EMEKLİ GEZEGEN UYDULARI

 

Bir varmış, bir yokmuş. Gelecek zamanların birinde, uzayın 0354’üncü

bölgesindeki yörüngesinde dönmekte olan mavi gezegenin yaşlı bir uydusu

varmış. Bu uydu yıllarca sahibinin çevresinde dönmüş, karanlık gecelerini

aydınlatarak ona hizmet etmiş. Gün gelmiş, uydunun ışığı tükenmiş, yaşlı ve

yorgun bir hâle gelmiş. Sahibi olan büyük mavi gezegen artık onu boş yere

çevresinde döndürmek istemiyormuş. Mavi gezegenin uydusu de kendisine

kötü davranılmasından, çekim gücünün azaltılmasından işlerin çok kötü

olduğunu sezmiş. Kendi kendine üzülmüş:

 

-Bunca yıllık çalışmadan sonra, kalan günlerimi rahatlık içinde geçirmek

isterdim. Doğrusu bu benim hakkımdı, demiş.

 

Sahibine küsen mavi gezegenin uydusu alıp başını çıkmış uzayın o

bölgesinden. Düşmüş yollara. Az gitmiş, uz gitmiş. Sarı renkli bir gezegenin

yörüngesinin kenarından geçerken bir başka uyduya rastlamış. Zavallı

uyducuk, binlerce yıldır dönmekten iyice yorulmuş, yorgun bir durumda

soluyup duruyormuş.

 

Bizim mavi gezegenin uydusu merakla:
 

-Merhaba uydu  kardeş. Neden  böyle hızlı hızlı soluyup duruyorsun bakalım,

diye sormuş.
 

Sarı gezegenin uydusu bir ah çekip:
 

-Sorma uydu kardeş. Yaşlandım artık. Günden güne güçten düştüm. Artık

sahibimin çevresinde dolaşamaz oldum. Benim bu durumum da onun işine

gelmiyor. Beni çekim alanında tutmak istemiyor. Sanırım beni patlatarak yok

etmeyi bile düşünüyor. Onun bu fikrini anlayınca ben de çekim alanından

kaçıp kurtuldum. Bundan sonra sonsuz uzayda bir yere tutunmadan nasıl

yaşarım bilemem. Peki sen ne arıyorsun bu boşlukta, demiş.
 

Mavi gezegenin uydusu üzgün üzgün:
 

-Benim durumum da seninkinden pek farklı değil. Ben de yaşlandım. Artık

yeterli ışık veremiyorum diye sahibimin bana karşı tavrı değişti. Çekim gücünü

azalttı. Sanırım ki beni başından atmak istiyordu, demiş.
 

Sarı gezegenin uydusu meraklanmış:
 

-Peki, şimdi nereye gidiyorsun böyle, diye sormuş. 
 

Mavi gezegenin uydusu açıklamış:
 

-Benim uzayın bir başka bölgesinde bir kardeşim var. Oradaki kocaman bir

gezegenin on beşinci uydusu olarak çalışıyor. Ben de oraya gidip kardeşimin

yanında çalışacağım. İşittiğime göre o dev gezegenin başka uydulara da

gereksinimi varmış. İstersen sen de benimle gel. Seni de orada işe aldırırım.

Bir alet çalabilir misin, demiş.
 

Sarı gezegenin uydusu sevinçle kabul etmiş. Böylece iki eski uydu birlikte yol

almaya başlamışlar. Konuşa konuşa giderlerken yol kenarında yaşlı bir

uyduya daha  rastlamışlar. Bu uydu da çok üzgünmüş. Hüngür hüngür

ağlıyormuş.
 

Mavi gezegenin uydusu merakla:
 

-Hayrola kardeş! Neden ağlıyorsun? Derdin nedir, diye sormuş.
 

Yaşlı uydu burnunu çekerek:
 

-Başımda belâlar dönerken nasıl neşeli olabilirim ki? Çok yaşlandım.

Yörüngemde eskisi kadar hızlı dönemiyorum. Işığım da kesildi. Böyle olunca

da sahibim olan yeşil gezegen beni kendi çevresinde tutmak istemiyor.

