|
ÜÇ ANALIK KIZ (10. Bölüm)
|
Birinci Bölüm İçin
Tıklayınız! |
Yeni tabiri ile pir deli Hayro’nun, kahve köşelerini yıllardır sayadururken, ne
diye meydan yere çıkıp da hiçkimsenin henüz anlayamadığı cümleleri ard arda
sıraladığını bilen yokmuş elbet. Sanki dilini yutmuş sanılan bu adam ‘susma
konuş otu’nun bir demlik içinde bir taşım kaynatılıp ocaktan alınıverilmesinden
sonra, bir tutam tarçın ve bir kaşık şeker de katılıverilmesinden ortaya çıkan
içeceğin tadına bakmışmış. Bi yol gidip kahveciye, ‘bu adama ne içirdin de dile
geldi’ diye sorası gelmiş mahalledeki her bir kişinin.
Bütün akıllardan binbir düşüncenin yarışa kalktığı bu sabah vaktinde Şuheygin
babasını uzun uzun seyretmiş. O kırk yere kırkbin laf yetiştiren kızın aklından
kim bilir ne cin fikirler geçmedeymişmiş. Birden Şuheygin babasına doğru
atılmış. Bir o bacağına, bir bu bacağına sarılıp ‘etme baba, gel gidelim
evimize’ diye basmış feryadı. Deli Hayro hiç oralı olmamış. ‘Papatya diktim
toprağa. Toprak yuttu. Kazma kürek kapıp geldim ‘ver papatyamı’ dedim. Vermedi.
Başladım kazmaya. Toprak yakama yapıştı. ‘Bırak beni deşmeyi, çekerim içeri
seni’ dedi. Dinlemedim. Oradan geçen bir kaz bana güldü. ‘Anlatacağım seni’
dedi.’
Şuheygin babasının söylediği şeylerden bi şeycik anlamamış. Bakmış yüzüne.
Bakmış... bakmış... bakmış... Lakin o bakmamış. ‘Baba’ demiş, ‘kızım’ dememiş.
Mahalleli de bu uzun ve kuru gürültüden sıkılmaya başlayınca oflayıp puflamaya
başlamış. ‘Kovalayın şu deliyi yolunu başka yerde bulsun’ diyenler bir adım öne
çıkmış. Birden Şuheygin kapkara gözlerini en kara biçimine sokup dikmiş
insanlara. Birinden diğerine, diğerinden ötekine, ötekinden berikine...
gezdirmiş bakışlarını. Öyle bir şimşek çakmış ki gözlerinde herkes o an dilini
yutuverip çekilivermiş geriye. Şuheygin meydana bakan ne kadar kapı varsa
yumruklamış, yetmedi tekmeler savurmuş, yetmedi yerinden oynatabildiği bütün
taşları küçük-büyük demeden fırlatmış; yetmedi en yırtıcı, en yakıcı, en
kavurucu, en ağır, bi de en yaralayıcı kelimeleri bulup savurmuş aşağı-yukarı,
sağa-sola, öne-arkaya... Bir fısıltı kulaktan kulağa gezmeye çıkmış: ‘Deli
Hayro’nun kızı deli Şuheygin zaten deliydi, hepten fıttırdı.’
Bunca hır-gür arasında, Şuheygin’in öfkesi hem gözlerinden, hem de dilinden
dökülmüş, bir bir yerlere saçılmış. Lakin asıl hiçkimsenin farketme lütfunda
bulunmadığı Şuheygin’in yanaklarından hiç yaş süzülmemesi imiş. Oysa Şuheygin’in
içinde hiçkimsenin göremediği, bilmediği, anlayamadığı derin bir acı gezinmede,
Şuheygin’e ara ara varlığını da hissettirmede imiş, ‘ben buradayım ve dallanıp
budaklanmadayım’ diye diye. Şuheygin bile henüz bu sesin sahibini bilmiyormuş.
‘İçimde bir yer acıyor’ der der de kimseler oralı olmazmış. Bir ağlasa belki
çözülecekmiş bu sırrın kırk düğümü ve sapır sapır dökülecekmiş acının
kırıntıları bir bir. Bilmiyormuş. Ağlamak ki her baba yiğidin harcı değilmiş.
Ağlamak ki her yüreğin kaldırabileceği değilmiş. Ağlamak ki her dileyenin
gerçekleştirebileceği değilmiş.
İşte olup olacağı iki damla gözyaşının akıtılıvermesi imiş. Lakin Şuheygin
dellenmiş aklıyla bu dellenmişliğin ana dermanının bu kadar yapılası olduğunu
bilemezmiş. Feryadı, bir de figanı durula durula dinginleştiğinde Şuheygin
duyulur duyulmaz bir sesle ‘bir tek şey diledim’ demiş. ‘Bekledim her bir vakit.
Gözlerim pencerelerde asılıkaldı. Yollara izimi saldım. Bağırdım sokak sokak.
Her gelene, her geçene, bir de her gelmeyene her geçmeyene duyurdum dileğimi.
Olmadı lakin. Oda oda çeyizim öylece durmada. Duysaydı gelirdi. Gelmedi. O
gelmeyecek madem fidan boylum, beyaz atlım, ben giderim buralardan.’
O ara durup meydan yerde kendince konuşan babasına bakmış. ‘Deli Hayro’nun kızı
deli Şuheygin’ diye mırıldanmış. Doğrulmuş yerinde bir zıpkın gibi. Dimdik.
Perde arkasında açılıp kapanan gözlerin sahipleri kan gibi donakalmışlar.
Şuheygin eteklerini sokak taşlarına sürüye sürüye yürümeye başlamış. Tam gözden
kaybolacakmıştı ki, deli Hayro olduğu yerden ok misali fırlamış. Koşmuş...
koşmuş... koşmuş... Şuheygin tam gözden ırak mekanlara adım atacakken, uzanıp
omuzuna el edivermiş. ‘A kız gül aklın mı oynadı yerinden? O bacaklarını kırım
kırım kırmadan yürü eve!’ Duyan duyduklarına inanamamış kulaklarını yoklamış,
gören gözlerinde maraz var telaşına düşmüş.
ONBİRİNCİ BÖLÜM...
Naz Ferniba
|