|
ÜÇ ANALIK KIZ (16. Bölüm)
|
Birinci Bölüm İçin
Tıklayınız! |
Eflâtun cibinliğin hapisliğinde Mefhûm, zindan hapisliğinden bin beter olmuş.
Bir güzelliğe kapatılmış bu kez, altın kafesinden şikâyetlenen bülbül misali.
Uçmak dilemiş. Uçmak ve yüreğinin orta yerine düşen korun sebebini arayı arayı
bulmak, bulup serin suların ferahlığına kavuşmak, kavuşup her bir derdi ol
başından def etmek, gül femden bûse alaraktan aşk ateşini söndürüvermek...
Yumruklarını sıkıp Mefhûm cibinliğe en beterinden, beterin de beterinden bakmış,
ki bu bakışlar kılıçtan keskin bir hâl alıvermiş. O an gözlerinden yaşlar
boşanmış işte. Ağlaya ağlaya akmış Mefhûm, ağlaya ağlaya kendinden geçmiş
Mefhûm; ağlaya ağlaya sular seller misali derelere dolmuş, varmış ırmaklara,
ırmaklardan denizlere, denizlerden göğe... ağlaya ağlaya kurumuş da kadid olmuş.
Eflâtun cibinlik dahi kahrından imdad edeyim demişmiş.
İşte ol vakitte, Mefhûm yatak hapsinden bitâb düşmüş iken, kapı açılmış ve bir
güzeller güzeli, şehlâ bakışlı, duruşu sultanlara nazır, bir başka harikulâde
girmiş içeri. Neredeyse parmak uçları üzerinde ilerleyen bu hatun kişi tam da
Mefhûm’un bir eşya niyetine satıldığı mekanda gördüğü, görüp de utanası olduğu o
alev bakışları tülün ardında gizli kadınmış. Hiçbir kelâm etmeden cumbaya
seyirtip, belli ki çin ipeği, etekliğini havalandıraraktan, tepsinin başına
kuruluvermiş. Yerleri öpen etek uçları yayılmış etrafına.
Mefhûm odaya giren kadına dikmiş ıslak gözlerini; öfke dolu, kin dolu; nefret,
intikam dolu. Cibinlik izin verse o dakka kadının narin boynuna atılıp sıka sıka
boğazlamak isteği duymuş içinde. ‘Tez çıkar beni buradan’ diye buyurmuş haddi mi
değil mi emir vermek hiç düşünmeden.
Kadın, Mefhûm’a bakmış... bakmış... bakmış... Bir hükümdara bakar gibi, sonra
bir köleye bakar gibi, sonra bir deliye bakar gibi, sonra bir âcize bakar
gibi... Ve nihayet çözülmüş dili. ‘Öfkeni dizginlemeyi öğren, sabırla bile
yüreğini’ demiş ve dingin, insanın içini ferahlatan, yüreğine akan sesi Mefhûm’u
duru sulara atıvermiş. ‘Kimsin sen’ diye sormuş.
‘Senin yoluna çıkarılanım’ demiş kadın. ‘İfer.’
‘İfer’ diye tekrarlamış Mefhûm. ‘İfer söyle bana neden buradayım? Biryerlerde
hayatın ne demek olduğunu bile bilmeden yaşıyorken bir anda ayağım kaydı sanki.
Düştüm. Düşen kalkar mı İfer düştüğü yerden, yoksa kaldırırlar mı?’
Bir tebessüm dolaşmış İfer’in yüzünde. İncecik kaşları hafif oynamış sonra.
Pencerelere asılı füme tülün ardına çevirmiş laciverde çalan gözlerini.
‘Kaderini yaşıyorsun sen de herkes gibi’ diye mırıldanmış.
‘Çıkar beni buradan’ diye yalvarmış neredeyse Mefhûm. ‘Kölen olayım çıkar;
çamurdan çıkardığın gibi çıkar, pazardan çıkardığın gibi çıkar.’
İfer ‘Efsûn tehlikelidir’ demiş. ‘Bir efsûnu ancak bir başka efsûn bozar. Efsûn
bulaştı mı bir, arınmak için efsûnlanmak gerektir.’ Doğrulmuş. Eflâtun cibinliğe
yönelmiş. Şöyle bir dokunmuş tülüne parmak uçlarıyla. Mefhûm’un yüzüne öyle bir
bakmış ki, donakalmış Mefhûm. O ufacık dokunuşla aralanmış cibinlik. ‘Bil’ demiş
İfer neredeyse fısıldayarak. ‘Bir hareketle açılıverir kapılar, bir hareketle de
kapanıverir; anlayamazsın. Seni kilide vuran bilmeyişindir. Girişi olanın
mutlaka bir çıkışı, çıkışı olanın da mutlaka girişi vardır.’
Mefhûm ağzı açık dinlemiş laciverd bakışlı İfer’i. Gözlerindeki alevi bir an
yeniden yakalar gibi olmuş. Yakalar gibi olmuş gerçekleri, yakalar gibi olmuş
hayatın değişkenliğini, yakalar gibi olmuş dur durak bilmeyen gidişi... ama uzun
yıllar, belki bir ömür tüketmesi gerekmişmiş asl olanın farkına varabilmek,
farkına varıp onda yok olabilmek için.
İfer gerisin geri tepsinin başına dönüp oturmuş nâdide bir varlık gibi, beti
benzeri yokmuş gibi, hali tavrı bir şeye sürekli eğikmiş gibi. Mefhûm hem
hırçınlık sezmiş onda; hem güç, hem iktidar, hem irade, hem tevazu, hem dirayet,
hem sağlam bir iman. Bütün bu mefhumlara hiç de tanıdık olmayışından aslında
içinden geçen hisler onu sadece ve sadece korkuya yöneltmiş. Korkmuş Mefhûm.
Kimsesizlikten, bilgisizlikten, bilinmezlikten, yalnızlıktan, çaresizlikten,
zayıflıktan, gelecek her bir şeyden.
İfer seslenmiş oturduğu yerden: ‘Adın ne?’
Bu sesle düşüncelerinden irkilerek sıyrılmış Mefhûm. ‘Adım’ demiş, dilinde ufak
teklemelerle. ‘Adım Mefhûm.’
ONYEDİNCİ BÖLÜM...
Naz Ferniba
|