevirdiler
çevirdiler, bir başlığı arar gibi. Dolabın kapaklarına bulaştı bu hareketlilik
yavaş yavaş. Bir açıldılar, bir kapandılar. Halı havalandı. Uçtu odada bir süre,
açık pencereden gökyüzüne doğru yöneldi. Sırayla her şey bildiği işi yapar oldu.
Kız odadan korkuyla
çıktı. Evin diğer eşyalarına bakındı hızla. Duranlar vakit kaybetmeden
diğerlerine eşlik ediyor bir dans havasında salınıyorlardı. Sanki derinden müzik
sesi de duyuluyordu. Bir bir yetişebildiği bütün ışıkları yaktı. Işıklanan her
oda hareketsizliğe bürünüyordu. Işığı söndürür söndürmez kaldıkları yerden devam
ediyorlardı.
Kendisini evin
bahçesine attı. Ağaçlara baktı karanlıkta. Yaprakların hışırtısını duydu.
Çimlere baktı sanki yürüyorlardı. Dikkatle bakınca her şeyin köklerini toplayıp
koştur koştur biryerlere yetişmeye çalıştığını farketti. Bahçe kapısı gacır
gucur bir açılıyor bir kapanıyordu. Taşlar yuvarlanıyordu. Hareket her şeye
bulaşmıştı her şeye, baktığı her şeye, görebildiği her şeye... Devinmek bu işte
dedi birisi. Gördüğün gibi her şey devinim halinde. Cansız zannettiğimiz her
şeyde bir hareketlilik var. Birden kütüphane görevlisini gördü karşı kaldırımda.
Bu sözleri söyleyen oydu. Elinde bir dosya tutuyordu. İçinden çıkardığı
kağıtları bir bir havaya savuruyor arkalarından el sallıyordu. Sayfalardan
harflerin kelimelerin düştüğünü gördü kız. Yere çarparken metalik bir tınnnnn
sesi çıkarıyorlardı. ‘Harflerin metal olabileceğini hiç düşünmemiştim’ diye
mırıldandı. Tınnnnn’lar öyle çoğaldı ki hepsi biraraya gelince tok bir gong
sesine dönüştüler. Kulaklarını iki eliyle kapadı kız. Ses korkunç bir yüksekliğe
ulaşmıştı. ‘Ne çok harf varmış’ diye bağırdı sesini kütüphane görevlisine
duyurmaya çalışırmışcasına. ‘Ama daha fazla kalamam burada. Kusura bakmayın.
Adımlarımı durduramıyorum.’ Daha sözünü tamamlayamadan sokağın köşesinden döndü.
Karşılaştığı ilk manzara marketin camlarından dışarı çıkmaya çalışan
yiyeceklerdi. ‘Siz de mi deviniyorsunuz’ diye sordu. Cevap alamayınca her
devinenin konuşamayacağını düşündü. Yoluna devam etti. Karşısına çıkan her ne
var ise bir şekilde hareket etmeyi başarıyordu. Bir de baktı ki yolda yürüyen
bir kendisi değil. Hoplaya zıplaya gidenler, karşıdan gelenler... yol epey bi
kalabalıktı üstelik. Onlara çarpmamaya dikkat ederken neredeyse bir muzun
üzerine basıp onu eziyordu. Bir çamaşır mandalı bir gömleğin peşine takılmış ona
tutunmaya çalışıyordu. Hangi birine bakacağını bilemeden, nereye gittiğini de
anlayamadan yoluna devam etti. Ama nedense hiçbir yere gitmek içinden
gelmiyordu. ‘Durmanın ve durdurmanın bir yolu olmalı’ dedi. Bakındı sağa sola.
Sonra evde ışığı yakınca her şeyin durduğunu hatırladı. Gökyüzüne çevirdi
başını. Dolunay’ı aradı.
‘Heyyyy dolunay!
Lütfen güneş’i çok acele çağırır mısın.’
‘Niye lazım sana
güneş?’ diye sordu dolunay.
‘Bu yorgunluğa daha
fazla dayanamayacağım. Her şeyin durması için ışık olmalı.’
‘Ama daha sabaha çok
var.’
‘Sen yine de çağır
güneş’i belki gelir.’
‘Bu çok zor. Hem o
gelirse ben gitmek zorunda kalırım.’
‘Lütfen bu kadar çok
devinim görmekten sıkıldım. Biraz dinlenmek istiyorum.’
‘Sen sormamış mıydın
bugün kütüphane görevlisine devinimin ne olduğunu?’
‘Evet ben
sormuştum.’
‘O da sana cevabı
veriyor işte. Asla unutmazsın.’
‘Evet ama ben evime
gitmek, uyumak istiyorum. Bunu nasıl yapabilirim?’
‘Gözlerini aç.’
Naz Ferniba |