|
NİLÜFER PERİSİ
Sabahın erken saatlerinde, henüz daha güneş bile doğmadan önce, çiğ damlaları
nilüfer çiçeklerinin üzerinde nazlı nazlı salınmaya başlamışlardı. Çiğ damlaları
oluştukça, nilüferler daha da parlaklaşıyorlardı. Nilüfer tomurcukları yavaş
yavaş açılıp doğan günü karşılamaya hazırlanıyorlardı. Tomurcuklardan biri daha
yavaş açılıyordu. Bir bebeğin uykusunu, güzel rüyasını bırakmak istememesi gibi
nazlanıyordu. Tomurcuğun her yaprağı açıldıkça, etrafa ışıklar saçılıyordu.
Rengarenk ışıklar, sanki bir bebeğin gülüşüyle geliyordu. Güneş doğarken, parlak
gri olan gölün suları, beyaz, pembe nilüfer çiçekleri onların yemyeşil
yaprakları ile bir mucizeyi kucaklamaya hazırlanıyordu. Güneş yavaşçacık,
mutluluk dağıtarak, nilüfer perisi ile birlikte doğdu.
Nilüfer perisi, minicik , güneşin ilk ışıltıları kadar mutlu, bir bebek kadar
masum, kar tanesi kadar kırılgan, bir periydi. Nilüfer perisi çok şanslıydı
çünkü o pırıl pırıl bir gölde dünyaya gelmişti.
Nilüfer perisi çok mutluydu. Onun için yepyeni bir serüven başlamıştı. Daha
gözlerini açıp etrafı seyrederken, bu seferki hayatında çok şanslı olduğunu
düşündü. Burası etrafı çam ormanlarıyla kaplı bir göldü.
Ormanı seyre dalmışken, güzel bir müzik dikkatini çekti. Sanki ormanın
oluşumuyla beraber doğmuştu bu müzik. Etrafına baktı. Önce kurbağalar çıktı
müzisyenlerden; sonra zilleriyle çekirgeler, kemanlarıyla ağustos böcekleri…
balıklar dans ederek müziğe eşlik ediyorlardı. Orkestra çok genişti.Tüm göl bu
müziğe eşlik ediyordu. Nilüfer perisi buna inanamadı. Daha önceki hayatlarında
nice mutlu göller, mutsuz göller, ışıltılı, bol balıklı, özel kokulu göller
gördüyse de bu göl diğerlerinden çok farklıydı.
Gülümseyerek müziğin tadını çıkardı. Sonra müzisyenleri incelemeye başladı.
Yüzleri nasıl da mutlulukla ışıl ışıl parlıyordu. Tek tek hepsini inceliyordu,
ki unutmasın, bu görüntü bundan sonra da yaşayacağı hayatlarda ona mutluluk
versin. Ağustos böceğine gelince orada kalıverdi. İkisinin de gözleri birbirine
kenetlenmişti, sanki o anda tüm dünya durmuş sadece müzik ve ormanın büyülü
kokusu kalmıştı. Ama bu arada, onlar farketmeseler de, önce müziğin ve dansın
ritmi bozuldu, sonra da sustu.
En son aşıklar anladılar müziğin durduğunu. Herkes onlara bakıyordu. Nilüfer
perisi kendini tutamadı, bir kahkaha attı. Müzik ve dans yeniden başladı.
Müziğin sonunda çok acıkmışlardı. Sofralar kuruldu. Ağustos böceği ve nilüfer
perisi beraber oturdular. Konuşmaya başladılar. Aslında, ne söylediklerini
kendileri bile bilmiyorlardı, konuşan daha çok gözleriydi.
Yemekten sonra bütün göl hayvanları dinlenmeye gitti. Sadece ağustos böceği ve
nilüfer perisi kaldı. Göl birden sakinleşmiş, durgun bir hal almıştı. Hafif bir
meltem esiyordu. Bir süre bu sessizliği dinleyip beraber olmanın mutluluğunu
yaşadılar. Sessizliği ağustos böceği bozdu.
“Nilüfer perisi kanatların yeterince olgunlaştı. Artık uçabilirsin. Ormanı
tanımak ister misin?” dedi.
Nilüfer perisi bu teklifi sevinçle kabul etti. Uçarak ormana ulaştılar. Orman
nasıl da hoş kokuyordu. Rengarenk çiçekler kaplamıştı tüm ormanı. Ağaçlar çok
büyüktü. Gördükleri bütün hayvanlar gülümsüyordu. Küçücük bir yavru sincap,
nilüfer perisini görünce çok mutlu oldu. Ellerini sevinçle çırpmaya başladı. Bir
yandan da annesini çekiştiriyordu.
