BEYAZ KÖŞE 6

Fatih Okumuş

Hollanda’daki Turkeye


Geçen hafta Cuma günü,yani 28 Mart’ta Hollanda’nın Belçika sınırındaki “Turkeye” köyünü ziyaret ettik. Bir önceki akşam Vehbi Abi’nin (Vakkasoğlu) Konferansı vardı Midelleburg’ta... Konferans öncesinde Rotterdam İslam Üniversitesi’ni tanıtıcı bir konuşma yaptım. Bizim gidiş amacımız buydu... Özcan da, bana eşlik etmek ve gezmek amacıyla gelmişti. Şoförümüz Mehmet Bey dönmekte acele edince ben konferansın da düzenleyicisi, Vehbi Bey’in ev sahibi Kemal Gül Beyefendi’nin çay davetine icabetle orada kalmaya karar verdim. Arkadaşlarım bekleselerdi, çaydan sonra birlikte dönecektik. Onlar beklemeyince, birgün sonraki köy ziyaretine de kalmaya karar verdim.


Vehbi Abi, yıllardır niyet edermiş o köyü ziyaret etmeyi, bir türlü nasip olmamış daha önce... Hatta, çok yakınlarda oturan arkadaşlar bile, merak etmelerine rağmen gidip görmediklerini söylediler. Sabahleyin, kahvaltıdan sonra yola çıktık ve fazla zorluk çekmeden köyü bulduk. Küçük bir köy. Girişte resimler çektirdik. Beş on metre yürüyünce kapısında “Türkiye Elçiliği, numarası 16” yazan bir ev gördük. Zili çaldık kimse açmadı. Camekanlı kapıda ve içeride Barış Manço’nun resminin yer aldığı eski bir konser afişi asılıydı. Ev müze gibiydi. Türkiye’ye ait ufak tefek eşya ile döşenmiş ve süslenmişti. Duvara asılı bir seccade, arkadaki pencerenin kenarına dizilmiş şişeler arasında boş bir rakı şişesi dikkat çekiyordu. Elbette nazar boncukları da...

Elçiyi evde bulamayınca biraz üzüldük. Toplam iki sokağı bulunan köyün içinde gezerken eski bir cip geçti yanımızdan... Bu adamın bizim elçi olabileceğini tahmin ettik, hernasılsa ve geri döndük. Hakikaten adam elçiliğin önünde durdurdu arabayı ve bize doğru yaklaşıp gayet ciddi “ik ben ambassador” (ben elçiyim) diyerek elini uzattı. Elçiyle tokalaştık. Bizi evine buyur etti. Biraz beklersek eşinin de geleceğini ve bize birşeyler ikram etmek istediğini söyledi. Biz teşekkür ettik ve fazla kalamayacağımızı belirttik. Cuma namazına, yakınlardaki, camisi bulunan bir yerleşim birimine yetişmek istiyorduk. Beş on dakika sohbet edip resimler çektirdikten sonra vedalaştık. Elçi bizi arabamıza kadar uğurladı.

Bu köyün adına niçin “Turkeye” denildiği ihtilaflı bir konu. Kendini elçi ilan eden ve gerçek bir Türk misafirperverliği sergileyen köylüye göre, bu köyde eskiden sert tabiatlı insanlar yaşarmış, bu yüzden onları Türklere benzetmişler ve bu köye bu adı vermişler. Ancak bize verdiği yazılı dokümanlardan birinde, Hollandalılarla İspanyollar arasındaki 80 yıl savaşları sırasında, 1640 yılında bir grup Türk forsanın, ele geçirilen İspanyol kadırgalarıyla birlikte esir alındığı ve bu köye yerleştirildikleri, bu sebeple bu köyün adının sonradan Turkeye köyüne dönüştüğü anlatılıyordu. Aynı kitapta, Hoorn’daki Türk Müzesi’nden de söz ediliyordu. Yolda haritaya baktığımda Hollanda’da Hoorn adını taşıyan üç dört ayrı yerleşim birimi olduğunu gördüm. Orayı da bulup ziyaret etmeyi düşünüyorum inşallah.

Biz Turkeye’deyken telefonla arayan arkadaşlara, nerede olduğumuzu söylemek eğlenceli oluyordu... Turkeye köyü, Hollanda’nın savunmasında stratejik bir öneme sahipmiş eskiden... Hatta, o kitapta biri büyük, diğeri küçük iki Turkeye köyünden söz ediliyordu. Bir süre Belçika hakimiyetine geçmiş ve o dönemde stratejik önemini kaybetmiş. Yeniden Hollanda’nın eline geçince yeniden önem kazanmış.

Turkeye Köyü’ne gitmek için, deniz altında yapılan ve tam iki Cuma önce Kraliçe tarafından açılmış bulunan 6 kilometre uzunluğundaki tünelden geçtik. İki tünel yapılmış, bizi gidiş, diğeri dönüş için... Tünel açılmadan önce ulaşım araba vapuruyla sağlanıyormuş. Tünelle birlikte bu bölgenin, orada yaşayanların tabiriyle mahrumiyet bölgesi olmaktan çıkacağı umuluyormuş. Buraların sapa ve uzak olduğunu söylüyorlar; ben gülüyorum. Bana bir yerin uzak, çok uzak olduğunu söyledikleri zaman “Hollanda’nın içinde mi?” diye soruyorum... İçindeyse, olsa olsa ne kadar uzak olabilir ki?

Bir Önceki Sayfa... Ana Sayfa Köşe Yazıları Arkadaşına Gönder

Yukarı Çıkmak İçin...