|
Söyletmeyin beni anam yaram derindir
Sessiz sedasız geçip gidenleri hüzünle anacaklar vardır elbet. Elbet hâlâ
etrafımızda birkaç iyi adamın yaşadığını görüp coşkuya kapılmak mümkün. Bir yolu
sorarken ki tavrı nasıl da coşku vermesin bir ihtiyar satıcının. E 5’te yolumuzu
bulmaya çalışırken kime soralım derken bir acayip hal. Gülerek geliyor dostum.
Elinde bir poşetle. Biraz uzaktan izliyorum. İhtiyar adam bir kamyonetin
arkasında kabuklu fıstık satıyor. Yolu o gösteriyor dostuma. Dostum da bak amca
yolu bedava gösteriyorum deme, diyerek takılıyor ve ondan fıstık alacağını
söylüyor. Fıstığını sevsinler, ihtiyar adam altında kalır mı hiç bunun.
Sakallarını ileri doğru uzatarak; yo olmaz, diyor. O zaman alma. |
 |
Onun
için alacaksan alma! İki şey para almadan öğretilir. Bir Kur’an-ı Kerim, diğeri
de yol göstermek. Bunlardan para alınmaz. Gördün mü şimdi işi. Aldın mı cevabını
dostum. Daha tükenmemiş bir ezeli tavrı anladın mı şimdi. Gel de coşma bu hale.
Bir dua yeter, demesin mi ardından koca ihtiyar... Bak sen şu işe!.. Bak sen şu
güzelliğe bu karışık zamanda!.. İtiraf edeyim ki o eciş bücüş gibi görünen
kabuklu fıstıklarda bir lezzet bir lezzet şaşıp kaldık yol boyunca...Öyleyse
daha vakit varken uyarmak gerekmez mi: bir şairin görevi olarak:
“Ben söyledim; büyük boğazlar savaşı çıkmadan söyledim.
Haydi ne varsa elimizde iyi bir sebep olsun diye söyledim.
Çiçek açmış ağaçların üzerine kar yağmıştı söyledim.
Dinleyin kalbimin komşuları.
Zamanı çabucak harcayanlar.
Ortalığı kana bulayacak bu adamlar söyledim”
*
Bu
arada soğukların ve karın bu kirletilmiş dünyamızı şereflendirdiği vakitlerden
bir vakitte Kazancı Bedih de dayanamayıp gitti aramızdan eşiyle birlikte.
Şanlıurfa’daki mütevazı evinde kömür sobasının acımasızlığında terki dünya
eyledi sessiz sedasız.ve orada “Tükendi Nakti Ömrüm”. Mevla her şeye
kadirdir. Şatafata, tantanaya lüzum var mı?..
“Ne yanar kimse bana âteşi dilden özge
Ne
açar kimse kapım bâdı sabadan gayri”
*
Nasıl
ki şer cephesi her şeyi ters yüz ederek hegemonyasını kurmaya çalışıyor ve
hayret verecek derecede de uşak buluyor kendine. Artık ne demeli buna. Bu arara
da durup dururken ortaya çıkmalar başlayabiliyor. Adeta haykırırcasına, ortalığı
velveleye verircesine “ben değiştim” feryatlarını da bir kenara çiziktirmenin
zamanı olsa gerek. Yoksa nedir bu günah çıkarmalar. Geçen gün sabahleyin kalkar
kalkmaz elime kalemi aldığım gibi beni sıkan mısraı yazıvermişim bir çırpıda:
“Haydi söyleyin artık; günahlarınızı çarmıha gerin.
Azgın bedenlerinizi ateşlerde soğutun isterseniz”.
Siz
ne kadar değişirseniz değişin bir şey ifade etmez nezdi hakikatte. Neylerseniz
eyleyin kendinizi doğru dürüst bir çarmıha gerin de öyle ispat etmeye uğraşın
değiştiğinizi. Bana sorarsanız ne gam!.. Herkes kendi yolunun yolcusudur. Her
kes kendi ırmağında yıkanmaya gider. Herkes yolun sonundaki gerçeğe yakasını
kaptırmaktan kurtaramaz kendini.Önemli olan Yunus’cadır: “Hamdık
piştik elhamdülillah”. Budur yolun sonundaki ışık. Gerisi lafı güzaftır.
Hikmeti Hüda dünya işleri çeşit çeşittir. Zulmün kolları uzundur.
İbni Rüşd’ün eserleri, Endülüs’te İslam devletinin
yıkılışından sonra Gırnata meydanında seksen bin cilt Arapça yazma eserin
içinde yakılmış. Batılılar ona Averroes diyorlarmış. En büyük İslam
filozofu olarak biliniyormuş batıda. Yakamadıkları kitaplarıyla da Rönesans’ı
yapmış olmalılar herhalde. Öyleyse buyurun biraz da içerden vuralım bahtımıza ve
Kırklar dergisinden şair Hüseyin Akın ne söylemiş bakalım:
“Gönül koydum, üstelik n’olur n’olmaz diye
Üzerime yazdırdım kaç çocuğun göğünü
Bir şey çıkmaz demiştim, bir daha söylüyorum
Gidenin arkasına boşaltılmış yağmurdan
Belki ölmüş olurum herkesin öldüğünü”.
|