BİR GÖNÜL YOLCULUĞU 22

Nalan Kara

Merhaba sevgili ,

 

Bu haftaki yarenliğimize -- "Mutluluk" seni seviyorum diyen sesteki duygudur-- diye başlasam bana eşlik eder mi duyumsamaların? Yeşil bir su damlasının güneşin ilk ışıklarıyla bir ebemkuşağından geçip avuçlarına değişi, rüzgarlarla birlikte sonsuz bir maviliğe yol alan martıların kanat çırpışlarına karışan tutkulu bir özgürlük türküsü ve güneşin vedasıyla büyüyen  turuncu bir çığlığın peşi sıra denizin ak köpüklerine karışıp yaşamı bulmaktır... Ve --"Mutluluk"

renklerdeki duygunun sonsuza uzanmasıdır  --desem; gri dünyandan çıkarıp seni, evrenin bin bir renkle  şenlendirdiği göz alabildiğine uzanan bir ovada sarı, dolgun başakların nazlı nazlı salınışlarla savururken buğdaylarını toprağın bereketli kucağına, yüreğimde yeşerenleri duyar mısın sevdadan yana? 

 

Söyler misin sevgili  şu sıra yaşamında hangisi daha çok egemen? İçinde yaşadığın "an"ın isteklerine sarılmak ve gelecekte yaşanacak olası acıların sonuçlarına katlanacak kadar güçlü duyumsamakla içine düştüğün yanılgı mı, "an"ın isteklerini geleceğin endişelerine kurban edip sevda yüklü bir yüreğe sırt çevirmekteki kararlılığın mı? Biliyor musun bu soruyu senden önce kendime sormam daha doğru olacak. Hanidir "seni seviyorum" diyen sesteki duygu beni mutluluktan kanatlandırıyor olsa da geleceğin endişeleri, küllenmiş bir sevdanın ardından sessizce akıtılan göz yaşları, puslu bir resmin arkasında kalan yaşanmışlıklar benim sana sınırsızca akmamı engelleyen duyumsamalar...

 

Aramızda bunca uzaklık varken iki kişinin yaşamını tek başına götürmemin ne kadar zor olduğunu biliyor musun? İyi demlenmiş bir çayı ince belli çay bardaklarında içmenin vazgeçilmez  tadını, pazar sabahları ay çöreği eşliğinde yapılan kahvaltılarımızın ardından uzun saatler boyu süren günlük gazeteleri okumaktan aldığımız keyifler, yazdığımız öyküleri birbirimize okurken yaşadığımız duygu coşkunlukları, yağmurlu akşamlarda çıktığımız uzun yürüyüşler, dalgalarla ıslanmaktan hoşlandığımız sevişmelerimizin doruklara çıktığı ılık yaz geceleri, her iş çıkışı uğradığımız kısık sesiyle devrim şarkıları söyleyen bir kadının sahne aldığı, iki kadeh şarapla hüzünlenip Nazım'dan şiirler okuduğumuz köhne masaları ile Pera'lı zamanlarımız...

 

Hiç dönmemek üzere çıktığım son yolculuğumda bana ilk kez "seni seviyorum" dediğin gün uzun zaman silinmedi aklımdan... Yol boyunca önüme çıkan her çiçeğin kokusu sendin, her ağacın yeşili, her okşadığım saç, her yürüdüğüm yol ve taş kaldırımlar... Ve "seni seviyorum" demek için durduğumda sen yoktun yanımda... Bilmelisin ki; artık sensiz yürüyemiyeceğim hayatımın geri kalan zamanlarında...

 

Neydi beni sensiz bırakan? Nedir seni isteme rağmen seninle olmamı engelleyen? İsteklerimden daha güçlü nasıl bir duygu var içimde ki sana gelmemi engelleyen? Neden elimdeki "an"ı yaşamak yerine gelecekle ilgili kaygılara kapılıp kararsız ve sessiz kalıyorum böylesi... Karanlık ve belirsiz bir gelecek mi yok sayıyor  aydınlık ve belirgin olan pırıltılar içindeki "an"a böylesine set çekerek? Öyle büyük sessizlikler içindeyim ki sevgili... Bu derin kuyu sessizliklerimde bile biliyorum ki; seni hayatım boyunca özleyeceğim... Biliyorum ki; sensiz geçecek bir hayat beni renklerden uzak koyup solgunlaştıracak, biliyorum ki; yolumu çizen korkularım olacak....

 

Bu kez al beni dalgalarıyla oynarken derinliklerine karışıp yittiğim sessizliklerden... Al beni, yaldızlı bir gecede büyüt sevdamı toprağa düşen bir başak gibi... Yeşil bir su damlası ol, düş avuçlarıma....

Ve rüzgarlarla gel... Sonsuz bir maviliğe yol alan martıların kanat çırpışlarına karışsın sevdamız tutkulu bir özgürlük türküsünde... Evrenin bin bir renkle  şenlendirdiği göz alabildiğine uzanan bir ovada sarı, dolgun başakların nazlı nazlı salınışlarla savururken buğdaylarını toprağın bereketli kucağına, yüreğinde yeşerenleri  duyur bana sevdadan yana !...

 

Seni öperim, yüreğini de....

Bir Önceki Sayfa... Ana Sayfa Köşe Yazıları Arkadaşına Gönder

Yukarı Çıkmak İçin...