Benden kurtulmak, belki de patlatmak istiyor. Bu yüzden evden kaçtım. Ama

şimdi de ortalık yerde, sahipsiz kaldım, demiş.
 

Mavi gezegenin uydusu araya girmiş:
 

-Biz kırk uydulu bir gezegene çalışmaya gidiyoruz. Sen de bizimle gel! Orada

işe girer, yine eskisi gibi dönersin, demiş.
 

Yeşil  gezegenin uydusu bu öneriye çok sevinmiş.
 

Üç eski uydu yola devam etmişler. Uzayın alacakaranlık bir bölgesinde

ilerlemeye başlamışlar. Öğle vakti, ibikli bir gezegenin yörüngesinin

kenarından geçiyorlarmış. Bu sırada bir küçük uydunun acı acı inlediğin

duymuşlar. Hemen oraya yönelmişler. Mavi gezegenin uydusu İbikli 

gezegenin uydusuna:
 

-Selâm kardeş! Niye acı acı feryat ediyorsun, diye sormuş.
 

İbikli  gezegenin uydusu derin bir oh çekmiş:
 

-Bu gün bir derdim yok. Ama yarın buraya bir göktaşı gelecek. Çarpıp beni

yok edecek, demiş.
 

Sarı gezegenin uydusu  ile yeşil gezegenin uydusu:
 

-İşte bu çok kötü, demişler.
 

Mavi gezegenin uydusu devam etmiş:
 

-Bak kardeş, biz kocaman bir gezegenin yanına gidiyoruz. Orada çalışacağız.

Sen de bize katıl. Birlikte gidelim, demiş.
 

İbikli  gezegenin uydusu sevinçle zıplamış:
 

-Tamam! Ben de sizinle geliyorum kardeşler, demiş.
 

Böylece bizimkilerin dördü birlikte yola koyulmuşlar.  Yorgunmuşlar ama

üzgün değillermiş. Mutlu ve neşeli imişler. Bir de şarkı bile tutturmuşlar

giderken.
 

Dört arkadaş, akşam olunca bir nebula bulutunun yanına gelmişler.
 

Mavi gezegenin uydusu orada durmuş:
 

-Arkadaşlar geceyi burada, şu bulutun altında geçirelim, demiş.
 

Sarı gezegenin uydusu ile mavi gezegenin uydusu nebulanın altına kıvrılıp

yatmışlar. Yeşil gezegenin uydusu bulutun ortasında bir yere çıkmış. İbikli

uydu ise en tepeye çıkıp yatmayı daha uygun bulmuş. Bu şekilde aradan kısa

bir süre geçmiş.
 

Mavi gezegenin uydusu yavaşça:
 

-Uyudunuz mu, diye sormuş.
 

Soruyu Sarı gezegenin uydusu yanıtlamış:
 

-Ne gezer! Çok soğuk! Üstelik açlıktan ölüyorum, demiş.
 

Bu sırada çevreyi gözetleyen ibikli  gezegenin uydusu aniden bağırmış:
 

-Az ilerde küçük bir ışık görüyorum. Orada bir yıldız olsa gerek. Üstelik çok da

uzak değil, demiş.
 

-Haydi, o eve gidelim öyleyse. Belki yiyecek bir şeyler buluruz. Karnımızı

doyururuz, demişler dördü birden.
 

Sarı gezegenin uydusu sevinçle havlamış:
 

-Orası şimdi sıcacıktır, demiş.
 

Uydular ışığın bulunduğu yere doğru yola koyulmuşlar. Onlar yaklaştıkça ışık

büyümüş. Meğerse burası, uzay korsanlarının barındığı bir küçük yıldızmış. 

Uyduların arasından, içlerinden en iri olanı yıldıza yaklaşıp bakmış.
 

Sarı gezegenin uydusu merak etmiş:
 

-Ne görüyorsun mavi kardeş, diye sormuş.
 

Mavi gezegenin uydusu gördüğünü açıklamış:
 

-Kurulu bir sofra görüyorum. Üzerinde her türlü yiyecek, içecek var. Haydutlar

oturmuşlar, yiyip içiyorlar. Keyifleri yerinde, demiş. 
 

Sarı gezegenin uydusu heyecanlanmış:
 

-Ne yapacağız şimdi, diye sormuş.
 

