|
|
|
Merhaba sevgili
dost,
İçimde hala cam
kırıkları var diye söze başladı genç adam, yaralı bir kırlangıç kanadına
benziyordu yüzü.. İnce ve uzun bakarlı gözleri olduğunu düşündü bir an için
kadın. O gözler hayattan ne zaman korksa bu yaralı kanatların altında güvencede
olmuştu hep. Ne zaman korksa yeni bir sevdadan, yüreğinin üşümesi bundandı.
|
 |
Düşlerini
gerçekleştirmeyeli, içine gömüldüğü acıları neşeye dönüştürmeyeli, bir kadının
sıcak yüreğini hissetmeyeli, sevgi dolu bir ışıkla öpüşmeyeli kaç soğuk yıl
geçirdiğini düşündü kadın, sesi ölüm kadar yakın bir rüyanın içinden çıkıp gelen
genç adamın.. Milat kadar eski bir sırdı bu.
Hayat varsa, bir
yaşamaktan söz edilecekse bu sırrın içinde var diye sürdürdü konuşmasını. O ölüm
kadar yakın bir rüyada dokunmak istemişti yaşanmış ve yaşanacak herşeye. Ancak
bir rüyadaki sevda anlayabilirdi onu, ancak bir rüyada var olabilirdi yeniden.
Orada kim onun için ne hissederse, orada o kimin için hangi rüyayı görürse, ne
yaparsa,ne yaşarsa biliyordu ki sadece bir sonsuzluğa uzanmak içindi her şey..
Her şey bir hiçlik duygusu içinde asıl büyük rüyayı yakalayabilmek içindi.
Sonra o yaralanmış
kanatlarla yeniden uçamayı, milat kadar eski bir sır perdesini aralamayı
denediğinde o ulaşılmaz doruklarından aşağı nasıl yuvarlandığından söz etti.. O
sonsuzluğu yaşayabilmek için için var olduğunu hissetmesi yetmişti… Ve sonra bir
kadın, onun için sancılanan, onu başka hiçbir kadının sevemeyeceği,
önemseyemeyeceği kadar seven, onu doğuran,onu büyüten bir kadın eli uzanıverdi
doruklarıdan inerken hep geç kaldığı, bir kez daha yaralandığı, örselendiği
hayatının kanatlarında kalan ışıltılara dokunan, onaran, okşayan… Bir kadın eli;
şefkat yüklü, tanıdık bir masalın mucizevi sureti, beklentisiz bir yürek,
kalbinde yıllarca biriktirdiği sırlara ortak olan. Ne kadar kaçarsa kaçsın,
hangi ıstıraptan gelirse gelsin, hangi aykırı hayatlardan savrulursa savrulsun
tutup elinden ölüm kadar yakın bir rüyadan çıkaracak kadar onu seven bir
kadın... Nice geceler sonsuz bir sevgiyle, bir çok insanın başka insanlara çekip
gittiği bir dünyanın ortasındaki yalnızlığına saçtığı ışıkla onu yeniden
bütünlemeye çalışan, gözlerindeki hüznü ince yaşlarla saklamayı başaran o
dipsiz, o soluksuz rüyasındaki en sesiz tanık.
İşte bu yüzden diye sürdürdü sözlerini; yaralandığım zaman, bütün rüyalarım,
içimdeki en gizli yerler yeniden kesilir cam kırıklarıyla. Ben yaralandığımda,
benimle yaralanan kim varsa yeniden kanar, acır, parçalanır... Ne söylese eksik,
ne anlatmaya çalışsa yarım kalacaktı cam kırıklarına dair. Kimbilir belki de
başkalarının onu anlayamayacak olmasıydı ürktüğü. Sadece o yaşamıştı sığındığı
dipsiz uçurumlarda sonsuza dek öpüşeceğini sandığı o pırıltılı ışığı. Neyi
özlüyordu en çok? Çıkıp geldiği rüyayı mı, yeni bir sevdayı mı, bir kadının
sıcak, ürkek bakışlarını mı, geç kalmış sayılmam dediği “yaşamak”ı mı?
Neydi özlediği en
çok? İçindeki sırları, büyüleri, sevgileri mucizeleri bir bir sızdırmak dışarı
anıların irin toplayan yaralarının üstüne mil çekerek.. Daha az suskun, daha
yakın, daha hayatın içinde olmak geçmişteki bir rüyayı özlemeksizin…
Kanatlarımı yeniden
onarabilecek miyim diye sordu, yeniden uçabilecek miyim? İçimdeki cam kırıkları
yeniden örseleyecek mi kanatlarımı?
Kadın gülümsedi..
Hangimiz geçmişteki bir rüyaya anılar bırakmadık? Bir zamanlar hangimiz
kendimizi terk ederek bir sevdaya adanmadık, tarifsiz bir acıyı durmaksızın
çoğaltarak diye düşündü.. Önce ben alıp çıkardım kendimi hayatın kıyısına, bir
zamanlar laciverdinde ölümü düşlediğim o en güzel rüyadan. Hayatı yeniden
bütünlemek zordu elbette hiçbir şey olmamış, hiçbir şey yaşanmamış gibi. Hayatı
herkesin bildiği gibi yaşamak hele.
Az sonra pencereyi
kapattı adam, bir vedanın ardından gece devam etti ayrı ayrı düşlerin peşrevinde
hep bir yanı eksik, hep bir şeylere gecikmiş..
Kadın sevdiği birine
kendisi gibi bakmayı unutalı kaç uzun yıl geçtiğini anımsamaya çalıştı bir an.
Soluksuz kalırcasına birinin kokusunu özlemeyi, sevgisiz kaybolup giden
yıllarını, sürgünlerini, katlandığı onca savruluşu.. İnce bir hüzün gelip yurt
tuttu gözlerini..Yaşanmamış günlerinde sadece sevgi biriktirdiğini biliyordu,
bir gün o sevginin kendine geleceği umudunu hiç yitirmeksizin. Bu dünyaya göre
değilim diye düşündü kadın. Neye yarayacak ki böyle yaşamak; içimdeki sevgiyi
anlatamayacaksam ona.. Ya yeni bir rüya? Ya yeni milatlar unutulması güç..Ya
olursa? Ya cam kırıkları?
Ötekilerin yaptığını
yapma bana dedi kadın.. Gücüm kalmadı yenilmek için başka bir sevdaya, yanılmak
için başka bir rüyaya.. Ya gel, ya beni de götür…
Hoşça kal..
Seni öperim,
yüreğini de.
|