“Anne bak bak o kim?” diye sordu.
Nilüfer perisi yavaşça minik sincabın yanına geldi. “Merhaba ben nilüfer
perisiyim” dedi. Yavru sincap gözlerini kocaman kocaman açmış hiç sesini
çıkarmadan nilüfer perisine bakıyordu. Anne sincap nilüfer perisini ve ağustos
böceğini selamladı. Onlara en güzel yemeklerini ikram etti. Sonra “gelin” dedi,
“ben gezdireyim ormanımızı; önce baykuş ailesiyle tanıştıracağım sizi.”
Gerçekten de anne sincap, başta baykuş ailesi olmak üzere, bütün orman sakinleri
ile tanıştırdı nilüfer perisini. Bu oldukça yorucu olmuştu. En son kaplumbağa
ailesiyle tanıştılar. Kaplumbağalar da onlara serin şerbetler ikram ettiler.
Nilüfer perisi bu geziden hoşnuttu ama sanki herkes birşeyler saklıyordu. Bu
rahatsızlık verici durumdu ki, nilüfer perisini en çok üzen ağustos böceği bile
bu sırra dahildi. Herkes çok mutlu görünmesine rağmen gözlerde saklanamayan bir
hüzün vardı.
Orman halkının bilmediği bir şey vardı, nilüfer perileri istedikleri zaman
düşünceleri okuyabiliyorlar ve hayalleri görebiliyorlardı. Nilüfer perisi teker
teker düşünceleri okumaya başladı. Gizledikleri şey bir bataklıktı. Ama
bataklıkta neyi gizlediklerini anlayamıyordu çünkü bu ormanda bataklık olması
gizlenecek bir şey değildi. Hatta orayı uçarken bile görmüşlerdi. Kaplumbağa
ailesine sordu; “Ben henüz bataklığı görmedim, orayı bana göstermeyecek
misiniz?”
Herkes şaşkınlıka birbirine baktı. İlk konuşan ağustos böceği oldu. “Evet,
nilüfer perisine hâlâ bataklığı göstermedik, haydi bataklığa gidelim” dedi.
Herkes biraz ürpererek baktı birbirine, isteksizce “tamam” dediler.
Bataklık hiç de uzak değildi. Nilüfer perisi için birazcık ilerdeydi. Ama orman
halkı birbirlerine yardım ederek bile olsa çok yavaş ilerliyorlardı. Sonunda
ulaştılar bataklığa, bataklıkta onları üstü başı kir içinde bataklık cini
karşıladı. Bu durumdan cin çok mutlu olmuştu, ama orman halkı hiç mutlu gibi
görünmüyordu. O şirin hayvanların yerini, asık suratlı bir topluluk almıştı.
Hepsi aksi ve küçümser bakışlarla bakıyorlardı bataklık cinine.
Ama bataklık cini, onları gördüğü için o kadar mutlu olmuştu ki, nilüfer
perisini bile gözleri görmüyordu. Durmaksızın çığlıklar atıyor bir oraya bir
buraya zıplıyordu. O zıpladıkça etrafa çamurlar sıçrıyor, çamurlar sıçradıkça
bataklık cini daha da çok kahkaha atıyordu. Nilüfer perisi bataklık cinini çok
sevmişti. O da hemen onunla beraber çamurlarda zıplayıp hoplamaya başladı. İkisi
beraber çok eğleniyorlardı. Orman sakinleri, gözlerini kocaman kocaman açmış
nilüfer perisine bakıyorlardı. Fısıltılar başladı hemen, kimi nilüfer perisinin
asla temizlenemeyeceğini, artık hep böyle pis kalacağını, kimi de onun ruhunu
şeytanın çaldığını söylüyordu.
Nilüfer perisi bunların hepsini anladı. Demek onun için bataklığa gelmiyorlardı.
Üstelik bataklık cininden de korkuyorlardı. Bataklık ciniyle kimse görmeden
konuştu. Sonra da çok yorulduğunu ve çok acıktığını söyledi. “Hadi yemek
yiyelim” dedi orman halkına. Kimseden ses çıkmadı. Ağustos böceği “hadi bakalım”
dedi. “Geri dönüyoruz. Yemek yiyeceğiz.”
Baykuş arka çıktı hemen , “Önden kuşlar gitsin, hazırlıklara başlasınlar.” Önce
isteksiz olanlar bile hazırlıklar başlayınca neşelendiler. Onlar sofrayı
hazırlaya dursun, nilüfer perisi ve bataklık cini de göle gitmiş yıkanıyorlardı.
