|
|
|
Şairlerin işi dil ile alakalıdır elbet
Evet;
evet Moğol istilası gibi bir istila lazım gelirdi artık. Bunun lamı cimi yoktu.
Bu kadar başıboşluk, ve ayrıca bu kadar boş lafazanlık yeterdi de artardı bile
artık. Hemide çok zamandır düşünüp durmuştu ne olacaktı bu Türk şiirinin
hali?.. Bu mugayir ipe sapa gelmez herzeleri yiyenlerin yaptıkları ne
olacaktı?.
|
 |
Hani
bir işe yarasa bir yaraya merhem olsa bir derde deva olsa gam yemezdi. Ama o
gamlı baykuş gibi düşündü taşındı, dersini bitirdikten sonra şöyle bir Buruciye
Medresesinin önünden geçeyim dedi. Hemide sevaptır, ecdadın bıraktığı mirası
temaşa etmek, tekrarından tekrarına ziyaret etmek lazımdı. Gelenekler önemliydi
elbet. Ne yapsın dı başkaca da; meydana çıkıp Kadı Burhaneddin gibi kılıç mı
sallasaydı. Hani doğrusu Kadı da Kadıydı ha! Elinde kılıcı koltuğunun altında
Divanı, ta oralara kadar gelmişti. Sahi o ne celadet o ne maharet o ne kuvvet
idi yarabbi. Kılıç ve şiir. Kılıç ve şiir birer yoldaş olmuşlar fetva irat edip
çıkmışlardı yola. Yol ki ne yol.
“Sivas, 1175'te II.Kılıçarslan tarafından kesin olarak Selçuklulara bağlandı.”
Yürümeye devam ederken düşündü bunları. Bir de yazacağı haftalık dergi
yazısının ana hatlarının çatısını kurmaya çalışır gibi yaptı. Vaz geçti. Çatıya
gerek yoktu çünkü. Önemli olan temeldi. Temel sağlam olmalıydı. Bu hakikati hiç
kimse ne inkâr edebilirdi ne de es geçebilirdi. Zaten bilimsel olarak ta öyle
değil miydi. Temel çürükse bina en ufak bir zelzelede sarsılır yerle yeksan
olurdu. “Şiir ölüyor” dedi hafif bir sesle. Zaten kim yaşıyordu ki böylesi gıllı
gışlı bir devri âlemde. Seyyareler bilem şaşırmış olmalılardı bu zamanın
liyakatsiz ahvaline. Baksanıza hali pür melalimize. Ne demişti büyük şair Ahmet
Haşim: “Melali anlamayan nesle aşina değiliz.” Ne günlere kaldık rabbim ne
günlere yaslandık ve de yaşlandık öyle servi revan olmak dururken. Eyvah; eyvah
ki eyvah. Lâkin bir mülâhaza etmekte fayda olsa gerektir değilmi ama?.. Ha,
sahi birde şu vardı büyük şair Ahmet Haşim’in söylediği: ”Hakir kuşu eti için
öldürmek olmaz.” Ey hakir kuş, de bana ne olacak bunun sonu. Kim çıkaracak
hazineyi, kim faş edecek sırları.
“Ben
şiir taraftarı birisi değilim; “Şiire taraftar olmak da nedir?” derseniz özetle
ifade etmek isterim ki şiir aleyhtarlığım, içinde yaşadığımız kültür, dil ve
medeniyet buhranına bağımlı bir keyfiyettir. Şiir, herhangi bir zamana merbût
değildir, vâdesi gelince doğar ve hayat bulur; âmennâ, lâkin şiiri terennüm
edecek ağız, kalem, yani şiire vesile olacak seslendirici meselesiyle karşı
karşıyayız. Elbette adını koymakta sıkıntı çektiğimiz kaynağın has ismi şairdir.
Şair nerede?”
Şair
nerede dedi gayet kendinden müstakim olarak, aslında hoş bir üslubu biraz da
belki fazlaya da kaçan ironisi olan yazıları vardı. Keyif verici yazılardı. Bir
yarışmacıyı konu edinen yazısı çok hoştu mesela çok nezihti bir haylide
güldürmeye müsait bir yazıydı doğrusu. Şöyle bir sözü vardı orda sorulan soruya
karşılık: “Ben zavallı bir Üniversite mezunuyum ne bilirim efendim.” Valla
hoştu. Iyi yakalamıştı doğrusu espriyi. Yani bir yazısında da ben bir Üniversite
Profesörüyüm şiirden anlamam diye yazar mı acaba diye çok bekledim. Bekledim de
ne oldu. Avucumu yaladım ancak. Sivas ellerinden kalkacak, telli turnalar
uçurtacak sana ses verecek ha dedim sonra kendi kendime de öylece biraz hava
alabildim ancak Hamid-i Evvel Camii önünde denizle hemhal olurken. Sonra dedim
boğazın maviş sularına doğru eğilerek: Sivaslı Aşık Veysel iyi ki okumamış
Üniversitede dedim, yoksa böyle güzel şiirler yazabilir miydi?.. Ben böyle dedim
de ne oldu. Şiirin başı göğe mi erdi sanki. Şairler harıl harıl dilbazlık
peşinde mi koştular. Kamus-i Türk’ilere mi sarıldılar. Yoksa BÜYÜK TÜRKÇE SÖZLÜK
mü karıştırmaya başladılar. Yok, yok hiçbir şey olmadı. Lâkin “şiir ölüyor”
diyen muhterem şiire dönüp bakmadı bile. Bakmadan nasıl anladı acaba öleceğini.
O sırrını bir türlü faş etmedi. Yürüdü, sağına soluna baktı. Hava güzeldi,
ikindi yakındı. Buruciye Medresesinin avlusundan içeri süzüldü: Medrese Sivas'ın
ileri gelen zenginlerinden aslen Hamedan (İran) yakınlarındaki Burucird
şehrinden olan Muzaffer Burucerdi tarafından pozitif bilimlerin okutulması
amacıyla yaptırılmıştı.
|