|
Merhaba SEVGİLİ DOST,
Bu mektupların nerede ne zaman ve kime yazıldığını merak
ettiğini biliyorum... Mektup niçin yazılır? Mektubun sahibi yazan mıdır,
alan mı? Sana yazdığımı düşünmeni istiyorum. Sadece oku ve düşlemeye çalış
satır aralarında sana ulaşan sesimin rengini. Duyumsamaya çalış sana
yazdığım her mektupta türkülenen sevdayı... Ara sıra ben de beni mutlu
kılan mektuplar almıyor değilim dostlardan... Senin bu anlamda benden daha
şanslı olduğunu düşünüyorum. |
 |
En azından her hafta seni, sesini, kokunu, gözlerini, ellerini,
gülüşünü düşenen ve senin duyumsatmalarınla her hafta yeni bir sevdayla
çiçeklenen yakın bir dostun var.
Peki kim bu dostun? Ben miyim? Ben kimim? Ben kim miyim?
Yine hüzün, yine bir Eylül bitimi, yine bir hazan mevsimi...
Değişen yıllar mı, biz miyiz? Her sonbahar geldiğinde yüreğimi yurt tutan hüzün
sanki her şeyin Sonbaharla değiştiğini fısıldıyor bana... Sana sevdalanışım,
seni yitirişim, yeniden buluşum ve gecelerce gözlerinden süzülen hüznün
çoğalışı, gidişlerin, gidemeyişlerin hep bir Sonbahar ...
Ve güldün... Sonbahar geldi, bu mevsim tüm göçebe kuşlar güneye
kanat çırparlar diyen sesinin tınısı şimdi ne kadar uzaklarda...
Anımsıyorum da; özlemle büyüttüğümüz koca bir sevdamız vardı.
Ve geceler, gözlerinden süzülen bir hüzündü çoğu kez.
Ve hüzün; her sonbahar seninle birlikte kanat çırpar, ilk göçebe
kuşlar getirirdi ilkbaharda...
Bugün tüm ağaçlar soyundu yapraklarından, bir iki martı
isteksizce dolaşsa da lacivert kımıltısız denizin üzerinde belli ki son
yolculuklarına hazırlanmaktalar... Kırlangıçlarsa çoktan terk ettiler bile önce
beni, sonra bu mavi sevdalarla yüklü kenti... Vakit akşamda yedi...
Gün sona erdi ardında son kızıllıkları. Mevsim Sonbahar... Son
yaprağı da düştü dalından karşıki ağacın... Sen yoksun, sen hala yoksun... Ben
senden yoksun Ömrüm seni özlemekle, ömrüm seni beklemekle geçecek biliyorum...
İki mevsim daha beklemeliyim kırlangıçlar yine gelecek... Sadece
iki mevsim daha. Duvardaki resim bir ton daha sarardı. Son okuduğun kitap
giderken bıraktığın yerde tozlu bir geçmişi anımsatıyor... Pencere önü hercai
menekşelerim, bir sigara izmariti dudaklarının değdiği ellerinin izini taşıyan
lacivert kaideli şarap kadehi ve gözlerinin değdiği gözlerim; Seni
bekliyoruz...
Vakit gece yarısı... Sen gelmiyorsun...
Hep, harcai menekşelerim olsun istemiştim. Her dokunuşta daha da
menevişleşen, gözlerin gibi şavkıyan, gece mavisinden sarının bin bir tonuna
uzanan gökkuşağı renklerinde hercailer... Biliyor musun; hiç hercai menekşelerim
olmadı....
Hoşçakal
Seni öperim, yüreğini de...
|