BİR GÖNÜL YOLCULUĞU 21

Nalan Kara

Merhaba SEVGİLİ DOST,

 

Bu mektupların nerede ne zaman ve kime yazıldığını merak ettiğini biliyorum... Mektup niçin yazılır? Mektubun sahibi yazan mıdır, alan mı? Sana yazdığımı düşünmeni istiyorum. Sadece oku ve düşlemeye çalış satır aralarında sana ulaşan sesimin rengini. Duyumsamaya çalış sana yazdığım her mektupta türkülenen sevdayı... Ara sıra ben de beni mutlu kılan mektuplar almıyor değilim dostlardan... Senin bu anlamda benden daha şanslı olduğunu düşünüyorum.

En azından her hafta seni, sesini, kokunu, gözlerini, ellerini, gülüşünü düşenen ve senin duyumsatmalarınla her hafta yeni bir sevdayla çiçeklenen yakın bir dostun var. 

 

Peki kim bu dostun? Ben miyim? Ben kimim? Ben kim miyim?

 

Yine hüzün, yine bir Eylül bitimi, yine bir hazan mevsimi... Değişen yıllar mı, biz miyiz? Her sonbahar geldiğinde yüreğimi yurt tutan hüzün sanki her şeyin Sonbaharla değiştiğini fısıldıyor bana... Sana sevdalanışım, seni yitirişim, yeniden buluşum ve gecelerce gözlerinden süzülen hüznün çoğalışı, gidişlerin, gidemeyişlerin hep bir Sonbahar ...

 

Ve güldün... Sonbahar geldi, bu mevsim tüm göçebe kuşlar güneye kanat çırparlar diyen sesinin tınısı şimdi  ne kadar uzaklarda...

 

Anımsıyorum da; özlemle büyüttüğümüz koca bir sevdamız vardı.

 

Ve geceler, gözlerinden süzülen bir hüzündü çoğu kez.

 

Ve hüzün; her sonbahar seninle birlikte kanat çırpar, ilk göçebe kuşlar getirirdi ilkbaharda...

 

Bugün tüm ağaçlar soyundu yapraklarından, bir iki martı isteksizce dolaşsa da lacivert kımıltısız denizin üzerinde belli ki son yolculuklarına hazırlanmaktalar... Kırlangıçlarsa çoktan terk ettiler bile önce beni, sonra bu mavi sevdalarla yüklü kenti... Vakit akşamda yedi...

 

Gün sona erdi ardında son kızıllıkları. Mevsim Sonbahar... Son yaprağı da düştü dalından karşıki ağacın... Sen yoksun, sen hala yoksun... Ben senden yoksun Ömrüm seni özlemekle, ömrüm seni beklemekle geçecek biliyorum...

 

İki mevsim daha beklemeliyim kırlangıçlar yine gelecek... Sadece iki mevsim daha. Duvardaki resim bir ton daha sarardı. Son okuduğun kitap giderken bıraktığın yerde tozlu bir geçmişi anımsatıyor... Pencere önü hercai menekşelerim, bir sigara izmariti dudaklarının değdiği ellerinin izini taşıyan lacivert kaideli şarap kadehi  ve gözlerinin değdiği gözlerim; Seni bekliyoruz...

 

Vakit gece yarısı... Sen gelmiyorsun...

 

Hep, harcai menekşelerim olsun istemiştim. Her dokunuşta daha da menevişleşen, gözlerin gibi şavkıyan, gece mavisinden sarının bin bir tonuna uzanan gökkuşağı renklerinde hercailer... Biliyor musun; hiç hercai menekşelerim olmadı....

 

Hoşçakal

 

Seni öperim, yüreğini de...

Bir Önceki Sayfa... Ana Sayfa Köşe Yazıları Arkadaşına Gönder

Yukarı Çıkmak İçin...