DÜŞ ÇINARI 25

Nurettin DURMAN

Ademin oğullarından biri

 

Bu başlığı nerden anımsayıp aldığımı söyleyerek başlasam daha iyi olacak. Şair Hayriye Ünal’ın iki şiir kitabından birinin adı “Ademin kızlarından biri”dir. “Hiç biriniz beni cehenneme gönderemez” diye başlıyor şiir. Bir de şu var tabii; evrensel tanım ve deyimler evrenseldirler, onları kullanmakta, ifade etmekte, yaymakta bir mahzur olmasa gerektir. Yani ben de rahatlıkla “Ademin oğullarından biri” tamlamasını kullanabilir ve hatta kitabıma isim olarak da koyabilirim. Bu başlığın çağrımı da oradan kinayedir. Hatta bu çağrışımı da bu şiir kitabının adından yakaladığımı da itiraf etmeliyim. İşin

hakikati önemlidir aslında. Hakikat ise yaşanandır. Yaşanacak olanı ise bilmemize imkân görünmemektedir. Ancak tasarı ve tasavvurlarımız vardır ve onlar olacaktır insan vasfımızın yanında doğal olarak.. Şunu yapacağım, bunu yapacağım deriz ama bunların bu tasavvurların ne kadarını yapabilir, ne kadarı nasip olur bize, onu bilemeyiz Ademin kızları ve Ademin oğulları olarak yaşadığımız zaman süreci içinde.

 

*

 

Kısa boylu, esmer tenli bir adamdı.  Ben ona küçük adam diyordum. Hiçte sempatik görünmüyordu. İtici bir tip olarak girerdi hayatımıza. Çünkü patronun adamıydı. Yada patron onun adamıydı. Böyle karmaşık bir ilişki içinde gelir gider bizde bu vesilelerle onu görmüş olur onu bazen çekiştirir bazen de o gittikten sonra ne iş der gibi birbirimize şüpheli şüpheli bakardık. Sanıyorum o zamanlar  birkaç yakın arkadaşıma da söylemiştim. İlgimi çok çekiyordu. Şiir yazıyordum. Acaba romana geçebilir miydim. Küçük bir adam. Çalıştığım işyerine sık sık gelirdi, çünkü patronun çok yakın bir arkadaşıydı. Muhtemelen de bir takım  işleri birlikte yapıyorlardı, yada; daha doğrusu o küçük adam yapıyordu, veya yaptırıyordu.

Böyle sessiz bir geliş-gidiş içinde yaşardı. Adını dahi anımsamıyorum şimdi. Memleketini bildiğimi, etrafında toplananları izlediğimi ve bu oluşumun zaman içinde de hayretimi celbettiğini çok iyi anımsıyorum. Zamanın akıcılığı karşısında ne yapabiliriz ki?..

 

*

 

Küçük adamın hayatını yazmak istemiştim o zaman. Hep bir merak. Hep bir ilgi. Lâkin bunlarla birlikte hep uzak durdum ondan. Zaten o da bana ve diğer arkadaşıma hiç pas vermez hep patronla, biraz hayret ettiğimiz belki de biraz merak ettiğimiz belki de zaman zaman bu ilişkilerini çekiştirdiğimiz, hayra yormadığımız bir kıylu kal zamanı. Çünkü dünya bir oyun ve oyalanma mekânıdır… Doğrusu biraz da soğuk bir adamdı benim hayatını merak ettiğim küçük adamım. Hani şu soğuk nevale dediğimiz türden bir ademoğlu… Bunun birde zıddı olan biri vardı semtimizde. Sanki kurgulanmış gibi bir hal. Bir filmin senaryo çalışması. Daha filme alınmamış bir hikaye. Onun adını anımsar gibiyim. Sami bey diyorlardı. Siyah, şahane bir Mersedesle gezerdi. Veya Mersedesi kapısında durur, kapısı ise Üsküdar’a giden ana caddenin üstünde olurdu. En güzel yerlerden bir yer,.en güzel semtlerden bir semt. Merak bu ya, biz meraklandığımızda baktık ki ikisi de aynı işi yapıyor. Birisi bir tarafından öteki öteki tarafından giriyor işin içine. İş, ama ne iş!.. Cafcaflı bir iş!.. Kaçak bir iş!..  Tamı tamına da bir roman konusu. Vurdusu-kırdısı, kaçarı- göçeri olan bir iş. Yani epey de belası olan bir iş. İkisi de gelirdi patronun yanına. Veya patron giderdi onların yanına. Şey meselesi!. Yumurta mı tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan çıkar gibi bir mesele. Birbirine bitişik meselelerden örülü bir ilişkiler yumağı. Uzun boylu olanı, yani adı Sami olanı daha bir oturaklı görünürdü gözümüze. Daha bir babayiğit gibi. Benim küçük adamım ise kendi halinde görünüyor gibi görünürdü içindeki hırsı, içindeki muammayı, içindeki ateşi, söndürmeye çalışırken. Küçük ardamın büyük hırsı gibi bir şeydi bu.

Hey zamanın esip geçen rüzgârları!..

 

*

 

Etrafında adeta küçük gizli bir koloni oluşturmuştu küçük adam… Bir hareketlilik vardı kolonide son zamanlarda. Her zamankinden daha hararetli ve daha merak uyandıran bir durum yaşanıyordu. Önemli kararların, önemli işlerin neticesine doğru adım adım yaklaşıyorlardı sanki. Öyle bir izlenim öyle bir kanaat içinde heyecanlı bir bekleyiş başlamıştı aralarında.  Daha sık bir haberleşme ağı kurulmuş kulaklar kirişte pusuya yatmış bekliyorlardı.. Patronun heyecanıyla doruğa çıkmıştı uzaklardan seyreden hareketliliğin encamı. Patron da bir şey vardı, bir neticeyi kelam meseli vardı. O da demek ki katılmıştı o kervana.. Kervan yola düzülmüş gidiyordu. Her şey yolunda gibi görünüyordu. Bu büyük bir işti anlaşıldığı kadarıyla. Tam maceralı bir işti. Ve gidiyorum dedi. Dönüşte sana  bir televizyon alırız, dedi. Ve Patronda gitti .Denizin kıyısındaki bir şehirde buluşacaklardı. Hesap kitap işleri orada görülecekti. Küçük adam ve şürekası da bir gün önceden hareket etmişlerdi. Orada buluşacaklar ve paylaşacaklardı hasılatlarını. Lâkin evdeki hesap çarşıya uymadı. Küçük adam ve şürekası o deniz kıyısındaki şehre varmadan, içinde bulundukları otomobil gece vakti bir virajı alamayınca içindekilerle birlikte dağdan aşağı doğru uçuverdi. Altı kişi ölmüştü. Patron yıkılmış bir vaziyette birkaç gün sonra döndü…

Olmadı yeğenim dedi, olmadı!..

 

 

Meraklısına not: Tabii bu öykü burada bitmedi!..

Bir Önceki Sayfa... Ana Sayfa Köşe Yazıları Arkadaşına Gönder

Yukarı Çıkmak İçin...