|
|
|
Ademin oğullarından biri
Bu
başlığı nerden anımsayıp aldığımı söyleyerek başlasam daha iyi olacak. Şair
Hayriye Ünal’ın iki şiir kitabından birinin adı “Ademin kızlarından biri”dir.
“Hiç biriniz beni cehenneme gönderemez” diye başlıyor şiir. Bir de şu var
tabii; evrensel tanım ve deyimler evrenseldirler, onları kullanmakta, ifade
etmekte, yaymakta bir mahzur olmasa gerektir. Yani ben de rahatlıkla “Ademin
oğullarından biri” tamlamasını kullanabilir ve hatta kitabıma isim olarak da
koyabilirim. Bu başlığın çağrımı da oradan kinayedir. Hatta bu çağrışımı da bu
şiir kitabının adından yakaladığımı da itiraf etmeliyim. İşin |
 |
hakikati önemlidir aslında. Hakikat ise yaşanandır. Yaşanacak olanı ise
bilmemize imkân görünmemektedir. Ancak tasarı ve tasavvurlarımız vardır ve onlar
olacaktır insan vasfımızın yanında doğal olarak.. Şunu yapacağım, bunu yapacağım
deriz ama bunların bu tasavvurların ne kadarını yapabilir, ne kadarı nasip olur
bize, onu bilemeyiz Ademin kızları ve Ademin oğulları olarak yaşadığımız zaman
süreci içinde.
*
Kısa
boylu, esmer tenli bir adamdı. Ben ona küçük adam diyordum. Hiçte
sempatik görünmüyordu. İtici bir tip olarak girerdi hayatımıza. Çünkü patronun
adamıydı. Yada patron onun adamıydı. Böyle karmaşık bir ilişki içinde gelir
gider bizde bu vesilelerle onu görmüş olur onu bazen çekiştirir bazen de o
gittikten sonra ne iş der gibi birbirimize şüpheli şüpheli bakardık. Sanıyorum o
zamanlar birkaç yakın arkadaşıma da söylemiştim. İlgimi çok çekiyordu. Şiir
yazıyordum. Acaba romana geçebilir miydim. Küçük bir adam. Çalıştığım işyerine
sık sık gelirdi, çünkü patronun çok yakın bir arkadaşıydı. Muhtemelen de bir
takım işleri birlikte yapıyorlardı, yada; daha doğrusu o küçük adam yapıyordu,
veya yaptırıyordu.
Böyle
sessiz bir geliş-gidiş içinde yaşardı. Adını dahi anımsamıyorum şimdi.
Memleketini bildiğimi, etrafında toplananları izlediğimi ve bu oluşumun zaman
içinde de hayretimi celbettiğini çok iyi anımsıyorum. Zamanın akıcılığı
karşısında ne yapabiliriz ki?..
*
Küçük
adamın hayatını yazmak istemiştim o zaman. Hep bir merak. Hep bir ilgi. Lâkin
bunlarla birlikte hep uzak durdum ondan. Zaten o da bana ve diğer arkadaşıma hiç
pas vermez hep patronla, biraz hayret ettiğimiz belki de biraz merak ettiğimiz
belki de zaman zaman bu ilişkilerini çekiştirdiğimiz, hayra yormadığımız bir
kıylu kal zamanı. Çünkü dünya bir oyun ve oyalanma mekânıdır… Doğrusu biraz da
soğuk bir adamdı benim hayatını merak ettiğim küçük adamım. Hani şu soğuk nevale
dediğimiz türden bir ademoğlu… Bunun birde zıddı olan biri vardı semtimizde.
Sanki kurgulanmış gibi bir hal. Bir filmin senaryo çalışması. Daha filme
alınmamış bir hikaye. Onun adını anımsar gibiyim. Sami bey diyorlardı. Siyah,
şahane bir Mersedesle gezerdi. Veya Mersedesi kapısında durur, kapısı ise
Üsküdar’a giden ana caddenin üstünde olurdu. En güzel yerlerden bir yer,.en
güzel semtlerden bir semt. Merak bu ya, biz meraklandığımızda baktık ki ikisi de
aynı işi yapıyor. Birisi bir tarafından öteki öteki tarafından giriyor işin
içine. İş, ama ne iş!.. Cafcaflı bir iş!.. Kaçak bir iş!.. Tamı tamına da bir
roman konusu. Vurdusu-kırdısı, kaçarı- göçeri olan bir iş. Yani epey de belası
olan bir iş. İkisi de gelirdi patronun yanına. Veya patron giderdi onların
yanına. Şey meselesi!. Yumurta mı tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan çıkar gibi
bir mesele. Birbirine bitişik meselelerden örülü bir ilişkiler yumağı. Uzun
boylu olanı, yani adı Sami olanı daha bir oturaklı görünürdü gözümüze. Daha bir
babayiğit gibi. Benim küçük adamım ise kendi halinde görünüyor gibi görünürdü
içindeki hırsı, içindeki muammayı, içindeki ateşi, söndürmeye çalışırken. Küçük
ardamın büyük hırsı gibi bir şeydi bu.
Hey
zamanın esip geçen rüzgârları!..
*
Etrafında adeta küçük gizli bir koloni oluşturmuştu küçük adam… Bir hareketlilik
vardı kolonide son zamanlarda. Her zamankinden daha hararetli ve daha merak
uyandıran bir durum yaşanıyordu. Önemli kararların, önemli işlerin neticesine
doğru adım adım yaklaşıyorlardı sanki. Öyle bir izlenim öyle bir kanaat içinde
heyecanlı bir bekleyiş başlamıştı aralarında. Daha sık bir haberleşme ağı
kurulmuş kulaklar kirişte pusuya yatmış bekliyorlardı.. Patronun heyecanıyla
doruğa çıkmıştı uzaklardan seyreden hareketliliğin encamı. Patron da bir şey
vardı, bir neticeyi kelam meseli vardı. O da demek ki katılmıştı o kervana..
Kervan yola düzülmüş gidiyordu. Her şey yolunda gibi görünüyordu. Bu büyük bir
işti anlaşıldığı kadarıyla. Tam maceralı bir işti. Ve gidiyorum dedi. Dönüşte
sana bir televizyon alırız, dedi. Ve Patronda gitti .Denizin kıyısındaki bir
şehirde buluşacaklardı. Hesap kitap işleri orada görülecekti. Küçük adam ve
şürekası da bir gün önceden hareket etmişlerdi. Orada buluşacaklar ve
paylaşacaklardı hasılatlarını. Lâkin evdeki hesap çarşıya uymadı. Küçük adam ve
şürekası o deniz kıyısındaki şehre varmadan, içinde bulundukları otomobil gece
vakti bir virajı alamayınca içindekilerle birlikte dağdan aşağı doğru uçuverdi.
Altı kişi ölmüştü. Patron yıkılmış bir vaziyette birkaç gün sonra döndü…
Olmadı yeğenim dedi, olmadı!..
Meraklısına not: Tabii bu öykü burada bitmedi!..
|