GÜZ YORUMCUSU 9

Özcan Ünlü

'Çocuklar Bir Tek Ulustur Çünkü'

Biz günahkârız; meyvası nur olacak ruh tarlasını harabe yaptık. Biz çocuklarımıza zulmettik; ezel bezminde yaşanan hayatın rüyasını yeryüzüne indiren yuvalarımızın getirdiği ilahi emanete değer vermedik...

...

Peygamberin gösterdiği yolun remz olduğu itaati isyana tebdil ettik. Çocuklarımızın gözlerinde parlayan teslimiyet sevgisini öldürdük; yerine hoyrat saldırışları koyduk...

...

Acaba binbir zehirle zehirlediğimiz yalanı, fitneyi, hırsı ve kini öğrettiğimiz, elimizin ve dilimizin her kımıldanışiyle ruhlarına zulmü aşıladığımız çocuklarımız gerçekten bizim olacaklar mı?..

...
Çocuk denen ve nüsha-i kübra olan bu ilahi cevherden binbir hayvanın hırslariyle yüklü çehreler çıkarmak hüner mi, inkılâp mı, nedir dersiniz?.. (Nurettin Topçu)

 

 

Savaş görmüş çocukların şiirini yazarken zorlanıyoruz en çok...

En çok onların bakışlarından korkuyoruz, kendimizi sınarken. Nedense onlardan, yarını kurmalarını istiyoruz her fırsatta, bugünden onlar için hazırladığımız herhangi bir şey olmasa da...

"Cennet yolunu arayan masum adımlarıyla" gözümüzün önünden ergenliğe geçip giden çocuklarımızın, binbir günah içinde kalan bedenlerimizden alacakları yok mu sizce?

Ve sizce, gerçekten onların yarınlarını hırs küpüne çevirdiğimiz için kendimizle çok mu gurur duymalıyız veya hünerlerimizi çılgınca alkış fırtınasına mı tutmalıyız?

Bütün çocukların dudaklarındaki fatiha izlerini görün beyler!

Analarından aldıkları emanet namus zırhıyla bacaklarınıza sarılan çocukların neler istediklerini ancak siz bilirsiniz.

Yine bilirsiniz ki, kendi ideallerinizle yetiştirmeye çalıştığınız çocuklarınız yarın başka biri olarak çıkıp gelir karşınıza; o zaman binbir zehirle donattığınız eseriniz karşısında şaşırıp kalırsınız.

İşte bir bomba daha patlıyor yerkürede.

Kopan bacaklar, ağlayan yürekler ve vızıldayan sesler arasında parmaklarıyla bilyesine vurmaya hazırlanan bir çocuğun kolu düşüyor önünüze.

Yerden kaldırıp alacağınız kol mu, öpmeye kıyamadığınız çocuk parmakları mı, ihanet mi, gurur mu?
Ya, kalbine kuvvet aşısı üflediğiniz, bir Ömer mi, yahut Ebubekir mi?

Hesap günü, sınavınız çetin olacak!

Seslerinde bombalar patlattığınız, ellerine füze başlıkları emanet ettiğiniz, göğsüne mezarlıklar dolusu korku sıkıştırdığınız, bilyelerinin içine fünye tıkıştırdığınız, oyun çağlarını kirli ve paslı atölyelerde yedi-ondört anahtarlarına teslim ettiğiniz, gözlerinden yıldırım çıkan çağlarına zulüm ve acı aşıladığınız çocuklarla mı kazanacaksınız sınavı?

"Bir beşik gibi sallanır dünya, rahat uyusun diye bütün çocuklar" diyen Münire Dranas mı haklı acaba, siz mi?

"Çocuk ve sevgi, ikiz kardeş gibidir. Birbirini besleyip büyüten iki varlık.

Çocuk bir fidansa, sevgi bir toprak; onun can damarı, besin kaynağı. Çocuk bir çiçekse, sevgi bir yağmur; ona hayat veren, can veren. Çocuk, kızgın bir güneşin altında, oyun denen o tatlı rüyaya dalmış, kan-ter içinde oynarken sevgi adeta bir bulut, onu koruyan, kollayan, kanatları altında saklayan" diye yazan Turan Karataş mı abartıyor acaba çocukluğu?

Veya edebiyatın en coşkun damarı olan çocuk madenini keşfeden şair, boşuna mı tüketiyor nefesini yüzyıllardan beri?

