ÜÇ ANALIK KIZ (21. Bölüm)

 Birinci Bölüm İçin Tıklayınız!

 

Beydegû Şuheygin’e ne ettiyse ulaşamamış. Kapıdan kapıya mekik dokumuş, git-gel’lerle başı dönmüş, kuyusuna siyah lale’ler bırakmış, açmış ağzını yummuş gözünü kimse oralı olmamış, dilek ağacına ‘ya dost’ işlemeli mendiller bağlamış, bildiği türbelere yollanıp ne lazım geliyorsa harfiyyen yerine getirmiş, pencerenin tülünü-perdesini her vakit örtmeden Şuheygin’in odasının penceresine göz dikmiş; hasılı yapmadık iş bırakmamış da Şuheygin’ine varamamış. Geyruman ana’nın mezarının başına dahi gitmiş. Gitmiş de sicim gibi yaş akıtmış. Ve demiş: ‘Ben Şuheygin’i de alıp bilmediğim nere var ise oralara gideceğim. Gideceğim de, unutacağım buraları ve dahi unutturacağım Şuheygin’e bu adı batasıca mahalleyi. Bir dahası olmayacak, dönüşü olmayacak.’

 

Beydegû cebinden çıkardığı küçük bir taş parçasını kabrin toprağını hafif kazarak gömüvermiş. Bir de etrafına bakınmış ki gören gözler var mı-yok mu diye. ‘İşte adını toprağa ektim’ diye mırıldanmış sonra kinle. Taşın üzerinde kocaman harflerle “NOLA” yazılıymış. Meğer ki Beydegû günlerce, aylarca uğraşarak oturduğu mahallenin adını beyaza çalan bu taşın üzerine kazımışmış. Bilmem kaç vakit önce bu meşgaleyi gecelerde edinmiş kendisine. Gün bu gün imişmiş. Taş bu gün içinmişmiş. Bu adı güzel, kendi adından güzel; bahtının kötü olduğunu zanneden, lakin gelecekte onu bekleyen talih kuşlarının adedini tahmin bile edemeyen bu genç kız; bilmem kaç asır sonra şans eseri toprak altından çıkarılacak olan bu taşın bir büyük müzeye kaldırılıp ‘fi falan tarihinde bu topraklarda NOLA adında büyük bir medeniyetin var olduğu keşfedilmiştir’ cümlelerinin tarihin sayfalarına kazınmasına sebep olacağını bilemezmişmiş tabiî.

 

Beydegû böylece Şuheygin’in anasına da kafasında dolanan düşünceyi olduğu gibi, bir çırpıda, hani lafı ucundan-kıyısından hiç çekiştirmeden, mevzuya yandan mevzular katıp suyu bulandırmadan; hiçbir tasvire, telmihe, tevelvüle girmeden; en harbisinden, dümdüz, ‘ne olacaksa olsun’ diyerek, pattanadak söyleyivermiş. O dakka içi bir ferahlamış, bir serinlemiş; bir huzur kaplamış yüreğini tarifi mümkünsüzmüş hani. Bu sebepten Beydegû, Şuheygin’i alıp gitme konusuna, Geyruman ana’nın onay verdiğini, bir ‘olur’ çektiğini anlayıvermiş. Ağlaya ağlaya geldiği kabristandan güle oynaya dönen Beydegû gözlerinden ışıltılar akıtmış, parıltısı cihanın gönlünü çalmış, sevinci her karşısına çıkanın yüreğini hop hop hoplatmış, sokak köpekleri bile ardından bakmış. Etekleri zil çaldığından olsa gerek kadın-erkek, çoluk-çocuk, genç-ihtiyar, dilli-dilsiz, elli-elsiz, dertli-dertsiz... pencerelere taşmış da “n’oluyon kine” diye diye Beydegû’dan yana dönmüş.

 

Bu aralık türkü çığırmaya da başlayan Beydegû, meraklının merakına bir merak daha katmış ki, Beydegû kız’ın bu hâline evvelden şâhit olan hiç çıkmadığından, ‘sevdalanmış’ lafını ortaya atıvermiş fısıltı mecmuası. Laf lafı açar hesabınca iş bir kelimeden başlayıp bir aşk masalına dönüşüvermiş. Yaşanmamışlar içinden yaşanmış öyküler çıkarmayı pek bi becerenler, bu hasletlerini, yeteneklerini; her ne kazanıyorlar bilinmez ama, Beydegû konusunda da bihakkın ortaya dökmüşler.

 

Canhışan bacı bir süre uzağında durmuş Beydegû’nun; lakin gözünü üzerinden, kulağını sesinden ayırmamış. Tez elden yolunu yordamına uydurup kızı bu karanlık köşelerden çıkarmaya karar vererek, üç analığın sinsi bakışları altında günleri birbirine bağlamaya, içten içe dibi sağlam planlar yapmaya, sezdirmeden bir çeşit esaret altında gençliğini heba eden Beydegû’nun hayatına yön çizmeye ve üstelik maksadını aşarak ve bu maksadı aştığını haddinden fazla bilerek, zamanını bir büyük kaçışı düzenleyerek geçirmeye devam etmiş. Amacı zeyt misali yüze çıkmak, her daim haklı olduğunun altını ısrarla çizmek, yolculuk başlangıcında geride kalanları ‘destur ya’ bile diyemeyecek noktaya getirmek imişmiş.

 

Beydegû tüm bu planlardan bihaber, kendi kaçış hayaliyle zaman tüketirken, kurtuluşuna tek destek olabilecek Canhışan bacı’yı aklına bile getirmemiş. Ki bir olsun sormamış bile bu kadın kimdir, kimlerdendir, nerden gelip nereye gitmededir, bu yanında taşıdığı on-iki alımlı çalımlı necidir, ne diye bu evde ısrarla beklemededir; hırlı mıdır, hırsız mıdır, yoksam huysuz mudur...

 

YİRMİİKİNCİ BÖLÜM...

Naz Ferniba

 

 

Geri Ana Sayfa Arkadaşına Gönder

Yukarı