BİR GÖNÜL YOLCULUĞU 27

Nalan Kara

Merhaba,

Gece, her ikimiz içinde geçmişin izlerini taşıyan çelişkilerle başlamıştı. Sancıyan bir sessizlik gelip oturmuştu içime. Anlaşılmaz bir biçimde ilk kez dünü, yarını bir arada yaşıyordum. Bir arada, iç içe, alt alta....

Çok uzun zamandır bu günü konuşurken, yarını daha huzurlu kılmanın peşindeydim oysa. Onun için ben, çok çok görünmez bir tahtaya zaferle atılacak fazladan bir çentik anlamına geliyor olmalıydım. Bense daha çok onun “insan “olarak taşıdığın değerlerle ilgiliydim.


Gülümsedim.....

-Dürüstçe ifade etmeliyim ki-diye sürdürdüm konuşmamı;doğrusu biraz yenik, biraz tatsız duyumsuyorum kendimi. -Sana dokunmaktan korktuğumu itiraf etmeliyim. –

Konuşmanın bu noktaya gelmesi hiç de iyi değildi. Onun gelişini beklerken duyduğum heyecanı anımsadım. Bu duyguyu bir kez daha yakalamak için bunca zaman geçmişken. Birden çok yorgun hissettim kendimi....

Umudun yok oluşu, ölümün gölgesi gibi indi geceye. Şaşırtıcı bir biçimde korkumun nedenini sormadı, ben de anlatmadım. Hoş, anlatmak istiyor da değildim. Gelip aramıza oturan o derin suskunluk büyüdü git gide.. Ankara’da saat akşamın yedisi. Gecenin karanlığına doğru hızla yol alıyorduk, ikimizde başka düşüncelerin koynunda yitip gitmiş gibiydik.

Yanlışların hesabını tutmamıştım hiç. Ama hatırlamaktan kaçındığım öyle günler, geceler yaşamıştım ki, bir kez daha yaşamı uzun bir emekle anlamlı kılmak üzere yola çıktığım günleri anımsadım ister istemez. Biliyordu;çok uzun zamandır hayatın her boyutuyla ilgiliydim. Yaşamımdaki her olaya ve insana hayatım içerisinde hak ettiği yeri hep vermiştim. Ne kimseyi sırtımda taşımak istiyordum artık, ne de başkalarına kendimi taşıtmak. Sadece, yaşamı anlamlı kılmak yolunda yürürken yanımdaki her insanı geliştirmek, huzur vermek, saygı sunmak, sevmek istiyordum.....

Yağmurun en güzel şiirlerini yazdığı beklentisiz bir akşamda , sürel güzelliklerin ardından bu noktaya nasıl gelindiğinin şaşkınlığını yaşadım bir an.

Anlıyordum. Susuyor ve anlıyordum....

O bir erkekti, onun erkek olduğunu anlamak zorunda olan hep bendim..

Uzak bir yerlere gidecekti, ayrılığı çağrıştıran ilk cümleler döküldü dudaklarından. Sesi buz kristalleri kadar kırılgan ve soğuk; -Bir gün bir sevgilim olursa, senden başka bir sevgilim olursa, ne yaparsın?- dedi apansız. Bir ürperti dolaştı tenimde. Omuzlarımda koyduğu ceketine sıkıca sarıldım. Gece kurşun gibi....

-Hiç! dedim.

Bir aldatılmışlık içinde hızla devindi düşünceler.

-Kendini aldatmış olmaz mısın? -şeklinde bir soruyla geldi yanıtım, içimi kaplayan sıkıntının yarattığı çelişkiyi yansıtmamaya çalışarak;-tabi beni de-dedim rengini yitirmiş bir sesle.

Oysa ben, olanla olması istenen arasındaki çapraz ateşi geride bırakalı ne çok olmuştu. Kadın olarak, daha da önemlisi insan olarak yetilerim, isteklerim, beklentilerim yerine “kendimi başkasının gözüyle görmeye çalışarak”olması istenilen biçime girmemin bende yaratacağı bunalımları çoktan aşmıştım.

Beni, bu günkü güvenceli yaşama biçimimi, daraltılmış ya da ertelenmiş diyelim, ertelenmiş kadınlığımla sağladığımı anlayacak kadar tanımamış olduğunu anladım.

