|
|
|
Merhaba sevgili,
Aşkın hayatımda hiç olmadığı bir zamanda çaldın kapımı, bir martının kanat
çırpışı kadar kısa gelip geçtin içimden sana ait her şeyi bırakarak.. Bu yüzden
olmalı, özlemin gün geçtikçe daha da ağır basması dalgalar ak köpüklerle bir
mavinin içerisinde kaybolup yiterken.
|
 |
Sonra, sonra lâl
kırmızı gün batımından bir tan kızıllığına uzanan saatler boyu, yakamozların
ışıltılı göz bebeklerinde aradım seni.. Deniz kokan tenini düşündüm yosun
kokusuyla birlikte rüzgara karışan lacivert bir gecenin ürpertisinde. Kimdin,
neredeydin, nereden gelip, nereye çıkıyordu yolun, hangi uçsuz bucaksız
okyanusun en bilinmez rotasına dönmüştü yönün? Kime sorsam başı önünde
sessizlikler anlatıyordu sana dair.
Bir zamanlar adı, aşılmaz bir “Deniz “in adıydı diyordu hiç tanımadığım biri
senin için !! Kuzey rüzgârları, kar yağmış saçlarından kıskıvrak yakalayıp
sıyırarak ruhunu, bir maviye karıştırdığını anlatıyordu içinde bir yangını
saklayarak aşktan, kendinden, benden... Başka kıyılardan gelip, başka kıyılara
giderken düş yüklü hayalet bir yelken, gözlerinin gök yüzünün esmerliğine demir
atmış en parıltılı yıldız olduğu söylencesi yayılıyordu kulaktan kulağa. Sonra
bir taşın suya değdiği yerde gitgide çoğalan halkalara kollarını açmış bekleyen
mavi bir çığlığa benzeyen sesindi yankılanan.
Denizler uzak düşlerin bu maviliğine saklanıyordu bir çocuk gibi; aklımdan sana
söylemek istediklerimin, söyleyemediklerimin, hiç söyleyemeyeceklerimin özlemi
geçiyordu bir akşam daha bilinmez gizlere gömülürken... Sessizliğe gömülen
gecelerde buruk birkaç satırlık küçük ve zavallı çırpınışlar; yoğun yaşandı
sanılan bir iki kırık duygu, ya da bir kuş misali insanın kalbine konuveren
küçük bir dörtlük. İşte demir parmaklıklar ardında yaşanabilen tüm sevdanız.
Hepsi bu… Hepsi bu mu ? Geride bıraktığımız yılların birikimleri, sevdiklerimiz,
sevenlerimiz, yaşadıklarımız ve yaşamak istediklerimiz, yani biz burada “bu
kadarız” işte. Bu kadar mıyız sevgili dost? Hep bu kadar mı olduk ?
Sonuç; uzaktın, sen yoktun, sözlerim, yazdıklarım belki de ulaşmadı sana, belki
de hiç yoktun ben yaratmıştım düşlerde bir denize sevdalanmayı ya da vardın
belki, belki de yitip giden sadece duygulardı... Telefon da hiç çalmadı gün
boyu. Karşı kıyıda bir gemi limandan demir almaya görsün; diğer kıyıdaki yüreğin
sabır kalkanına sığınmaktan başka çaresi kalmazdı. ...
Hoşça kal
|