BİR GÖNÜL YOLCULUĞU 34

Nalan Kara

Merhaba sevgili dost,

Hepimiz kendi yarattığımız zamanın esiri olduk, bu inanılmaz akışa seyirci yaşayıp gidiyoruz. Yıllar beşer onar, koşar adımlarla ilerledikçe bir  paniktir başlıyor. Yaşamadıklarımız, yaşayamadıklarımız, özlemlerimiz ağır  basıyor geceler boyu içinde kaybolup yittiğimiz sessizlikler boyunca. Merhaba sevgili,
 

Nerede başlıyor zaman? Senin için nerede değiyor akşama gün?

Gece hangi açmazlarla sorgularken geçmişi Sirius’un parlaklığında , hangi ufuktan diğerine uzanan gök yüzü senin gözlerin?

Bir parça soluk almak ister misin, günlük koşuşturmaların, streslerin, pürüzlü insan suretlerinin arasından sıyrılıp?

Benim sık sık yaptığım gibi , haydi bir deniz kıyısı bul diyeceğim sana ama , bu senin için olanaklı değil biliyorum...

Gülümse o zaman; deniz kıyıları kadar sonsuz ve büyük bir tebessüm yerleştir dudaklarına. Nereye gidersen git, kiminle olursan ol bir parça güzellik kat yaşama...

Bir gün batımı düşle, hüzün verse de son ışıkları evrenin sen hep pembe olanların izin sür sevgiyle . .

Binlerce öykü kurgula, sonunda tek bir hayat kalsa da elinde, öyküler biriktir, insanlar, yüzler, mimikler, anılar...

Özgürlük türküsü çağı , kır zincirleri, al eline kağıt kalemi yaz yazabildiğin ne varsa içinde, dök sevdanı.

Yersiz yurtsuz bir hurma ağacının gölgesinde yeni bir günün serüvenini düşle, sokak lambalarının solgun sarı ışıklarına yönelen bir pervanenin yazgısını yaşayacak olsan bile...

Rakı kadehinde balık ol mesela, bir hüzünlü göz, bir özlemli yürek... Tüm dünyayı ele geçir, ruhunu yitirmeden, yeni türküler söyle, ezgiler; hiç kimse duymasa da.

İnce uzun bir kayığın ucunda ağlarını onaran yaşlı balıkçıya el salla uzun uzun

Doğanın yeni gizlerini keşfet; örneğin bir papatyanın yapraklarındaki naif’liği, bir gelinciğin kırılganlığını. Yağmur sonrası ıslak çimenlerde yürümenin doyulmaz tadına var.

Bir sabah gün doğumunu Nemrut’un zirvesinden izle dev kayaları işleyen usta yontucuların ellerinde. .

Yola düş bir gece vakti hiçbir şey almaksızın yanına, MÖ 3000 yılına git mesela... Olympus Tanrılarının şenliklerine katıl elinde alevden meşalelerle. Kafa tut Yüce Zeus’a, al kaçır Helena’yı Paris’in yatağından. Gün doğarken evreni selamla Apollon’un doğduğu güneş kenti Lykia’dan.

Yol boyunca irisler, çiğdemler, orkideler topla, taç giydir düğün çiçeklerine siklemenlerden

Serin derelerde yüz kelebeklerle, sessizlik konuş şelalelerle, ılgınlar yağsın üzerine...

Bir çamın gölgesine uzan ya da koca bir çınarın, sevgilinin yatağına uzanır gibi, yabani hanımelileri kokuları al yanına.

Sevda zamanı gelmiştir artık, çan çiçekleri açmıştır. Yakala hayatı kayıp gitmeden ellerinden... Bir daha zamanın olacak mı bakalım?

Sev sevebildiğin kadar...

Hoşça kal sevgili dost

Bir Önceki Sayfa... Ana Sayfa Köşe Yazıları Arkadaşına Gönder

Yukarı Çıkmak İçin...