|
ESKİMO MUHTAR BUZKOS
Bugün evde kimse yoktu. Herkes dişleri olmayan muhtarın konuşmasını dinlemeye
gitmişti. Beni götürmemişlerdi çünkü muhtar konuşurken kendimi tutamıyor
kalkmaya hazırlanan trenler gibi sallanıyor sallanırken de gülüyordum. Sahiden
çok komik konuşuyordu sanki ağzında bebek yorganı var gibiydi. Herkes muhtara
bir kralmış gibi davranıyordu. Başına taktığı şey bir kral tacına benzemiyordu.
Kafasında sadece kocaman bez tencerelere benzeyen bir kasket vardı bu kasket,
muhtar konuşmaya başladığında, yoldan geçen bir kedinin kafasına konuyor, muhtar
konuşmayı bırakıp kedinin peşinden koşuyor, kedi de muhtarın onu yiyeceğinden
korkarak kaçıyordu. Muhtar kasketi kediden almayı başarıyordu ama kendisine
gülen mahalle halkını susturmayı başaramıyordu.
Bir gün kediyi daha çabuk yakalamak için nereden bulduğunu anlayamadığım
patenlerini giymişti. Kedi patenli muhtarı görünce koşmamıştı çünkü patensizken
koşamayan muhtarın patenliyken hiç koşamayacağını düşünüyordu ve kedinin
düşündükleri doğru çıkmıştı. Muhtar patenlerinin lastiği patladığı için
koşamadığını düşünürken kedi kasketi alıp miyavlı miyavlı gülerek uzaklaşmıştı.
O gün eve gittiğimde evdeki herkes o adamın muhtar olmadığını konuşuyordu. Ben
kartondan hava delikleri olan bir kasket yapıp muhtara hediye etmeyi
düşünüyordum hava delikli diyorum çünkü muhtarın kafası havasızlıktan üçgen
şeklindeki kutulara dönmüştü. Bu üçgenleşen muhtara üzülmeye başlamıştım. Bir
gün dişsiz muhtarın ofisine gittim. Kapıyı çalmadan içeri girdim. Çünkü
çalınacak bir kapısı yoktu. Kapının yerinde demirden bir çene vardı. Çene, çalıp
duruyordu kendi kendine. Ellerinde sihirli değnek yerine oklava, kepçe olan beş
yaşlarında periler buraya neden geldiğimi soruyorlardı. Ofisin duvarına asılı
bir fil büyüklüğünde perde duruyordu. Muhtar orada konuşup duruyordu. Perdenin
üzerinde muhtarın çocukluğu geziyordu. Perdeyi bir tırtıl gibi sürünerek açtım.
Muhtar burada yoktu muhtarın sadece sesi geliyordu. Perdenin arkasında buzdan
yapılı bir kasaba vardı. Bu kasaba buzdan yapılı olduğu için girişinde “GÜNEŞ
GİREMEZ”uyarısı bulunuyordu. Minik kuşlar bile burada fil kuş olarak
anılabilirdi çünkü burası minik kuşlardan daha minik varlıklarla doluydu. Beni
en çok şaşırtan şey muhtarın dişlerinin kasaba çocukları tarafından tahtıravalli
olarak kullanılmasıydı. Düşünsenize otuz iki tahtırevalliden oluşan çocuk
kasabası vardı burada.
Hemen yerimden kalktım ve kapısı olmayan çenesi bulunan çıkışa yöneldim hava
kaşlarını çatmaya başlamıştı pijamalı leylekler evdekilerin merak edeceğini
söylüyordu. Çok seviniyordum sevincimi kimseyle paylaşamadığım için içimde
mutluluk turşusu kurmak zorunda kaldım ve bu çocuk kasabasından kimseye söz
etmedim. Gece hapşırdı ve sabah oldu babam aynanın karşısına geçmiş kendisine
bir şeyler anlatıyordu. Geceleri babam hep öksürürdü gündüz konuşurdu gece
öksürürdü boğazını çengelli iğnelerle yarasalara tutturmak istemiştim bu yüzden
ama babam sessizlikten canının sıkıldığını öksürmenin de bir konuşma olduğunu
savunuyordu. Bu sabah da öksürük arasında bir penguenle karşılaştığını
anlatıyordu aynaya. Belki de iri yarı şurup şişelerini bir penguene benzetmişti.
Kimse babama inanmadı. Ben hiç inanmadım çünkü aklım muhtarın ofisinde saklanan
çocuk kasabasına takılmıştı.
Muhtarla konuşmalıydım muhtarla konuşamazdım çünkü muhtarın dişinden de dilinden
de anlamıyordum. Babam hâlâ aynaya bakarak kendine yalanlar söylüyordu. Benim
evden çıktığımı fark etmedi. Ben muhtarla konuşmaya karar vermiştim ofisine
gittim. Beni gördü sadece kafasını salladı oturmamı işaret etti. Perdeleri çekti
buzdan yapılı telefonu çıkardı anlaşılmaz bir dille saatlerce konuştu. Telefonu
kapattıktan sonra garip bir sesle bağırmaya başladı sanki birilerini
çağırıyordu. Çocuk kasabasından çocuklar eski bir diş fırçasını gemi yapmışlar
muhtarın dişlerini getiriyorlardı. Muhtar dişlerini taktıktan sonra bana döndü
ve şöyle dedi:
- Adım Buzkos. Benim buz bir dünyam var. Bir eskimoyum ben. Muhtar değilim ben..