Dostlar biraz düşünüp taşınmışlar. Sonunda bir çözüm yolu bulmuşlar. Mavi

uydu yıldızın bir köşesine dayanmış. Sarı uydu, mavi uydunun sırtına çıkmış.

Yeşil uydu da onun üstüne tırmanmış. İbikli  gezegenin uydusu da uçup yeşil

uydunun tepesine konmuş.
 

Mavi gezegenin uydusu komutu vermiş en alttan:
 

-Bir, iki, üç! Haydi başla, diye bütün hızıyla bağırmış.
 

Bizim emekli uydular, hep birlikte büyük bir gürültüye başlamışlar. Mavi

gezegenin uydusu anırıyor, sarı gezegenin uydusu  havlıyor, yeşil gezegenin

uydusu  miyavlıyor, ibikli  gezegenin uydusu da ötüyormuş. Sonra yıldızın

ortasına dalmışlar.
 

Haydutlar korkudan neye uğradıklarını şaşırmışlar. Yıldızı cinler bastı sanarak

uçan dairelerine doluşmuşlar ve uzayın karanlık boşluğunu boylamışlar.

Orada buldukları bir kara deliğin içine saklanmışlar.
 

Bizimkiler, hemen sofranın başına kurulmuşlar. Arta kalan yiyecekleri bir güzel

yiyerek karınlarını iyice doyurmuşlar. Ardından da yıldızın ışığını söndürmüşler.

Her biri rahat edebileceği bir yer bulmuş. Yol yorgunu oldukları için derin bir

uykuya dalmışlar.
 

Bu sırada haydutlar, gizlendikleri kara delikte korku içinde bekleşiyorlarmış. 

Burası, o kadar soğuk ve karanlıkmış ki... Ayrıca karınlarını iyice

doyuramadıkları için açlıkları da sürüyormuş. O sırada küçük yıldızdaki ışık

sönmüş, korsanlar bunun nedenini merak etmişler. Baş hırsız, adamlarından

birini seçip oraya göndermiş:
 

-Haydi yıldızımıza git de bir bak! Neler oluyor? Ama dikkatli ol, demiş.
 

Korsan, uçan daireye binip korka korka yıldıza yaklaşmış. Çevre karanlık

olduğu için yıldızın ışığını yakmak istemiş. Ocağın yanında yatan sarı uydunun

gözlerini ateş koru sanarak eline aldığı bir çırayı tutuşturmak istemiş. Ama

sarı uydunun gözlerine değmesiyle birlikte, onun keskin pençelerini

yanağında bulması bir olmuş.  Haydudun yüzü gözü tırmık içinde kalmış.

Korkudan ödü patlayan adam oradan kaçmak istemiş.  Ancak kaçamamış.

Yeşil uydunun şiddetli bir şekilde saldırısına uğramış. Yıldızdan uzay

boşluğuna atlayım derken mavi uydudan sert bir tekme yemiş. Bu sırada,

gürültüye uyanan ibikli  gezegenin uydusu da avazı çıktığı kadar bağırmaya

başlamış. Haydut canını zor kurtarmış. Soluk soluğa uzayda saklanan

arkadaşlarının yanına varmış:
 

-Yıldızda bir cadı var. Ateş yakayım dedim. Cadı uzun tırnaklarıyla yüzümü

gözümü tırmık içinde bıraktı. Kenarda kocası yatıyordu. Elindeki koca satırla

üzerime saldırdı ve elindekini bacağıma sapladı. Köşede kocaman bir dev

vardı. Beni elindeki sopasıyla bir güzel dövdü. Bunlar yetmiyormuş gibi birisi

de: " Aman tutun, yakalayın, kaçırmayın. " diye bağırıyordu. Canımı zor

kurtardım ellerinden, demiş.
 

O günden sonra haydutlar bir daha o yıldıza uğramamışlar.
 

Bizim yaşlı uydular da büyük gezegene gitmekten vazgeçmişler. Bu küçük

yıldızın uydusu olup çevresinde sakin sakin dönmeye başlamışlar.  Kalan

günlerini mutluluk ve huzur içinde yaşamışlar.

                                                                                        Ahmet YOZGAT

 

 

Geri Ana Sayfa Arkadaşına Gönder

Yukarı