|
AKIL OKULU
Gecelerden bir gece, sevgili aynacık bakın neler anlatmaya başlamış…
Birgün ülkenin küçük kasabalarından olan Yitan’da şöyle bir haber
yayılmış:
- Güzel başkentimizde bir Akıl Okulu varmış. Her kim o okula giderse
orada ona akıl öğretiliyormuş.
Herkes bu haberi şaşkınlıkla birbirine anlatıyormuş. Şehrin en
zenginlerinden olan bir adam da bu haberi duyunca kahkahalarla gülmeye başlamış:
- Efendim, hayatımda hiç bu kadar komik bir şey duymamıştım. Bir
insan akıllıysa akıllıdır. Sonradan akıl kazanılır mı hiç? Olacak şey midir?
Duyulmuş mudur? Görülmüş müdür?
Bu adam çok zengin olduğu için çocuklarının hiçbirisini okutmamış.
Öyle çok parası varmış ki, istese şehrin tamamını satın alabilirmiş. Fakat
çocuklarına devamlı şöyle diyormuş:
- Şükürler olsun çok paramız var. Yine de paramıza para katmalıyız.
Ne kadar çok kazanırsak o kadar güçlü oluruz.
Çocuklarından biri ise, babasının bu düşüncesine katılmıyormuş.
Devamlı;
-
Babacığım, okumak gibisi var mıdır, diyormuş. Bak ne çok paramız var. Ama bu
parayla bilgi satın alamayız. Buna kimsenin de gücü yetmez. Neden okumayı kötü
görüyorsun?
Adam, çocuğunun bu sözlerini günlerce, gecelerce düşünmüş durmuş.
Sabahlara kadar sayıklar olmuş: Akıl Okulu… Akıl Okulu…
Bir sabah dayanamamış ve kararını vermiş:
- Böyle olmayacak. Şu Akıl Okulu neymiş gidip göreceğim.
Adam yolculuk için hazırlanmış. Atına binmiş ve yola koyulmuş.
Günler geçmiş. Geceler geçmiş. Memleketinden ayrılalı tam otuz-iki gün olmuş.
Günün birinde, yolda ağır ağır yürüyen bir ihtiyara rastlamış. İhtiyarın gözleri
görmüyormuş. Adam bu ihtiyarın hâline acımış. Yanına yaklaşarak;
- Ey yolcu, nereye gidiyorsun, diye sormuş.
İhtiyar da başkente gitmek istediğini söylemiş. Bunun üzerine adam
atından inmiş ve ihtiyarı atına bindirmiş:
- Ben de başkente gidiyorum, demiş. Bir günlük yolum kaldı. Birlikte
konuşa konuşa gideriz.
İhtiyar atın üzerinde, adam yaya yolculuklarına devam etmişler.
Şehre vardıkları zaman adam ihtiyara;
- İşte
başkente geldik, demiş. Burada inebilirsin.
Fakat ihtiyar, adama şunları söylemiş:
- Madem
bir iyilik yaptın, bunun gerisini de getir. Beni şehrin meydanına kadar götür.
Ondan sonra var git nereye gideceksen.
Adam hiç karşı çıkmamış ve “tamam” demiş. Beş-on dakika sonra şehrin
meydanına gelmişler. Tam bu sırada ihtiyar bağırmaya başlamış:
- İmdat!.. Yardım edin. Bu adam atımı çalmak istiyor. Bu garibana
yardım elini uzatacak yok mu? İmdat!..
Meydandaki insanlar koşa koşa gelmişler onların yanına. İhtiyar
kör olduğu için ona acımışlar ve adamı suçlamışlar:
- Utanmıyor musun bu yaşta hırsızlık yapmaya. Hem de kör bir adamın
atını çalmaya çalışıyorsun.
Adam haykırıyormuş:
- Hayır, yalan söylüyor. Bu at benim. Onu yoldan ben aldım.
İhtiyardır, yorulmasın, bir iyilik yapmış olayım, dedim. Bu at benim. Ben
hayatımda hırsızlık yapmadım. O yalancıdır.
Fakat gelgelelim insanlar adamı dinlememişler. Atı, kör ihtiyarı ve
adamı doğruca şehrin hakimine götürmüşler. Hakim önce kör ihtiyarı, sonra adamı
dinlemiş. Ardından da şöyle demiş:
- Bana bir baytar, bir nalbant, bir de saraç çağırın. Hemen
gelsinler. Bekliyoruz.
Adam bu üç kişinin neden çağrıldığını bir türlü anlayamamış. Kimseye
de soramamış. Mecburen çağırılanların gelmesini beklemiş. Kısa bir zaman sonra
da hepberaber gelmişler. Hakim gelenleri tek tek huzuruna kabul etmiş. Önce
baytar alınmış odaya. Hakim ona sormuş:
- Ata bak. Bu at hangi memlekete aittir?
Baytar
şöyle karşılık vermiş:
- Çok fazla incelemeye gerek yok. Bu at bu şehirden alınmamış. Yitan
yöresine ait bir aittir.
Adam kendi memleketinin ismini duyunca hayretler içinde kalmış. Bu
sefer de hakim nalbantı çağırmış ve ona;
- Sen de bu atın nerede nallandığına bak, demiş.
Nalbant
biraz inceledikten sonra şunları söylemiş:
- Bu at burada nallanmamış. Yitan yöresinde atlar böyle nallanır.
Bizimkine benzemez.
Adam yine şaşırmış. Kendi kendine, “Nasıl bilebilirler?” diye sorup
duruyormuş. Hakim son olarak saraca;
- Bu atın koşumlarını incele, demiş. Nasıl eyerlenmiş?
Saraç hiç beklemeden cevap vermiş:
- Efendim, ilk bakışta bizim yöremize ait olmadığı anlaşılıyor.
Yitan yöresinin koşum şeklidir bu.
Hakim cevapları aldıktan sonra atın sahibine dönerek;
- Evet, sen doğru söylüyordun, demiş. Bu at senin. Artık atını alıp
gidebilirsin. İhtiyara da gereken ceza verilecektir. Hiç meraklanma.
Fakat adam dayanamayarak hakime sormuş:
- Siz böyle bir şey yapmayı nasıl düşündünüz? Bu adamlar, bu atın
Yitan yöresine ait olduğunu nereden anladılar? Lütfen bana söyler misiniz bütün
bunlar nasıl olabiliyor?
Hakim adamın sorusuna gülerek cevap vermiş:
- Ben ve bu gördüğün herkes, bu şehirdeki Akıl Okulu’nu bitirdik.
Her şeyi o okulda öğrendik. Orada doğrunun nerede ve nasıl bulunacağı öğretilir.
Adam böylece Akıl Okulu’nun ne anlama geldiğini yaşayarak öğrenmiş.
Heyecanla memleketi olan Yitan’a dönmüş. Bütün olanları ailesine ve
arkadaşlarına anlatmış. Sonra da bütün çocuklarını bu Akıl Okulu’na göndermiş.
Anlamış ki, herkeste akıl var, ama onu kullanabilmek için eğitim gerekiyor
Naz Ferniba |