|
Yağmur yağdı aşikâr;
Ramazan geldi hoş geldi
Yağmur başlayınca bir serinlik de geliyor onunla birlikte. Malûmdur ki artık
sonbahar gelmiştir. Güneş dönmüştür. Yani güneş küsmüş gibi olmuştur adeta. Biz
insanları kalın örtülere sarıp sarmalamak için bütün kırgınlığını göstermiştir
sanki.Yavaştan bir üşümeyle birlikte artık değişimin başladığını idrak
etmişizdir böylece. Bu zoraki hal olmasa hiç aklımıza gelmeyecek zaten güneşin
bize darılıp uzaklara gidişi.
|
 |
Biz,
bazılarımız da aslında memnun kalmışızdır bu durumdan. Çünkü fazla şekerli
canımız artık sıcaklardan bunalmıştır. Serin bir hayatın keyfini sürmek de başka
olacaktır onlar için. Artık oflamaz puflamazlar sağlarına sollarına bakıp. Daha
çok da canlarından bezmiş bir vaziyeti atarlar üstlerinden. Salına salına
yürürler sağda solda. Zaten onların işleri de hep sağda veya soldadır. Bu sanki
bir kural olmuştur, vazgeçilmez bir kural.
*
Eee,
sağda solda ne dolaşıyorsun bakalım deriz ya birilerine, öyle işte. Bir kural
gibi.Yahu ne dolaşıyorsun doğuda batıda demeyiz de illa tuttururuz o adeta
klasik olmuş benzetmeyi. Haydi bakalım isterseniz birazda ortada dolaşalım
bakalım ne olacak. Ortada olunca kötü bir şey olmuş gibi olmakta. Yani abes bir
şey gibi. Ortada olmak ta nedir canım? Ya orda ya burada olacaksın tarizi de
başlar böylece.
Ortada olmak!
Orta
bir millet olmak!
Orta
bir insan olmak!
Yok,
yok bu pek makbul görünmemiş olacak ki bir surat asma ile karşılaşmak kaçınılmaz
oluyor. Neden peki böyle oluyor? Illa da bir ayrım mı olması lazım? Yoksa bir
aykırılık olsun için mi bütün aykırı yakıştırmaları icat etmek gerekiyor?..
Hayatı neresinden tutacak olsun ki işi gücü rast gitmeli insanın. Kendini sağlam
bir zeminde yürüyor olmalı olarak görmek. Yani kendi olmalı bir yerde. Hayır,
hayır bir yerde değil, her yerde öyle olmalı. Yoksa tadı kalır mı işin, yoksa
havası hava olur mu hiç? Tuhaf işte! Tuhaflığın ne kadar işe yarıyor olduğunu da
böylece açığa çıkarmış olmak da önemli elbette. Hani bu üzerinde yaşadığımız
zorlu zamanın bize ne açıklaması olacak ki diye beklememek gerekiyor aslında.
Zorluğu zorluk olarak anlamadıysak artık neyi ne olarak anlayacağız ki?.. Bunun
ardından gelenin ne olacağını da bir kalemde saf dışı edecek sermayemizde
tükeniyorken kayıtsızlık tezleri arasında…
*
Bana
ne oldu böyle demek için hiç vaktimiz var mı acaba?
Yoksa
bütün vakitleri saatlerimizin kadranına hapsedip öyle mi çıkıyoruz dışarıya. Bir
anlaşılmaz karşı duruşun karşısında ne yapıla bilinir ki? Susunca sanki yağmur
dinecek mi? Sanki burada kalmak için bir direnişçi gibi direnecek yüreklerimizin
var olduğunu mu var saymalı?.. Nerede o rüzgârın bereketi?.. Bu sonbaharın
kendini bile- isteye ortaya koyduğu, daha doğrusu ortaya çıktığı zamanda? Haydi
dilimizi, dişimizi de bağlamaya gidelim birazcık ne olacak bir bakalım!..
Sesimizi de kısalım biraz, o hiç olmayan sesimizi! Çuvallar dolusu nefesimizi de
tutalım oldu olacak bu güzelim yağmurların üstümüzü başımızı sırılsıklam ettiği
günlerde.
*
Yağmur yağdı böyle oldu.
Yağmur yağmadığı zaman başka bir şey mi vardı dağarcığımızda?
Walla
ben bilmem. Walla durup dururken olmuyor bütün bunlar. Elbet bir nedeni, bir
cehti, bir arzı olmalı değil mi ama?.. Kendinden menkul olamaz tabii. Isteği,
arzusu, merakı, iştaha sı önemlidir muhatabının. Muhatabı bir alış verişin
peşindeyken ardılların da bu alış veriş ile ilgileri vardır doğal olarak. Yani
hiç yalnız bir şey yapılır mı? Bir başına bir şey! Asla!.. Evet asla bir şeyi
yaparken yalnız olduğumuzu söylemek doğru değildir. Yalnızlık olunan şey yalnız
değildir.
Ne
diyecektim peki?..
Yağmur yağdı aşikar.
Ramazan geldi hoş geldi…
|