Nilüfer perisi, iyice temizlenmesi için bataklık cinine yardım etti. Üstünden o
çamurlar gidince, ortaya çok şirin bir cin çıktı. Temizlendikten sonra, şölene
katılmak için, birlikte yola çıktılar. Oraya vardıklarında, baykuş dışında kimse
bataklık cinini tanımamıştı. Baykuş hemen onların yanına yaklaştı ve onları onur
konuğu masasına oturttu. Sonra da misafirlere bataklık cinini tanıttı. Bataklık
cininin onur konuğu masasına oturmasıyla beraber şölen başladı.
Şölen başlamıştı ama misafirler hâlâ büyük bir şaşkınlık içindeydiler. Kimse
bataklık cininden gözlerini alamıyordu. Bugüne kadar korktukları bu minicik,
şirin yaratık mıydı? Bataklık cini büyüklere göre hâlâ çirkindi, ama çocuklara
göre çok şirindi. Çocuklar hemen onun yanına geçtiler. Bütün yemek boyunca
gülmeleri hiç kesilmedi. Bataklık cini gülmeyi, eğlenmeyi seviyordu ve onun
bulunduğu ortam mutlaka neşeli olurdu. Yemeğin sonunda herkes neşe içinde
masadan ayrıldı.
Artık bataklık cininden korkmuyorlardı. Hatta onu sevmeye bile başlamışlardı.
Artık bataklık korkulması gereken bir yer olmaktan çıkmıştı. Şölenin sonunda
bataklık cini hem nilüfer perisine, hem baykuşa, hem de ağustos böceğine
teşekkür etti. Mutlulukla bataklığına döndü.
Nilüfer perisi ve ağustos böceği göle doğru yola çıktılar. Ama ikisi de biraz
yalnız kalmak istiyorlardı. Bir süre birlikte kaldılar. Nilüfer perisi gitmeden
önce onlara bir armağan vermek istiyordu. Ağustos böceğinin aklından geçenleri
okudu. O nilüfer perisinin hiç gitmemesini, hep beraber olmalarını istiyordu. Bu
imkansızdı, nilüfer perileri sadece bir gün yaşardı.
Artık akşam oluyordu. Gitme vaktine az kalmıştı. Birden aklına geldi. Bu gölde
hiç göl insanı görmemişti. Halbuki neredeyse tüm göllerde göl insanları olur;
hem güzel sesleri, hem sorunlara hemen çözüm bulmalarıyla tüm göl halkının
sevgisini kazanırlardı. Onlara göl insanlarını armağan etmeliydi. Nilüfer
perisinin bir an önce göl perisini bulması gerekiyordu. Sadece göl perisi göl
insanlarını çağırabilirdi. Ağustos böceğine çok acil göl perisini bulması
gerektiğini söyledi ve hızla oradan ayrıldı.
Nilüfer perisinin, göl perisini bulması zor olmadı. Ona isteğini anlattı. Göl
perisi de büyük bir zevkle kabul etti ve göl insanları ile bağlantıya geçti.
Sonra nilüfer perisine dönüp o gitmeden önce gölde olacaklarını söyledi. Nilüfer
perisi teşekkür ederek oradan ayrıldı.
Nilüfer perisi göle döndüğünde artık güneş batmak üzereydi, göl güneşin son
ışıklarıyla rengarenk olmuştu. Muhteşem bir görüntüydü . Göl orkestrası bu sefer
hüzünlü bir melodi çalıyordu. Çünkü nilüfer perisi birazdan geldiği nilüfere
dönüp, uykuya dalacaktı. Tekrar uyandığında artık orada olmayacaktı.
Nilüfer perisinin iyice uykusu gelmişti. Göl sakinleri ağlamamak için
kendilerini zor tutuyorlardı. O sırada göl insanları güzel sesleriyle şarkılar
söyleyerek geldiler. Birden hüzün kayboldu. Ortalık yeniden canlandı. Nilüfer
perisi bile el çırpıyor, dans ediyor, bu neşeli müziğe eşlik ediyordu.
Müziğin sonunda nilüfer perisi yavaşça doğduğu nilüfere döndü. Bütün göl
halkını, orman halkını, göl insanlarını selamladı. Dilerim yine görüşebiliriz
dedi ve nilüferin içinde kıvrılıp, nilüferin onu yumuşakça örtmesini istedi.
Bütün canlılar nilüfer perisinin aralarından ayrılmasından dolayı çok
üzgündü. Ama o, onlara göl insanlarını hediye etmişti. Onlara mutluluk
vermişti, içtenlikle ona teşekkür ettiler. Nilüfer perisinin de istediği gibi
şarkı ve dansa devam ettiler.
Hülya AND |