ÜÇ ANALIK KIZ (7. Bölüm)

 Birinci Bölüm İçin Tıklayınız!

 

Deli Hayro’nun ağzı olduğunu unutalıberi çok vakitler geçmiş. O sessizliğe bürüneli sanki asırlar olmuş da hiçkimse ağzından bir vakitler inci tanesi gibi kelimeler döküldüğünü görmemiş. Ömür için hep, ‘pek bi kısadır, yalandır gelip geçer, nasıl geçtiği ise bir muammadır’ sözlerini yinelemişler bir tarihte alim kişiler. Oysa o kısacık dedikleri ömür zamanında, en büyük acıların bile nasıl da silinip gittiğini niyese söylememişler. Madem kısadır şu ömür, ne diye zaman bir toprak serper geçer olan biten üzerine? Bir sürü soru, bir sürü cevap... Belki çok kişi düşünmedeydi bu soruları, belki çok kişi de cevap bulmuştu sorulara. Ancak kimse sesini yükseltmemişti bu konuda. Ta ki Deli Hayro meydan yere çıkana dek.

 

Sabahın henüz güneşi gördüğü vaktinde, tüm mahalle uykusunda iken, bir kabus gördüklerini sanıp doğrulmuşlar yataklarında. Gözlerini açmaya çalıştıklarında olanın bir kabus değil gerçek olduğunun farkına varmışlar birden. Pencerelere uğramışlar, bahçelere fırlamışlar, kapı eşiğine çıkmışlar... Kimi zelzeledir telaşına düşmüş, kimi bir patlama sanmış, kimi tabiî bir afet zannıyla kendini sokağa fırlatıvermiş. Oysa olup olacağı Deli Hayro’nun meydan ortasında yere oturmuş en tiz sesiyle camları şangırdatmasıymış. Ne diyor, ne istiyor.. n’olmuş bilen var mı... soruları dolanmaya başlamış dilden dile. ‘Deli Hayro bu’ demişler. Yanaşıp bir soramamışlar derdini. Bir gün bir gece bağırmış, dövünmüş olduğu yerde. Dinlemiş bütün bir mahalle:

 

‘Ne diye bakınıyorsunuz ki, ne diye korkuya bürünmüş gözlerle bakıyorsunuz ki... ben deli miyim? Hayır ben deli değilim. Ben delilerin piriyim. Pir deli Hayro... Bundan gayrı bana pir deli demeyenin vay haline. Padişah hazretlerinin zindanlarından beğensin. Kedinin kulağı uçmuş... kulağı havada yakalayan leylek almış yuvasına götürmüş. Yuvada yavrular korkup düşmüşler bacadan. Bir kartal onları düşerken havada yakalamış. O da dağ oyuklarındaki yuvasına taşımış. Leylek yavruları bir cik’lemişler. Bir daha cik’leyememişler. Kartalın merhameti ovada cebinden dökülmüş. Tarlaya dökülen merhamet taneleri tohumların arasına karışmış. Işkın vermişler buğdaylarla beraber. Onları toplayanlar bir parça merhametin yerleştiğini hissetmişler yüreklerine. Gittikleri her yere merhamet dağıtmışlar sepet sepet. Sepetin biri düşünce yere saçılmış merhametler. Saçılan merhametleri rüzgar savuruvermiş dört yana. Uçmuşlar... uçmuşlar... uçmuşlar... dünyayı dolaşmış her karşılaştıklarının yüreğine yerleşmişler. Deli Hayro birisini ele geçirmiş. Olmuş Pir deli Hayro...’

 

Böyle sürüp gidiyormuş söyledikleri. Kimse susturmayı göze alamamış. Şuheygin ta mahallenin en ucundaki evinin en ucundaki odasında otururken duymuş babasının feryadını. Zehr içmiş gibi açılmış gözleri. Neredeyse yuvalarından fırlayıp top gibi zıplayacaklarmış. Geyruman ana birden canlanan kızını görünce ‘aha gene dellendi’ telaşıyla sağa-sola koşturmaya başlamış. ‘Yetişiiiin kıza gene bi haller oluyooo, yetişin’ diye basmış feryadı. Şüheygin anasını tutup çekiştimiş al yazmasından: ‘N’oluyon be!’

 

Geyruman ana duruvermiş o an. ‘Şüheygin, kız sen misin bunu diyen?’

Şüheygin uyanalı beri ilk kez bir şey söylediğinden neye uğradığını şaşıran anası ne desem diye bakınmış olduğu yerde. Ateşli hastalık Şüheygin’e pek bi iyi gelmiş de kimse bunu farkedememiş. O eski dellenmişliğinden eser yokmuş şimdi üzerinde. Anasını odanın orta yerinde bırakıp üzerine bir şal geçirmiş, koşmuş meydana. Babasını öylece bağır-çağır bulmuş. Gözü kimseyi görmüyormuş deli Hayro’nun. Kızını da görmemiş elbet. Mahalleli ise Şuyheygin’i bir güzel süzmüş, baştan ayağa...

 

Fısıltılar yükselmiş: ‘İyileştiğini duyduk, lakin hiç sokağa çıkmadıydı bu deli kız...’

 SEKİZİNCİ BÖLÜM

Naz Ferniba

 

 

 

Geri Ana Sayfa Arkadaşına Gönder

Yukarı