Şaşırmaktan bir penguen görür gibi olmuştum hayır hayır görür gibi olmamıştım
sahiden görmüştüm. Yanımdaydı bana bir fincan buz getirmişti. Fincanı aldım
babamın gördüğü penguen bu olmalıydı. Eskimo muhtar tekrar konuşmak ister gibi
yanıma sokuldu ve:
- Eskimo olduğumu öğrenirlerse beni buradan kutuplara gönderirlerdi o zaman da
bu küçük kasaba burada ölürdü.İnsanlar bana soru sormasınlar diye dişlerimi bu
yüzden takamıyorum.
Bu sefer ben de ona bir soru sormaya karar verdim ve:
- Eskimo muhtar buzkos şimdi ne yapmayı düüşünüyorsunuz? Güneş sizi yakalar.
Dünyadaki bütün güneş gözlüklerini toplayıp bu buz kasabası için bir gecekondu
yapmayı düşünüyorsanız bu çok zamanınızı alır.
Penguen karnını kaşıyarak bavulunu hazırlıyordu. Eskimo muhtar bana demir bir
tarağımın olup olmadığını sordu. Demir tarak mı ne acaip bir istekti bu.
Düşünerek yerimden kalktım. Tam kalktığım sırada bir de büyüteç bulmamı istedi
benden. Kafam zeytin yakalayamayan çatallara dönmüştü, sürekli koşuşturuyordum.
Eve koştuğumda herkes muhtar hakkında konuşuyordu onlar muhtarın dişlerini
yaptırmak için kasabanın tavuklarını satmayı düşünüyorlardı. Ben hem demir tarak
arıyor hem de konuşulanlara gülüyordum. Babam saçlarını normal bir tarakla
tarayamazdı. Çünkü saçları bir şemsiye tavanına değecek kadar dik ve sertti. Ben
de bu yüzden babamın demir bir tarağının olabileceğini tahmin ediyordum. Saksıya
saplanmış demir tarağı elimdeki çantanın içine yerleştirdim. Sıra büyütece
gelmişti. Aklımı büyütmek için bir büyütece ihtiyacım olduğunu anlamış ve
kendime bir büyüteç almıştım. Büyüteci de çantama yerleştirdikten sonra evden
hızlıca çıktım. Eskimo muhtarın ofisine koşmaya başladım ofise geldiğimde eskimo
muhtar buzkos buzlu kasabadaki çocuklara göç edeceklerini haber veriyordu. Beni
gördü ve elimdeki demir tarağı ve büyüteci büyük bir heyecanla aldı.
Ayakkabılarımı istedi sadece bir tekini istedi. Ayakkabımı da verdim bana:
- Sıcak çocuk bu büyüteci biz kaybolana kadar arkamızdan tutacaksın tamam mı?
- Tamam ?
- Böylece demir tarak büyüyecek ve tren raylarına dönüşecek bu ayakkabın da
bizim trenimiz olacak anlıyor musun?
- Anlıyorum?
- Sakın unutma biz kaybolana kadar büyüteci arkamızdan tutacaksın.Bu sırada
penguen güneşi oyalayacak ..
İçimden üzülmeye başlamıştım. Eskimo muhtar gidiyordu ve buzlu çocuklar
kasabasına da veda edecektim. Ayakkabımın bir tren olup kutuplara gideceği hiç
aklıma gelmemişti. Eskimo muhtar buzkos hazırllanmaya başladı buzlu çocuk
kasabasını avucuna aldı ve fincanın içine koydu fincanı da ayakkabımım içine
yerleştirdi bana işaret etti büyüteci kaldırdım her şey ne kadar da
farklılaşmıştı. Eskimo muhtar ve buzlu çocuk kasabası büyüteçten daha da
büyümüşlerdi. Bir iki dakika içinde hepsi kaybolmuştu. Penguen onlara son anda
yetişmiş bana dönerek paytak paytak hoşça kal demişti. Ayağım yalın ayak eve
koştum evde yine muhtar hakkında konuşuluyordu. Düşündüm de o bir muhtardı ama
sadece buzdan yapılı çocuk kasabasının muhtarıydı. Bunu evdekilere anlatmaya
çalıştığımda beni yine evde bırakıp bu seferde kulakları olmayan yeni muhtarın
konuşmasını dinlemeye gittiler. Kim bilir yeni muhtar da belki bir
kızılderiliydi.
Neyse, eskimo muhtar Buzkos bir eskimo olmasına rağmen en sıcak arkadaşım olarak
kalacaktı ve kapının önünde tren olan ayakkabımı gördüğümde eskimo arkadaşım
Buzkos’un kutuplara ulaştığını anladım. Eskimo muhtarı kimse merak edip aramasa
da ben her kar yağışında buzdan yapılmış telefon seslerini duyar gibi oluyorum.
Esra ELÖNÜ |