Kafesli Evlerin Çocukları

Çocuk, hayali getirir şaire; çocuksu sevinçleri, korkuları, nefretleri ve yarınsızlıkları çoğunda.

Pandora'nın kutusundan çıkıp dünyaya sihirli değneğiyle şekil verendir o.

Yeniden yorumlatan ümidi, hayatı ve hayalleri...

Öyleyse bir çocuğu koklarken veya kokladığınızı farzederken, cennetin ne kadar yakınınızda olduğunu düşünün sadece.

Düşünün ve onu elde etmek için çabalayın.

Fabrika duvarına yaslanmış bir çocuğun hayali boğmalı sizi.

Gres yağlarına bulanmış gözlerinde görmelisiniz fenalığınızı.

İşe giderken bilyelerde kalan aklından korkmalısınız bir çocuğun veya içinde büyüttüğü intikam canavarından...

Hep, "içimizde bir çocuk büyütmek"ten söz ederiz oysa...

Nedense kendi çocuklarımız değildir büyütmeye çalıştığımız.

Başka dünyalardan gelmiş, başka sevgilerle belenmiş, başka düşüncelerle koruyup
kollanmış bir çocuktur bu...

Nedense, hepimizin içinde büyümesi bizimle eş zamanlı gelişen bir çocuk vardır.

"Çocuklar uyurlarken ancak, uyur

Yorulmuş oyuncukları" (A.Nihat Asya)

 


Düşlerimizde koşuşturup duran çocuk ovasında, oyuncaklarıyla uyuyan çocuklar hayal ederiz hep.

Ama uyumuyor çağımızın çocukları; ekmek parası peşinde, top mermisinden kurtarmak için körpe bedenini, kendini atmış veya...

En çok da, bir yarış atı gibi hazırlanıyor geleceğe, oyun saatinden çaldığı kitap zamanlarında...

"Kafesli evlerde ağlar çocuklar

Odalarda akşam olurken henüz

O zaman gözümün önünde parlar

Buruşuk buruşuk ağlayan bir yüz" (N.Fazıl Kısakürek)

 

 


Belki evet... Ne zaman karanlık kaplasa her yanı, bir çocuk ağlaması yükselir evlerden. Bir çocuk ağlaması duyulur bize ait her sokak arasında.

"Annesi gül koklasa, ağzı gül kokan çocuk"ları özleyerek geçirdiğimiz dünlerin ve bugünlerin yarınında büyük trajedilere hazırlıyoruz kendimizi.

Meleklerin dolandığı çocuklu evlerden yükselen feryatlara alıştırıyoruz kulaklarımızı. Giden, başkasının yavrusu da olsa, bütün çocuklar adına aynı acıyı çekiyoruz; bizden öncekilerin bıraktığı yerden...

Ölümü Benzemiyor Kimseninkine

Sokak aralarını cennete çeviren çocuklardan söz ediyoruz beyler!... Beyninde kurşun yarası taşıma ihtimali her geçen gün artan çocuklardan değil. Yarını kurtaracak altın nesiller için kurgulanmış sahte yuvalardan değil...

Çocuklar, yüzyılların en güzel basamağı dese de şair, her gün ölen minicik bedenleri toprağa veriyoruz yerkürede; açlıktan, savaştan, teknolojiden vs...

Şattülarap, Beyrut, Afganistan, Kamboçya, Bosna, Endonezya, Somali.. ille de Filistin!...

Farkeder mi?

Çocukların ulusu yok diyorsun şair; ama onların ölümü benzemiyor hiç kimseninkine!...

 

"Öldü öldüğünü bilmiyorlar

İki eli yanına geldi götürecekler

Gitmem diyemiyor

 

Tadamadı helvadan ve lokmadan

Bir teşekkür olsun edemedi

Tabutunu taşıyan dostlarına

 

Ah ölümü kimseninkine benzemiyor" (Oktay Rıfat)

 


Birer birer düşüyor kalelerimiz. Elimizdeki en büyük koz da terkediyor bizi.

"Sevdaların uğuru" olarak sarıldığımız çocuklarımızı, ne kadar da yakıştırıyorduk bedenimize.

Onlar için yok ediyoruz ağaçları, onlar adına işliyoruz bütün kusursuz cinayetleri, onlar içsin diye kirletiyoruz suyu, onlar yaşasın için kuruyoruz kabus dolu geleceği ve onlar için ölüyoruz habire meydanlarda; sırf onlar daha iyi yaşasın diye...

