|
|
|
“Cânâ rakîbi handân edersin”
“Yitik cennet”imsin. Sana giden yollarsa cehennem denizleriyle
çepeçevre kuşatılmış. Bir oyun alanı değil mi dünya? Hem de sınav alanı... Sanat
oyundur diyenle mimesis diyen aynı şeyi söylemiyor mu o halde? Sanat “yaratışı
taklittir” diyense ikisini birden söylemiyor mu?
|
 |
Seni sevmek için sana ihtiyacım var mı? Bu sorunun cevabını henüz
bulamadım. Sen bir işaret değil misin? Ama işaretleri herkes göremez öyle değil
mi? Herkes okuyamaz. Doğrusu, işaretler herkesle konuşmazlar. Konuştuklarına da
aynı şeyi söylemezler.
Tenbih:
“Temiz et gönül evini/ Yar gelicek kondurmaya”
Sende olan ne? Beni cezbeden? Bende olmayan bir şey mi; yoksa bende de
olduğundan mı bu iştiyak? Belki sende de hiçbir şey yok bende de? Sen benim
yarımım mısın; yoksa benden mi ibaretsin?
Bedenler sadece temas edebilir. Sevişmekse ruhlara özgü.
Tenbih:
“Dünyada bir garip ya da bir yolcu gibi ol.”
Şehinşah sensin. Gazapla dahi olsa teveccühün gedalar için bir atıyyedir. Sadık
bir bendeye, efendisinin onun adını anarak idamını emrettiği gün bayram sayılır.
Nasıl olmaz ki! Hem mevlası kulunun adını anmıştır; hem de köle, başını bir
İsmail teslimiyetiyle cellada uzatırken buyruğa itaatin huzuru içindedir. Bende
olmanın edebi budur. Mucizeler işte bu sınavdan sonra tecelli eder.
Nükte:
“Kervan yola çıkınca babaları dedi ki: Yusuf’un kokusunu alıyorum, şayet bana
bunak demezseniz.”
Dünyaya yanlışlıkla geldik öyle değil mi? Yoksa atalarımız Adem ile Havva’nın
doğru bir şey yaptıklarını mı düşünüyorsun? Öyleyse dünyada bunca yanlışlığın
bulunmasına şaşmamak gerek. Belki de hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Belki
“dünya icabı”dır pek çok şey... Ne dersin?
Görmüyor musun, sahnenin bir ucundan milyonlarca oyuncu oyuna yeni dahil
olurken; aynı anda milyonlarcası da sahneyi terk ediyor. Evet oyun sürüyor,
yapım muhteşem, dekor kusursuz... Ama neticede bir süresi var oyunun. Her rolün
de bir süresi var. Bir an gelecek “stop” denecek. Bu süre uzun mu? Kime göre?
Oyun bir sınav demiştik aynı zamanda. Belki de insanın başına gelebilecek en
kötü şeylerden biri rolünü, hatta oyunu unutmak... Yani sınavda olduğunun
idrakini yitirmek. Gerçekten uzaklaşmak... Gerçeğin bilgisinden uzak düşmek.
Oysa spotlar gözünü böylesine kamaştırmasa işaretleri okuyabileceksin,
gürültüler kulağını böylesine sağır etmese suflörü duyabileceksin, aklın böyle
beş karış havada olmasa cebinde taşıdığın pusulaya bakmayı akledebileceksin.
Yoksa gerçeği hayal, hayali gerçek gibi mi algılıyorsun? Ya da gerçek için artık
çok geç kaldığına mı inandırdın kendini? Bu gün yarına göre erken. Yarına
çıkmaya senedin yok. Dün için hayıflanmak ise beyhude.
Tenbih:
“Aşk yolu uzun ve tehlikelerle doludur. Ancak bazen bin yıllık mesafenin bir ah
ile alındığı olur.”
Kaçıyor musun, korkuyor musun, yoksa koruyor musun? Aynaya bakmak ürkütmesin
seni bu kadar? Biganelerle ünsiyet eylemen beni ne denli dilgir ediyor
bilemezsin. Bunu sana söyleyemem. Söylersem yüzüne ayna tutmuş olurum. Ayna
tutarsam nikabını kapatır, bir daha da açmazsın.
İşaret:
“Çün aybın yok gökçek yüzün/ Yüzündeki nikap nedir?”
|