|
|
|
Pertev Bey'in Köpekleri
Münevver Ayaşlı'nın Pertev Bey romanını okudum geçen
hafta..
Bir münasebetle, Osmanlı'nın hayvanlara saygısından,
merhametinden sitayişle söz ediyor. (Nehir roman. Üç kitap bir arada:
Pertev Bey'in Üç Kızı, Pertev Bey'in İki Kızı, Pertev Bey'in Torunları.)
Osmanlı İstanbul’unda hiçbir köpeğin zehirlenmediğini;
hiçbir kedinin, hiçbir kuşun aç susuz bırakılmadığını anlatıyor. |
 |
Kırk tane kedisi olan bir Mevlevi dedesinden söz ediyordu..
Pertev Bey'in köpeklerinden...
Köpekleri zehirleme adetinin 1950'den sonra DP iktidarında ortaya
çıktığını, belki Başvekil'in hazin akıbetinde ilahi takdir cihetinden, köpeklere
reva görülen bu merhametsiz tavrın da etkisi olabiliceğini söylüyor.
Onu okuyunca ünlü Mısırlı şair Ahmet Şevki'nin (bizde Mehmet Akif'e tekabül
ettiğini söyleyebiliriz sanat açısından ve yaşadığı devir itibariyle...) zamanın
padişahının daveti üzerine İstanbul'u ziyaret ettiğinde yazdığı şiirler aklıma
geldi. Emirü'ş-Şuara'nın Şevkiyyat'ında yer alan bu şiirlerin birinde
İstanbul'un nüfusunun yarısının köpeklerden müteşekkil olduğunu hayretle tespit
ediyor.
Köpeklerin bu derece saygı görmesi Mısırlı şaire ilginç gelmiş..
Şimdi de Avrupa'da kedilere, köpeklere ve diğer hayvanlara saygı duyuluyor.
İnsanlar iş ararken bile, öğle tatilinde köpeklerini gezdirebilmek için evlerine
yürüme mesafesinde yerlerdeki işleri kabul ediyorlar. Yine de Osmanlı'daki
medeniyet seviyesinin fersah fersah gerisinde olduklarını söyleyebilirim. Çünkü
Avrupalıların kedi ve köpeklere gösterdikleri görece saygı, merhametlerinden
ziyade ihtiyaçlarından kaynaklanıyor. Çeşitli sebeplerle, çocuk sahibi olmayı
istemiyor ya da erteliyorlar. Çocuk ya da bir dost, bir enis ihtiyacını bir
hayvanla tatmin ya da taviz
etme yoluna gidiyorlar. Osmanlıların hayvanlarla ilişkileri verme ilişkisiyken,
Avrupalıların
ilişkisi alma ilişkisi... En azından ben öyle görüyorum.
Avrupalılar evcil hayvanlarına gereken ilgiyi ve özeni gösteriyorlar; ancak
hayvan edinmedeki amaç ve niyetlerin eski Türklerdekinden çok başka olduğunu
düşünüyorum. Bizde kedi -köpek evin içinde beslenmez, bahçede tutulurdu- evin
horantasından sayılırdı. Eski İstanbul mahallelerinde işi sırf kediler için
ciğer satmak olan seyyar satıcılar dolaşırdı.
Merhamet damarı henüz kurumamış Türk evlerinde aynı alakayı hala bulmak
mümkündür. Kurban Bayramı için Maraş'a geldim. Ailede büyük bir üzüntü vardı...
Pamuk ölmüş. Halamın kedisi... Kedi sevmeyen aile bireyleri bile çok üzgündü.
Çünkü Pamuk çok farklı bir kediydi. Onu kedisevmeyenler dahil bütün aile ve
bütün komşular seviyordu. Çok da akıllıydı. Eşim diyor ki:
"Halam evde olmadığı zaman Pamuk bizim eve geliyor bütün odaları tek tek
dolaşıyor, halamı bulamayınca gidiyordu."
Veterinere götürmüşler, ilaç vermişler ama kedicik bir hafta içinde ölmüş.
Dışarıda bir yerden mikrop kapmış olmalı diyorlar. Efendimiz (sav)'in yol üstüne
yavrulayan köpeğin başına nöbetçi dikmesi Mekke'nin fethi esnasındadır. Başına
nöbetçi dikmiş ve 10 bin kişilik ordu geçinceye kadar nöbetçinin orada kalması
talimatını vermiştir. Köpeği yolun kenarına aldırabilirlerdi; fakat rahatını
bozmak istemediler. Çünkü ordunun kıvrılarak yürümesi mümkündü..
|