Gözlerine baktım. Öyle geldi ki o an;bu gözler , eylemlerinin sonucunu göremiyorlardı. Bu gözler hiçbir şey görmüyordu. Sadece beyninin içinden geçenlerin üzerinde yüzüyorlardı.

Biraz, akşam yemekte birlikte içtiğimiz şarabın neden olduğu , biraz da ona göre hiçte umduğu gibi bir yanıt alamamış olmanın verdiği sıkıntı aramızdaki gerginliği daha da arttırmış gibiydi.

Aniden ;

-Benim ol, bu gece benim ol-dedi. Göz bebeklerim büyüdü, şaşkınlık çemberim git gide boğazımı daraltan bir hüzne dönüştü. O geceyi hayırlarken, benim için sevişmenin paylaşmak anlamına geldiğini söylemeyi gereksiz buldum ona. Sevişmenin duyguları, düşünceleri, anı, dünyayı paylaşmak olduğunu... Nasıl olsa anlamayacaktı beni, bunu bekliyor da değildim. Bu yüzden sevişmenin duyguların ve insan beyninin eylemi olduğunu söylemedim ona . Söyleseydim de bunu duyabileceğinden emin değildim. Duysaydı bile, anlayabilecek miydi acaba?

O, acımasızca zamanı tüketiyordu sözcüklerle. Beni ürküten cinselliği algılayışı olmuştu. Geçmiş zaman aralıklarında kalan, o uzun ve güzel sohbetlerin birinde hayatına sayısız kadın girdiğini anlattığını anımsadım. Böyle birkaç öyküyü art arda sıralamış, paylaşmayı bilmediğini yinelemişti bir iki kez.....

Bu yönde beni yaralamak istemediğini vurgulamış, ondan uzak durmamı söylemişti. -Uzak dur benden, elime değen ölüyor-demişti umutsuzca.

Kuşkusuz, çok hoş başlamıştı gece, onu beklemenin heyecanını yitirdiğimi düşünürken çıkıp gelmişti işte. Bin uzun yağmuru bile birlikte dindirmeyi başarmış, ancak kendi iradelerimize karşı bu kadar zamanı harcamış olmayı engelleyememiştik. İlkel bir acı gibi düştü gölgemiz sokaklara....

Ankara’da zaman gecenin ikisi... Bir puhu kuşu öttü, uzun uzun. Son yaprağı düştü, çırılçıplak kaldı ağaç. Anladım aldandığımı, kuşkuya yer yoktu..

Evet bu konuda hiçbir kuşkuya yer yoktu. Onun bir erkek olduğunu hep anlamak zorunda olanım diye düşündüm. Oysa onu “erkek”genellemesi dışında öncelikle, “İNSAN” olarak algılamıştım. Onu önemsiyordum , hep önemsemiştim..

Kibirli bakışları, aşk başarılarının üzerine dikilmiş bir bencil olduğunu söylese de, içinde bulunduğu ruh durumlarının her biri kendini olumlama ile olumsuzlamanın diyalektiğini içeriyordu. Bir an hem kendine, hem de bana inanılmaz bir biçimde yabancılaştığını hissettim. İnsan olarak değer veriyordum ona, bunu söylemeliydim. Nasıl kıracaktım bu yabancılaşma çemberini?

İnsanın , insanı yitirmesinin tek sorumlusunun yine insan olduğunu yineledim usulca....

Ne bir duyan oldu... Ne bir gören yitikliğimizi....

Bir yokuşu tırmandık, ışıkları sönmüş, ıssız bir sokağın ortasında, umutların umutsuzluğundaydık ikimizde...

-Hoşça kal -dedim.

Gülümsedi, sigarasının ateşi , bir açıldı, bir kapandı gecenin karanlığı boyunca...

Uzak bir yerlerdi gittiği....

Rüzgar duymadı, o bile duymadı...

Yalnız kendimin duyacağı bir sesle fısıldadım

-Vedalar gereklidir, her yeni merhaba için-

-Hoşça kal- dedi

-Seni öperim, yüreğini de –

Bir Önceki Sayfa... Ana Sayfa Köşe Yazıları Arkadaşına Gönder

Yukarı Çıkmak İçin...