|
DEVLER, CÜCELER, EVLER, ŞEKER ve MASAL
Dünyada bir yerlerde devlerin yaşadığı kocaman kurak bir köy varmış. Köyün
etrafı dağlarla çevriliymiş ve bir dağın arkasında gitmeye çok korktukları
ormanlık bir alan varmış. Bir gün devlerden biri ormana girmiş ve ondan bir daha
haber alınamamış. O günden sonra orman devlerin kabusu olmuş.
Kısır devler çocukları olmadığı için başka ülkelerden getirdikleri kimsesiz
çocukları evlat edinirlermiş. Onlara kendi çocuklarıymış gibi bakarlarmış.
Hiçbir şeylerini eksik etmemek için ellerinden ne geliyorsa yaparlarmış.
Bu köyde şeker çok kutsalmış. Devler bin bir emekle elde ettikleri şekeri koca
kazanlarda kaynatarak rengarenk şekerler yaparlarmış. Köyde kimse şeker
yemezmiş, çünkü bir inanışa göre her dev öleceği zaman biriktirdiği şekerin
sayısı kadar gün öbür dünyada yaşama hakkı kazanacakmış. Bu inanış yayılmaya
başladığından beri bütün köy halkı harıl harıl şeker yapmaya başlamış. Köyün
devleri bu şekerleri, evlerinin gizli arka bahçelerinde saklarlarmış.
Bir süre sonra bütün köy şekerle dolmaya, şeker kokmaya başlamış. Şekerin
kokusunu alan minik çocuklar şeker istemiş fakat anneleri çocuklarının isteğini
yerine getirememişler. Çünkü çocuklarının hayatından gün çalmak istememişler. Bu
yüzden köydeki çocuklar sürekli ağlar olmuş.
Bir gün köye kucağında minik bir kız çocuğu ile minik bir kadın gelmiş. Ne
yatacak yerleri, ne de yiyecekleri varmış. Köy halkı minik anne ve kıza acımış,
onlara her gün yemek vermeye başlamış ama şekere dokunmamaları için de sıkı sıkı
tembihlemiş anne ve kızı.
Küçük kız seke seke ortalıklarda dolaşırken ağlayan çocukları görmüş. Neden
ağladıklarına bir türlü anlam veremiyormuş. “Benim adını ilk defa duyduğum ve
hiç görmediğim bir şey için akşama kadar ağlıyor bu çocuklar” demiş kendi
kendine. Minik kız şekerin ne olduğunu bilmiyormuş bile. Sadece ona
dokunulmaması gerektiğini biliyormuş.
Birgün yine köyde dolaşırken, minik kız devlerden birinin kitlemeyi unuttuğu
gizli bahçesine girmiş ve karşılaştığı manzara ile adeta büyülenmiş. Bir sürü
rengarenk şeker varmış. Bir bahçe dolusu şeker! Küçük kız bunların ne olduğuna
bir türlü anlam verememiş. Şekerler ona çok lezzetli görünmüş ve tam bir tane
ağzına atacakken birden içeri bahçenin sahibi girmiş. Dev adam deliye dönmüş,
bağırıp çağırmış. Küçük kız elinde şeker bakakalmış. Dev adam minik kızı
kolundan sürüye sürüye köyün meydanına kadar götürmüş. Kızı göstererek, “bu
hain gizlice bahçeme girip şekerlerimi çalmaya kalkıştı” diye bağırmış. Bütün
köy halkı meydana toplanmış olanları izliyormuş. Dev adam minik kıza bir ceza
verilmesini istemiş. Devler bağırmaya başlamış: “ASALIM!”
Kızın annesi deliye dönmüş. “Ona bir şey yapmayın, beni asın” diye yalvarmış.
Fakat devin sinirden gözü bir şey görmüyormuş. İnsanların ibret alması ve böyle
bir hataya düşmemesi için mutlaka bir ceza verilmesi gerektiğini söyleyip
durmuş. Sonunda cezaya karar verilmiş. Minik kızı gizli bir odaya kapatmışlar.
Ona düzenli olarak yiyeceğini vereceklermiş, ama ölene kadar orada kalacakmış.
Bundan sonra şekere dokunan olursa o da bu odaya kapatılacakmış. Kızı
götürmüşler ve kızın annesi bütün gün köyün meydanında oturup kızının gelmesini
beklemiş.
Bu şekilde günlerce aylarca beklemiş. Köylüler kadının haline çok üzülmüşler.
Ona kızının dönmeyeceğini anlatmak istemişler ama o inanmak istememiş, beklemeye
devam etmiş.
Bir süre sonra insanlar bahçelerindeki şekerin azaldığını farketmişler. Her gün
bir devin daha şekerleri yok oluyormuş. Bunun nasıl olduğuna akıl sır
erdiremiyorlarmış. Hiçbir iz yokmuş. Köy halkı şaşkına dönmüş. Her türlü önlemi
almalarına rağmen gece bıraktıkları şekerleri sabah bulamıyorlarmış.
Bir gün köyde hiç şeker kalmamış ve buna bağlı olarak hiç huzur da kalmamış.
Ortalıkta şekerlerin nasıl yok olduğu hakkında bir sürü dedikodu dolanıyormuş.
Devler birbirlerinden süphelenmişler, şeker hırsızı hayali yaratıklardan
şüphelenmişler, karılarından şüphelenmişler, herkesten her şeyden şüphelenmişler
fakat bir türlü kimin yaptığını ortaya çıkaramamışlar. Çünkü hiçbir iz yokmuş.
Sonra çocuklar kaybolmaya başlamış. Her gün bir devin çocuğu kayboluyormuş.
Devler çok korkmuşlar, köyde bakmadık yer bırakmamışlar, yine de çocuklarının
izine rastlayamamışlar. Bütün çocuklar kaybolduğunda devler artık kaybedecek
birşeyleri kalmadığını ve son çarenin aşmaya korktukları dağın arkasındaki
ormana bakmak olduğuna karar vermişler.
Bütün köylü devler toplanıp binbir zorluklarla dağı aşmışlar. Korkak adımlarla
ormana dalmışlar. Bir yandan da çocuklarının isimlerini bağırıyorlarmış. Bütün
ormanı taramalarına rağmen orada da çocuklarını bulamamışlar. Artık umutlarını
yitirmişler. Çocuklarını asla göremeyeceklerini düşünmüşler. Tam geri dönecekken
çocuk sesleri duymaya başlamışlar. Seslere doğru yavaşça ilerlemişler. Sesler
ormanın dışından geliyormuş. Ormandan çıktıklarında bir de görmüşler ki bür sürü
çocuk toplanmış, mutlu mutlu oynuyor! Her yer şeker doluymuş. Çocukların başında
da minik kızın annesi duruyormuş.
Devler tam çocuklarının öldüğünü sandığı anda onları sağ salim ve bu kadar mutlu
gördükleri için minik kızın annesine minnettar kalmışlar ve minik kızı serbest
bırakmışlar. Bu kadar saçma şeylere inandıkları ve çocuklarını boş yere
üzdükleri için kendilerine çok kızmışlar. Bundan sonra devler şeker yemeye
başlamış ve köyde her sene şeker festivali düzenlenmiş.
Pınar Ebru AKBABA |