ÜÇ ANALIK KIZ (11. Bölüm)

 Birinci Bölüm İçin Tıklayınız!

 

Mefhum, boynu bükük, hayatın hiç haber vermeden keskin bir kavisle nasıl da yön değiştiriverdiğini düşünmüş. Düşündükçe acı çöreklenmiş içine, bir mızrak saplanmış sanki şlappadanak. Çöreklendikçe çıkışı olmayan dipsiz kuyulara çekildiği hissine kapılmış, ki dipsiz kuyu diye tek bildiği bahçelerindeki bayır altında ağzı sıkıcana kapatılmış kuyu imiş. İçinde tek dişli canavarın bilmem kaç asırdır orada ikamet etmede olduğunu, tek dişli canavarın her dolunay vaktinde bir çocuk istediğini, o çocuğu ne edip ne etmediğini hiçbir alimin ve dahi muallimin ve dahi efsuncunun bilmediğini gece uykudan önce masallarında anlatırlar, yaramaz çocukların o dakka dipsiz kuyuyu boylayacağından dem vururlarmış. Mefhum hatırından geçen o geceleri anımsayınca bir ışık yanar gibi olmuş içinde. Lakin kalabalıktan yükselen kulak tırmalayıcı gürültü bir balyoz gibi inmiş anılarının üzerine. Ve karanlığa bakan gözlerin birden aydınlığa uyanması gibi uyanıvermiş şimdiki zamana. Bütün bakışlar dolaşırken üzerinde yok olmak dilemiş yaradanından. ‘Ya Rabbî!’ demiş, ‘al beni buradan. Ya Rabbî! Ya onları bitir, ya beni. Ya Rabbî! Ya Rabbî!’ duaları, yakarışları; içinde yıkılmadık duvar, sarsılmadık kale, çökmedik saltanat bırakmamış da karşısında duran bir avuç insana bişeycik etmemiş. Zaten her dileyenin dileği kabul olunsa imiş taş üstünde taş kalmaz imiş şu alemde, ki duaların da bir kabul zamanı varmış. Böyle dalıp gitmiş Mefhum bin dereye, derelere kapılıp gidenlere, gidenlerin gidip dönmeyişine, bir de kalanların daldan dala konarken dillerine doladıkları türkülere... İnsanı bir değil bin derde boğan gürültünün bir anda sükûnete dönüşmesiyle uyanıvermiş sonra dalgınlığından.

 

Yüzünde başka biçimler, başka motifler oluşturma çabasına girilmiş olan adam bir elini kaldırarak durdurmuş tüm kargaşayı. En çevik hareketlerinden biriyle, Mefhum daha ne olduğunu anlayamadan adamın demir ellerinden birisini yakasında hissetmiş. Orta yere itelenirken davranışların en kaba tarafından, utancı katlandıkça katlanmış, tırmandıkça tırmanmış en sarp dağların doruklarına. Yarılsa da girsem içine dualarıyla Mefhum büzülmüş... büzülmüş... büzülmüş... Yeşil tülün ardına gizlenmiş çekik gözlü kadına bir daha baş kaldırıp bakmaya ne cesaret, ne de cür’et edebilmiş.

 

Mefhum işte böyle daha ne olduğunu değil, ne olmadığını bile anlayamadan, in cin top oynamaya fırsat bulamadan, hanelere tabak gibi ay doğmadan, kapı önünde etine dolgun teyzeler dereden tepeden konuşamadan... satış başlamış ve bu henüz on-beşinde toy delikanlı, başına gelenler yetmezmiş gibi, geleceklerden de bîhaber, yeşil tülün ardına gizlenmiş alev bakışlı kadının bol pazılı adamlarının elleri arasında buluvermiş kendisini. Ağzından tek kelime çıkmayan, daha doğrusu çıkamayan Mefhum, ki yorgunluktan konuşmaya mecali yokmuşmuş, dilini hırsızlar çalmışcasına bir sessizlik içinde kendi sürüklenişini seyretmiş.

 

O ara aklına garip bir düşünce üşüşmüş Mefhum’un. Turâkim-sab zindanlarına düşmüş zavallı bir mahkum iken, nasıl olmuş da bir köle pazarında karpuz gibi satılmışmış. Bu işin ne anlaşılır yanı, ne anlaşılmaz yönü varmışmış görünürde. ‘İnsanın kafasını bulandıran garip bir sır gizli’ diye düşünmüş. Ve birden kaç akçaya denk düştüğü merakı yerleşmiş içine. ‘Kaç akça ederim ben?’ diye sormuş kendi kendisine. ‘Sokakların aylağı, mahallenin en gevezsi; eli iş tutmaz, aklı fikri oyunda Mefhum beleşe gitse gene yeridir’ diye dövünmüş içten içe, kimseye duyurmadan kendiyle kavgasını. Ve birgün gelip de adına türküler yakılacağını elbet ta o vakitten bilebilemezmiş Mefhum:

 

                        “Bir yalanın kurbanı olmuş, kurt kapmış Mefhum’u

                        Daha on-beş’likken zindan karanlığına atılıvermiş

                        Ne olduğunu bilemezken, ne olacağının telaşına düşmüş

                        Aman Mefhum senin bahtın meğer ki ne açıkmış

                        Aman Mefhum senin bahtın gül kokuluymuş”

 

                        “Mefhum’u aldı kara eller, bir gece yarısı

                        Bir gece yarısı bileklerine zincir dolayıp yola vurdular

                        Ağlama anası ağlama, oğlun gelecek

                        Ağlama anası ağlama, sana müjdeler verecek”

 

DEVAM EDECEK...

Naz Ferniba

 

 

Geri Ana Sayfa Arkadaşına Gönder

Yukarı