Bu çağın çocuk kaderi hep aynı:

Şehir üstüne kurulmuş lunaparklarda eğlence...

Bahçelerinde erik taşlanmayan kuru tarlalar...

Balkonlara serilmiş oyuncaklarda çocuk sevinci...

Takdirnameli karnelere tapınmalar...

Ekranlara yığılmış çocuk cesetlerine üzülme...

Savaş haberlerini sıradanmış gibi algılayıp izleme...

Bütün hasta çocuklar için garip bir gülümseme dudakta...

"Benim çocuğum bu, yapar" aldatmaları...

Hayal havuzlarında kurulan sahte gelecek...

Fakat en korkuncu; kalbinde çocukluğu gürlemeyen küçük adamlar ordusu...

Bulutu İzleyen Çocuk

"Coplara namlulara bakıyorum

Kelepçeler demir parmaklıklar

Kan lekelerine kentin alanlarında

Hep son hep tükeniş hep ölüm

 

Çocuklara oy veriyorum" (Necati Cumalı)



Savaşların alıp götürdüğü, depremlerin silip süpürdüğü günlerimizde ne de güzeldir çocuk!

Kaybettiğimiz eşlerimizdir, onlara sarılırız.

Tükenen dünlerimizdir, onlara sarılırız.

Ümitlerimizdir yarına dair, onlara sarılırız.

Kurtarıcımızdır yenilgilerimizden, onlara sarılırız...

Bilmeyiz ne istediklerini bizden çoğu zaman; bir avuç yeşilliği ne yapacaklarını merak ederiz. Uzun eşek oyununu küçümseriz, dudak bükeriz elma şekeri istedikleri zaman; ama bizim de çocukluğumuz gizlidir onların gözlerinde...

Bulutu hayal eden çocuğu neden anlayalım ki?

Kuş olmak isteyen çocuğa mantık kulesi dikmeliyiz.

Su olmak isteyen çocuk, boğulmalı kederden.

Çiçek olmayı isteyen çocuğa üşüşmelidir arı!...

Ve en hüzünlü olanlar yine çocuklarıdır çağımızın:

 

"Durakta üç kişi

Adam kadın ve çocuk

 

Adamın elleri ceplerinde

Kadın çocuğun elini tutmuş

 

Adam hüzünlü

Hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü

 

Kadın güzel

Güzel anılar gibi güzel

 

Çocuk

Güzel anılar gibi hüzünlü

Hüzünlü şarkılar gibi güzel" (Cemal Süreya)

 

 

"Çocuk Gidince Anne..."

Bir anne için çocuk, bedenin bir parçası. Onunla anlam kazanır evde işe yaramaz her şey.

Oyunlarla farkına varılır birçok gereksiz eşyanın.

Baba için çocuk, yarın demek...

Çılgınca sergilemelidir yaşını.

Ürkütmelidir arkadaşlarını, derslerini çalışmalıdır...

Her ikisi için de çocuk, kaybedildiğinde nasıl bir acı bırakacağı önceden kestirilmeyen büyük bir sınav.

Anne için kayıp çocuk, ölümdür, ölümden öte...

Baba için kayıp çocuk, ölümdür, kaderden öte...

"Allah, kimseyi evlat acısıyla sınav etmesin" diyen atalar sözü doğrulamaz mı bunu?

Nasıl ölümse çocuk için kaderin seçtiği, acısını daha da belirginleştirir.

Örneğin, oynarken ölen çocuk, şölen içinde gitmiştir cennete.

Savaşta ölen çocuk, dünyaları yıkarak gitmiştir ardından. Denizde boğulan çocuk, kederden bir urgan geçirmiştir boynuna..Doğarken ölen çocuk, görmeyi bile istemeden seçmiştir yeni yaşamını. Çalışırken ölen çocuk, zaten yaşamamıştır çocukluğunu...

Anne için neyse çocuğunun ölümü, çocuk için de sonsuz bir kederdir annenin ölümü:

 

"Anne öldü mü çocuk

Bahçenin en yalnız köşesinde

Elinde siyah bir çubuk

Ağzında küçük bir leke

 

Çocuk öldü mü güneş

Simsiyah görünür gözüne

Elinde bir ip nereye

Bilmez bağlayacağını anne

 

Kaçar herkesten

Durmaz bir yerde

Anne ölünce çocuk

Çocuk ölünce anne" (Sezai Karakoç)

 

 

Çocuk Diye Bir Şey Var Mı?

