|
Merhaba sevgili ,
Bu haftaki yarenliğimize -- "Mutluluk" seni seviyorum diyen
sesteki duygudur-- diye başlasam bana eşlik eder mi duyumsamaların? Yeşil
bir su damlasının güneşin ilk ışıklarıyla bir ebemkuşağından geçip
avuçlarına değişi, rüzgarlarla birlikte sonsuz bir maviliğe yol alan
martıların kanat çırpışlarına karışan tutkulu bir özgürlük türküsü ve
güneşin vedasıyla büyüyen turuncu bir çığlığın peşi sıra denizin ak
köpüklerine karışıp yaşamı bulmaktır... Ve --"Mutluluk" |
 |
renklerdeki duygunun sonsuza uzanmasıdır --desem; gri dünyandan
çıkarıp seni, evrenin bin bir renkle şenlendirdiği göz alabildiğine uzanan bir
ovada sarı, dolgun başakların nazlı nazlı salınışlarla savururken buğdaylarını
toprağın bereketli kucağına, yüreğimde yeşerenleri duyar mısın sevdadan yana?
Söyler misin sevgili şu sıra yaşamında hangisi daha çok egemen?
İçinde yaşadığın "an"ın isteklerine sarılmak ve gelecekte yaşanacak olası
acıların sonuçlarına katlanacak kadar güçlü duyumsamakla içine düştüğün yanılgı
mı, "an"ın isteklerini geleceğin endişelerine kurban edip sevda yüklü bir yüreğe
sırt çevirmekteki kararlılığın mı? Biliyor musun bu soruyu senden önce kendime
sormam daha doğru olacak. Hanidir "seni seviyorum" diyen sesteki duygu beni
mutluluktan kanatlandırıyor olsa da geleceğin endişeleri, küllenmiş bir sevdanın
ardından sessizce akıtılan göz yaşları, puslu bir resmin arkasında kalan
yaşanmışlıklar benim sana sınırsızca akmamı engelleyen duyumsamalar...
Aramızda bunca uzaklık varken iki kişinin yaşamını tek başına
götürmemin ne kadar zor olduğunu biliyor musun? İyi demlenmiş bir çayı ince
belli çay bardaklarında içmenin vazgeçilmez tadını, pazar sabahları ay çöreği
eşliğinde yapılan kahvaltılarımızın ardından uzun saatler boyu süren günlük
gazeteleri okumaktan aldığımız keyifler, yazdığımız öyküleri birbirimize okurken
yaşadığımız duygu coşkunlukları, yağmurlu akşamlarda çıktığımız uzun yürüyüşler,
dalgalarla ıslanmaktan hoşlandığımız sevişmelerimizin doruklara çıktığı ılık yaz
geceleri, her iş çıkışı uğradığımız kısık sesiyle devrim şarkıları söyleyen bir
kadının sahne aldığı, iki kadeh şarapla hüzünlenip Nazım'dan şiirler okuduğumuz
köhne masaları ile Pera'lı zamanlarımız...
Hiç dönmemek üzere çıktığım son yolculuğumda bana ilk kez "seni
seviyorum" dediğin gün uzun zaman silinmedi aklımdan... Yol boyunca önüme çıkan
her çiçeğin kokusu sendin, her ağacın yeşili, her okşadığım saç, her yürüdüğüm
yol ve taş kaldırımlar... Ve "seni seviyorum" demek için durduğumda sen yoktun
yanımda... Bilmelisin ki; artık sensiz yürüyemiyeceğim hayatımın geri kalan
zamanlarında...
Neydi beni sensiz bırakan? Nedir seni isteme rağmen seninle
olmamı engelleyen? İsteklerimden daha güçlü nasıl bir duygu var içimde ki sana
gelmemi engelleyen? Neden elimdeki "an"ı yaşamak yerine gelecekle ilgili
kaygılara kapılıp kararsız ve sessiz kalıyorum böylesi... Karanlık ve belirsiz
bir gelecek mi yok sayıyor aydınlık ve belirgin olan pırıltılar içindeki "an"a
böylesine set çekerek? Öyle büyük sessizlikler içindeyim ki sevgili... Bu derin
kuyu sessizliklerimde bile biliyorum ki; seni hayatım boyunca özleyeceğim...
Biliyorum ki; sensiz geçecek bir hayat beni renklerden uzak koyup
solgunlaştıracak, biliyorum ki; yolumu çizen korkularım olacak....
Bu kez al beni dalgalarıyla oynarken derinliklerine karışıp
yittiğim sessizliklerden... Al beni, yaldızlı bir gecede büyüt sevdamı toprağa
düşen bir başak gibi... Yeşil bir su damlası ol, düş avuçlarıma....
Ve rüzgarlarla gel... Sonsuz bir maviliğe yol alan martıların
kanat çırpışlarına karışsın sevdamız tutkulu bir özgürlük türküsünde... Evrenin
bin bir renkle şenlendirdiği göz alabildiğine uzanan bir ovada sarı, dolgun
başakların nazlı nazlı salınışlarla savururken buğdaylarını toprağın bereketli
kucağına, yüreğinde yeşerenleri duyur bana sevdadan yana !...
Seni öperim, yüreğini de....
|