|
KIRK
KIZ
|

|
Alato
ak kalpağı giydiğinde
Zirvesi
semaya değdiğinde
Ben
de şafak sökmeden yola çıkarım
Kırlarla
nuru kucaklarım
Yücesin
Kırgız vatanı şarkıdan doğan
Güzelsin
Kırgız vatanı nurdan doğan
Isık-göl
- vatanımızın güzelliği
Kırlar
- vatanımızın kaşı
Tepeler
- vatanımızın göğsü
Ormanlar
– vatanımızın saçı
Nehirler
– vatanımızın damarları
Zirveler
– vatanımızın ibiği
Taşlar
– vatanımızın boncuk ve düğmeleri
Güneşli
ve çiçekli Kırgız vatanı
Nurlu
ve bereketli Kırgız vatanı
Tarihçilere
göre Sibirya’nın güney bölgesinde yaşamış olan Türk halkının bilinen
önemli boylarından biridir Kırgzlar. Dört-bin-sekiz-yüz yıl önce ismi dünyaca
ünlenen Uğuz padişahının torunlarından bir tanesinin adı ‘Kırgız’
imiş. Denir ki, kırgız milleti o torunun soyundan dağılmış yeryüzüne.
Hatta hicretten üç-bin-dört-yüz yıl öceye kadar uzanan tarihte Uğuz padişahının
torunu olan Kırgız’ın soyundan gelen Kırgızlar’ın bu künyesi, Çin
tarihinde dahi geçmektedir. Çin tarihinden alınan bilgiye göre o zamanlarda
yaşamakta olan Kırgızlar’ın yazı ve dili Uygurlar’a yakın olmasına rağmen
dinleri şamanizmdir.
Bir Türk
tarihçisi olan Abulgazi, Kırgızlar’ın soyu hakkında şunları söyler:
“Uğuz
padişahının ‘Kırgız’ adında bir torunu vardı. Kırgız halkı onun
neslindendir. Fakat o nesilden gelenlerin sayısı çok azdı.”
Moğollar,
Tatarlar ve Uygurlar yaşamak için uygun topraklar bulmaya çalışmışlar,
suyu bol olan yerleri arayarak Kırgızlar’ın arasında uzun süre yaşamışlar
ve Kırgızlar’ın gelişmesine büyük katkıda bulunmuşlardır.
2100-2200
yıl önce Kırgız halkı Hun imparatorluğuna katlmıştır. Altıncı yüzyılın
sonunda da güçlü bir devlet kurup doğudan Baykal Gölü’ne, batıdan Güney
Türkistan’a kadar yayılmıştır. 90’lı yılların başında S.S.C.B.
çözülmesinden nasibini alan Kırgız vatanı şimdi bambaşka bir kimlikle dünyaya
kendini tanıtıyor.
Halk
arasında anlatılagelen farklı farklı öyküler var, Kırgız milletinin doğuşu
hakkında. Gerçekten de Kırgız halkına ‘Kırgız’ adını kim vermiştir?
Daha doğrusu bu milletin ‘Kırgız’ adını almasının sebebi nedir?
İşte
bu öykülerden bir tanesi:
Denir
ki, ‘Kırgız’ adı ‘kırk kız’dan gelir...
Çok
çok uzun seneler önce; siz diyin beş-yüz, ben diyeyim beş-bin yıl... varın
siz seçin, bir padişah varmış görkemli sarayında zenginlikler içinde yaşayan.
Bu, serveti hazinelere denk padişahın biricik, güzel mi güzel, şirin mi şirin
bir de kızı varmış.
Padişah
kızına öyle düşkünmüş ki, kızını öyle çok seviyormuş ki, onun yalnız
büyümesine gönlü razı olmamış. Bir saray yaptırmış adına. İçine kırk
güzel kız koymuş. Almış biricik kızını saraya götürmüş. Orada bir
ihtimamla, bir sevgiyle büyütülmüş ki bu kız, kırk güzel arkadaşıyla
dillere destan olmuş. Saraya erkek girmesine ise asla ve kat’a izin verilmemiş.
Günlerden
bir gün, kızlar sarayın koccaman bahçesinde bir gezintiye çıkmışlar. Bu
koccaman bahçenin ortasında bir güzel de nehir varmış akan. Oraya doğru yürümeye
başlamışlar. Ancak onlar nehre yaklaştıkça suda garip şeylerin olduğunu
farketmişler. Merka etmişler ve hemen nehrin kenarına gelmişler.
Tam o
sırada su köpürmeye, dalgalanmaya başlamış. Kızlar şaşırmışlar önce,
biraz da korkmuşlar. Ama suya girmekten de kendilerini alamamışlar. Çünkü
köpükler nehre olağanüstü bir güzellik katıyormuş. Saatlerce eğlenmişler
nehrin sularında.
Aradan
günler, haftalar geçmiş... Ve kızların hamile oldukları öğrenilmiş.
Padişah bunu duyunca da çılgına dönmüş ve o biricik kızı dahil kırk kızın
kırkının da saraya çok çok uzak bir dağın başına terkedilmelerini
emretmiş.
İşte
bu kırk kızın çocuklarından meydana gelen soy ‘kırgız’ olarak anılagelmiş.
|