 

Sahi, çocuk diye bir şey var mı yerkürede? Onlar bizim dünkü düşsel yanlarımız mı? Var iseler evet, yarın biz mi olacaklar? Böyle mi dönecek dünyanın çarkı?

Camii avlularında dilenen çocuklar mı olacak yarın da?

Ayakkabı boyayan çocuklar üst-baş yırtık?

Su satan, türkü satan ve dahası, çocukluğunu satan konfeksiyon tezgahlarında?

Fabrika bacalarından fışkıran kara dumanlarla gökyüzüne savrulan çocukların teri mi olacak yarın?

Evinden bilye oynayan çocukları mı bulacak kör bir kurşun?

İştihayla caddelere saldıran otomobil altlarından mı toplanacak körpe bedenleri çocukların?

Yine yarın "yurdumun kimsesiz ve yoksul çocukları", utandıracak mı bizi bugünden?

Sesinde bombalar patlayacak mı, bizden uzak ülke çocuklarının?

Bütün kutsalları çarmıha gerilecek mi?

Ertelenmiş hayatlarını yaşamak için, daha mı sarılacaklar acıya?

"Keder yine dargın ikizi mi olacak" çağa küskün çocukların?...

Ve evlerde, oğul için ağıt yakan babalar olacak mı yarın:

 

"Canımın bağı oğlum

Kalbimin ağı oğlum

Acının dağı oğlum

Bir dert ki ağu oğlum

Gökyüzü boydan boya

Hüzün ırmağı oğlum

Senin güzelliğinden

Yerler ağmalı oğlum." (Aleaddin Özdenören)

 

 

 

Yarın Duruşmasına Çağrı

 

İşte, bir yarın duruşmasına çağırıyorum sizi.

Şimden geri çocuklarınıza güvenmeye...

Onların gözlerine bir kez daha sevgiyle, aşkla, gururla ve şefkatle bakmaya.

Yeryüzünün bütün oğulları ve kızları için Rabb'in aramıza bir giz koyduğunu bilmeye çağırıyorum sizi.

Ölen her bir yeryüzü çocuğu için bir fatiha göndermeye...

Bütün savaşların çocuklardan uzak bir coğrafyasında dünyanın ve en çok hiç kavgasız vadilerinde, ovalarında yapılmasını...

Çocukların nefeslerindeki gül kokularıyla sarhoş olmaya çağırıyorum sizi...

Uykusunda gülen çocukların gözleri olmaya

 

Attaya giden her bebeğin terkisinde kendi kalbinizi de göndermeye...

Yaramazlık yaptığı bir akşamüstü polis amcaların gelip onları alacağı masallarını kendiniz için söyleyin bazen de...

Kırların serinliğini hissedin çocukların altın sarısı saçlarında, bozkırın kaybolmuş sevgisini...

Çocukları arayın gözünüzü açtığınız her geceyarısı ve toprağın böğrüne uçan küçücük cesetlere değdirin ellerinizi.

Sizi, "Sapanın ucundan savrulan taş/ Umduğumuz menzile erişmese de/ Siz haklısınız çocuklar" diyen şairi (M.Önal Mengüşoğlu) anlamaya çağırıyorum.

Sizi, çeliğe karşı mukavva kalkanlarla onurunu korumaya çalışan çocukları bilmeye çağırıyorum.

Günahkar çağların kirli duygularında kendini hala koruyan çocuğa saygıya çağırıyorum sizi...

Yüzünüze çocukluk maskelerinizi takıp aynalarla yüzleşmeye!...

Şiire çağırıyorum sizi beyler; şiire ve çocuğa:

 

"Bütün çocuklar

Yokluk bilmesinler

Et, şeker, süt bulsunlar

Giyimli, tok ve rahat

Gitsinler okullara

Sınıflarını gezsinler.

 

Büyükler biraz daha yorulsun

Onlar da büyüsünler

Onlar da mesut olsunlar

Geçti, kaç savaş ezikliği

Çocukları düşünsünler

Çocuklar iyi gün görsünler" (Behçet Necatigil)

Bir Önceki Sayfa... Ana Sayfa Köşe Yazıları Arkadaşına Gönder

Yukarı Çıkmak İçin...