ÜÇ ANALIK KIZ (20. Bölüm)

 Birinci Bölüm İçin Tıklayınız!

 

Geyruman ana mutlu, mesut, mesrurane göç etmiş böylece dünya zemininden. Şuheygin başucunda, onun her derde bir yol bulup güç yetirmiş bedeninin sükûn buluşunu seyretmiş, ölüme değil de uykuya dalışını farzederek. Bu sebepten ninnilerden ninni seçip mırıldanmaya başlamış üç ileri bir geri salınarak oturduğu yerden.

 

            “annesinin  güzeli  bu  minik  kuş

            annesinin  güzeli  bu  minik  kuş

            annesinin  güzeli  bu  minik  kuş

            annesinin  güzeli  bu  minik  kuş

 

            buminik  buminik  buminik  buminik  bu  minik kuş

            annesinin  güzeli  bu  minik  kuş”

 

Geyruman ana’nın dokuz çocuğunun dokuzunu da uykuya gönderdiği ninni imiş bu. Şuheygin kulaklarında herdaim kurulu saat gibi, saat başı ritim tutan bu kadim ninniyi gün gelip anasına söyleyeceğini, hiç aklından geçirmemişmiş.

 

Geyruman ana derin uykusuna dalarken böyle aniden, sessizliğin farkına varan bazı kulaklar, fısıldaşmaların başlangıç düdüğünün çalınmasına müsaade buyurmuş tabiî. İnsanların ağzı, komşu da olsalar, çuval değilmiş ki, şöyle kör düğüm, düğüm üstüne düğüm atılıvereymiş. İşi gücü olmayanın dili çalışmayı pek sevdiğinden tez elden uçurmuş asılsız ve astarsız haberleri bir pencereden diğerine, diğer bir pencereden ötekine... ‘Şşşşşşt! Duydunuz mu, bıngıldağı patlamış kadının.’

 

Ve günün telaşına her zamanki gibi koyuvermişler insanlar kendilerini, ‘dünya meşgalesi’ diyerekten, ki düştüğü yeri yakan ateş kendi hanelerinden uzaktaymışmış nasılsa. Bir Şuheygin, zaman durdu sanmış ölüm evlerine gelende. Binbir nebatatı şifa bulmak gayesiyle gülen hastasına içirmeye uğraşan Şuheygin, odalarını Azrail’in ziyaret etmek üzere olduğunu bilebilmezken üstelik, kalın bir urgan ile yatağa bağlamış bir de Geyruman ana’yı. Bu şekildeyken onu alıp gidemezler sanmışmış. Daha önce hiç bir ölünün yanında durmadığından, ölen nasıl ölür hiç görmediğinden, o vakte değin bir anlatan da çıkmadığından, ilim tahsil için medereselere ancak ve ancak oğullar salındığından, adının aklı kısa’ya çıkana ‘hiçbir ilme ihtiyacı yoktur’ damgası vurulduğundan, ‘ilim kendin bilmektir’ düsturunun doğruluğunu kimseciklerin umursamayışından... dan... dan... dan... Şuheygin eli kolu bağlı anasını ıslak ıslak bakarak seyretmiş. ‘Bu yataktan onu sökemeyecekler’ diye yerden yere, köşeden köşeye fırlatmış kendisini.

 

Deli Hayro kızını zaptetmeye çalışırken odada ne var ne yok yerlere saçılmış. Bu sefer Şuheygin’in feryatlarına ayaklanmış mahalle. Nihayetinde bütün erkek kardeşler –Mefhûm hariç elbet- iş başına çağrılmış en acilinden. Bir kızı zapt ü rapt altına almanın ne denli kuvvete ihtiyaç duyabileceğine cümle alem şahit olmuş böylece. Deliye güç yetebilmezmiş hani. Ve deli Hayro ile oğulları şiddetin en beteriyle Şuheygin’i odasına taşıyıp, bir urgan da onun için bulup buluşturup, yatağa bir güzel bağlayıp, ağzına da bir mendil tıkıp, üstüne de kapı kilitleyip derin bir ‘oh’ çekmişler.

 

Tez elden merhumeyi sessiz bir cenaze töreniyle öğle namazını müteakip kılınan cenaze namazı sonrasında toprağa bırakmışlar. İmam efendi Geyruman ana’nın salâsını tek şerefeli minareden okurken,  mahalleli pürdikkat kesilerek nefes tutmuş. Çünkü çok da sakini olmayan bu küçük mahalleye ölüm pek de sık uğramazmış. Hatta mahalleyi kıyıda köşede unuttuklarını söyleyen gaflete dalmış sivri dilli zevzekler bile varmış.

 

            “falancadan olma, filancadan doğma...

            vefat etmiştir...

            yakınlarına başsağlığı...

            ruhuna el-fatiha...”

 

Şuheygin uzun bir depresyondan daha henüz uyanmışken yeni bir bunalımın içine tepe taklak düşüvermiş. Başına kara çatkıyı dolayıp, gece-gündüz demeden dilinde ağıt, duvarları yumruklaya yumruklaya bihâl olmuş da sonunda iki elinin kırılmadık kemiği kalmamış. Deli Hayro bir başına bırakmanın faydalı olacağı inancıyla neredeyse kilide vurmuş kızını. Adı ‘kahve köşelerini mesken edinmiş’e çıktığından beri ilk kez bu kadar uzun süre evde kalışına pek bi hayret edilmiş. Geyruman ana’nın gidişinin ardından, yürümeyi öğrenir öğrenmez evin yolunu unutmayı bir meziyet, bir meleke addedercesine burunları istikametince çekip gitme marifetinde beceri gösteren evin erkek evlatları, sabahtan akşama-akşamdan sabaha ‘tüm garazları analarınaymış’ dedirtecek derecede evin her bir köşesini parsellemişler aralarında. Kulaklarını Şuheygin tarafına bir an olsun tıkamadan uykuya bırakmışlar iş-güç bilmez bedenlerini. Sanki onları eve sığdırmayan Geyruman ana imişmiş.

 

YİRMİBİRİNCİ BÖLÜM...

Naz Ferniba

 

 

Geri Ana Sayfa Arkadaşına Gönder

Yukarı