|
|
|
Merhaba sevgili,
Yokların var olduğu, varların yok olabileceğinin bilinmediği, bilmenin
ötesinde bilgisizliğin tanınmadığı, aşkların anlamını kavramaya yetmediği
bir şekilde devinen bir yerlerden çıkıp geldin o davetsiz misafirlerin
yüzüne yerleşmiş mütecessis, tanıdık tebessümleri dudaklarında... |
 |
Yalçın kayalara felsefe tarihinin işlendiği ve bu felsefenin
hayatın tam da kendisi olduğu, ‘hayat’ denen şeyin anlaşılma kavgasından öteye
gitmediği –düşülen- biryerlerden çıkıp geldin ...
Aşk’ın ayrı ayrı bir kaç bedende de var olabileceğini, onu kullanabileceklerini
sananların, sandığından da çok olduğu, olabileceği düşüncesinin kolaycılığı ile
kabul edebilenlerin –ama nasıl- bir yafta gibi boyunlarına asıp da gezenlerin,
üstelik de hâlâ adına “aşk “ diyebilenlerin, nasıl olup da bir sevdaya eş
tutabildiklerine bugün bile bir çocuk şaşkınlığıyla bakakaldığım ve bu
şaşkınlığımdan ötürü bir türlü beni anlamaya yanaşmayanların bulunduğu
biryerlerden dönüp geldin...
Bir dostluğu kolayca elden çıkarabilenlerin, ama tüm bunlar sana yönelik
duyumsamalarımdı diyecek kadar fütursuz olabilenlerin, aradaN geçen onca yılın
hâlâ beni unutturamadığını söyleyecek kadar acımasız olabileceklerin ya da tüm o
yaşananlar bir “rüya” dan öteye anlam taşımıyordu düşüncesinin kıskacında bütün
olanları, olabilecekleri, bitecekleri, nasıl olsaların koynuna sığınıp, daha
bugünden gelecek de birgün geçmiş olacak hesabıyla yaşanılan biryerlerden....
Benim bir Milat öncesi takvim sayfalarında kaldığımı anımsatan bakışlarının ne
haritalarda geçiyordu adı, ne sebebini ne de zamanını bilmediğin bir yolculukta
tek dostun olan, olması gereken, olmalıydı dediğim anılarının hayaleti yer
alıyordu birzamanlar gemilerimin en sık demir attığı en kuytu koylarında...
Seninle benim masalım burada başladı işte, apansız kendiliğinden açılıveren bir
kapının davetsizliğinde...
Gözlerinin her anlatısı, beyninin bütün kıvrımlarında dolaşan anıların zafer
sarhoşluğunu yansıtırken, bilinmeyene gelmekten duyduğun korku ve yitirdiğin
geçmişinle avunmaların yer aldı aramızda.. Gökten düşen üç yıldızla birlikte....
Neler bıraktın geride? Sevdiklerin, seni sevenler, yaşadıkların, yaşamak
istediklerin, seni yaşamak isteyenler, senin izin verdiklerin, vermediklerin?
--Sensiz --- diye sürdürdün konuşmanı –Sensiz; geldiğim yer çok ıssız!
---Bilmediğin, bensiz gideceğin yerlerde seni bekleyen ıssızlığın daha da büyük
olacağıydı..
Bu gününe şekil veren sen değil miydin? Sen değil miydin yaşantıma anlık girip
asırlar boyu yok olmayı isteyen? Sen değil miydin renkleri istediğinde gri,
istediğinde siyaha döndüren? Döndüğünde her şey –bırakıp gittiğin gibi kalacak—
sanmak, sen olmadan, sevdan olmadan –yaşayabileceğimi— düşünmek, -yaşamayı-
sürdürmek, sevgisiz, sevgilisiz bir zamanı ---mış--- gibi yaşamak .... Sensiz
ama seninle, sevgin olmadan ama sevginle, biraz zamanın dışında ama her zaman
senin zamanının içinde. Senin masalın burada başladı işte... Döndüğünde her
şeyin –bırakıp gittiğin gibi kaldığını –sandığın yerde. Sıkıca sarılmak bir
geçmişe adanmış sevdaya, verilen sözlere; tutulmayacağını bile bile, sabır
göstermek özlemelere, dokunmalara, acılara, bir anlam yüklemek paylaşılanlara,
yaşanan her şeye ama her şeye.. Her sabah yeni bir özleme uyanmak buz bir
gecenin yalnızlığından, sadece kelimelerle, cümlelerde yaşatmak dur durak
bilmeyen acımasızca akıp geçen zamanı –kolay-mı sanıyorsun bu ıssızlığa
kuşanmayı? Yıl ikibinikinin yarısı... Çıkıp geldiğin yıl geçen asrın son
çeyreğinden şekilsiz, görüntüsüz, tozlu, ıssız, ağıtları, türküleri susmuş bir
zaman... Biliyor musun diye soruyorsun--- O gün bu gün türküleri hiç dinlemedim
---ben.. Ya şiirler diyorum.. Pera’da peçete üzerine yazdığın sevda yüklü
şiirler geliyor aklıma... kim bilir kaç sevdaya daha tanık olan şiirler...
“kelimeler kanatıyor yaralarımı“ Kanıyoruz üstelik, kanatıyoruz...
Beni hiç duymadığını söylüyorum sana... Bir gece yarısı yüreğine kondurduğum
öpüşlerimin sıcaklığını hiç bilmediğini söylüyorum.. hangi gece sana ağladığımı,
hangi kollarınla beni sarıp avuttuğunu bilmiyorsun, hangi gece seni özlediğimi,
anlamıyorsun beni..
Bundan sonrası tanıdık cümlelerle devam ediyor, tanıdık bir senaryonun
eşliğinde..
Çıkıp gidiyorsun bir kez daha döndüğünde —her şey bıraktığın gibi kalacak—
sanarak..
Hoşçakal
Seni öpereim, yüreğini de...
|