DÜŞ ÇINARI 26

Nurettin DURMAN

Söyletmeyin beni anam yaram derindir

 

Sessiz sedasız geçip gidenleri hüzünle anacaklar vardır elbet. Elbet hâlâ etrafımızda birkaç iyi adamın yaşadığını görüp coşkuya kapılmak mümkün. Bir yolu sorarken ki tavrı nasıl da coşku vermesin bir ihtiyar satıcının. E 5’te yolumuzu bulmaya çalışırken kime soralım derken bir acayip hal. Gülerek geliyor dostum. Elinde bir poşetle. Biraz uzaktan izliyorum. İhtiyar adam bir kamyonetin  arkasında kabuklu fıstık satıyor.  Yolu o gösteriyor dostuma. Dostum da bak amca yolu bedava gösteriyorum deme, diyerek takılıyor ve ondan fıstık alacağını söylüyor. Fıstığını sevsinler, ihtiyar adam altında kalır mı hiç bunun. Sakallarını  ileri  doğru uzatarak; yo olmaz, diyor. O zaman alma.

Onun için alacaksan alma!  İki şey para almadan öğretilir. Bir Kur’an-ı Kerim, diğeri de yol göstermek. Bunlardan para alınmaz. Gördün mü şimdi işi. Aldın mı cevabını dostum. Daha tükenmemiş bir ezeli tavrı anladın mı şimdi. Gel de coşma bu hale. Bir dua yeter, demesin mi ardından koca ihtiyar... Bak sen şu işe!.. Bak sen şu güzelliğe bu karışık zamanda!..  İtiraf edeyim ki o eciş bücüş gibi görünen kabuklu fıstıklarda bir lezzet bir lezzet şaşıp kaldık yol boyunca...Öyleyse daha vakit varken uyarmak gerekmez mi: bir şairin görevi olarak:

 

“Ben söyledim; büyük boğazlar savaşı çıkmadan söyledim.

Haydi ne varsa elimizde iyi bir sebep olsun diye söyledim.

Çiçek açmış ağaçların üzerine kar yağmıştı söyledim.

Dinleyin kalbimin komşuları.

Zamanı çabucak harcayanlar.

Ortalığı kana bulayacak bu adamlar söyledim”

 

*

Bu arada soğukların ve karın bu kirletilmiş dünyamızı şereflendirdiği vakitlerden bir vakitte Kazancı Bedih de dayanamayıp gitti aramızdan eşiyle birlikte. Şanlıurfa’daki mütevazı evinde kömür sobasının acımasızlığında terki dünya eyledi sessiz sedasız.ve orada “Tükendi Nakti Ömrüm”. Mevla her şeye kadirdir. Şatafata, tantanaya lüzum var mı?..

 

“Ne yanar kimse bana âteşi dilden özge

Ne açar kimse kapım bâdı sabadan gayri”

 

*

Nasıl ki şer cephesi her şeyi ters yüz ederek hegemonyasını kurmaya çalışıyor ve hayret verecek derecede de uşak buluyor kendine.  Artık ne demeli buna. Bu arara da durup dururken ortaya çıkmalar başlayabiliyor. Adeta haykırırcasına, ortalığı velveleye verircesine “ben değiştim” feryatlarını da bir kenara çiziktirmenin zamanı olsa gerek. Yoksa nedir bu günah çıkarmalar. Geçen gün sabahleyin kalkar kalkmaz elime kalemi aldığım gibi beni sıkan mısraı yazıvermişim bir çırpıda:

 

   “Haydi söyleyin artık; günahlarınızı çarmıha gerin.

   Azgın bedenlerinizi ateşlerde soğutun isterseniz”.

 

Siz ne kadar değişirseniz değişin bir şey ifade etmez nezdi hakikatte. Neylerseniz eyleyin kendinizi doğru dürüst bir çarmıha gerin de öyle ispat etmeye uğraşın değiştiğinizi. Bana sorarsanız ne gam!.. Herkes kendi yolunun yolcusudur. Her kes kendi ırmağında yıkanmaya gider. Herkes yolun sonundaki gerçeğe yakasını kaptırmaktan kurtaramaz kendini.Önemli olan Yunus’cadır: “Hamdık piştik elhamdülillah”. Budur yolun sonundaki ışık. Gerisi lafı güzaftır. Hikmeti Hüda dünya işleri çeşit çeşittir. Zulmün kolları uzundur.

 İbni Rüşd’ün eserleri, Endülüs’te İslam devletinin yıkılışından sonra Gırnata meydanında seksen bin cilt Arapça yazma eserin içinde yakılmış. Batılılar ona Averroes diyorlarmış. En büyük İslam filozofu olarak biliniyormuş batıda. Yakamadıkları kitaplarıyla da Rönesans’ı yapmış olmalılar herhalde. Öyleyse buyurun biraz da içerden vuralım bahtımıza ve Kırklar dergisinden şair Hüseyin Akın ne söylemiş bakalım:

 

“Gönül koydum, üstelik n’olur n’olmaz diye

Üzerime yazdırdım kaç çocuğun göğünü

Bir şey çıkmaz demiştim, bir daha söylüyorum

Gidenin arkasına boşaltılmış yağmurdan

Belki ölmüş olurum herkesin öldüğünü”.

 

 

 

 

Bir Önceki Sayfa... Ana Sayfa Köşe Yazıları Arkadaşına Gönder

Yukarı Çıkmak İçin...