BİR GÖNÜL YOLCULUĞU 19

Nalan Kara

Merhaba sevgili dost,

“Kibrit çakıyorsun karanlıkta badem çiçeklerini görmek için

Ve mart dizelerinde tedirgin bir sarnıç gemisi gözlerin

Bir iş açacaksın sen başımıza yangın mı olur

Artık bahar mı?  “

Can Yücel’den hayatımızın bir bölümünü anlamlandıran  dört dize ile merhaba demek istedim sana bu hafta. Hayat, süreci içerisinde bizlere bazı mesajları iletmeye devam eder. Kimilerine gözlerimizi ve kulaklarımızı kapatır önemsemeden geçer gideriz. Ancak öyle anlar vardır ki durup bir kez daha yaşamın neresinde olduğumuzu sorgulamamız gerektiğini belki de son kez hatırlatırcasına dikiliverir karşımıza. Çok sevdiğin, önemsediğin, senin için değeri hiç bir maddesel değerin üzerine olmayan sayıları az olan insanlar vardır hayatında. Bilirsin ki; onlar hep var olmuşlardır. Ne zaman girmiştir yaşamına, nasıl geçmiştir zaman hiç anlamamışsındır.. Onu özenle beslediğini biliyorsundur sadece ve senin için ne denli önem taşıdığını... Birgün apansız ellerinden kayıp gidiverdiğini görmek, işte o anda yaşadığın çaresizlik, onun yerinde olabilme isteğinin dayanılmazlığı, gözlerinden sessizce yuvarlanıveren göz yaşların, onun gözlerinde gördüğün hayattan vazgeçiş çağrısı susmakla konuşmak arasındaki o tedirgin sarnıç gemisi gözler...

 

Haydi diyorum yazacaksam şimdi...

 

Yavaşça ellerini ellerimle tutuşum geliyor usuma ,, bir kez daha yüreğimin en derinlerinde hissedişim yüreğini.. Gözlerine bakmakta yaşadığım cesaretsizlik, o anda ondan kaçmak, uzak olmak istedikçe daha çok bağlanmak o gözlerdeki çağrıya...

 

Haydi diyorum sarılmalısın yaşama.. Gideceksen ertelemelisin bir başka zamana ama kalacaksan şimdi... Elllerine dokunduğumda kanadı kırılmış bir martının acı çekişindeki titremeyi, çırpınışı hissetmek ve ilk kez bir “keşke”nin koynuna sığındığım o olmaz olası an.. O, yaşamaktan bu denli nefret ettiğim, utanç duyduğum zaman...

 

Ne düşünüyordu, beyninin kıvrımlarında hayatı durduran akış onu nerelere sürüklüyordu, kimi suçluyordu içten içe, kimdi işte tam o anda aklına takılı kalan kimse? Gücüm olsaydı, ellerimden ona yeni bir hayatın can damarını akıtabilseydim, ona çekip gidiverdiği dün kadar yakın zamanı verebilseydim yeniden.. Bu güçsüzlükten de nefret ettim gitgide. Tanrı var mıydı? Varsa neredeydi? O niye ben değildim?  Niye tanrı kadar güçlü değildim? İçimdeki bu karşı konulmaz isyan, yüreğimde yayılmasını engelleyemediğim bu duygu yoğunluğu, kendimin bile inanmadığı bu hain pusu yavaş yavaş iliklerime dek esir alıyor beni.. Elerimde anımsamadığım zamanlardan kalan eskimiş dualar, o her zaman içimi dağlayan sessiz akıtılan yaşlar şimdi bir mucize dileniyor Tanrı’dan...

 

Hayır diyor; ”Mucizeler hiçbir zaman gerçek olmaz “ Her cümlesinde daha da dilsizleşen bir sessizlikle.. Yüzünden eksik olmayan o sevecen gülümsemesi, yüreğinin yüzüne vuran o tanımlanamaz coşku yerini çoktan “bana ne oluyor böyle “ sorgulamasına bırakmış bile.. Anlaşılan o ki; benden daha çaresiz, benden daha çocuk yüreğiyle çırçıplak. Yine de benden daha güçlü hayat onu alıp giderken.. Benden daha güçlü.. Ben parçalanıyorum..

 

Bilmiyorum kızgın mı, kırgın mı? Bilmiyorum söylemek istedikleri dilinin ucunda mı, doğru kelimeyi mi arıyor yoksa? Bilmiyorum ne düşünüyor; uzaklardaki sevdiklerini mi, kısacık yaşamından gelip geçenleri mi, her hece kaybolup gidiyor bilinmez zamanlar ardına takılıp...

 

Ben kimim, o neden burada, derin bir kuyuda olan kim şimdi o en dipsiz, en karanlık, ulaşılmaz geceler kadar koyu.. Hep orada mı kalacak? Hep orada mı kalacağım? Haydi diyorum sevmelisin yaşamı... Vazgeçeceksen ertelemelisin bir başka zamana ama seveceksen şimdi....

 

Ellerine dokunuyorum sıcak, biçimli, yumuşak ellerine... ellerim yanıyor, canım acıyor, canı acıyor.. yüreğini yakıyor anlıyorum gözlerindeki hüzünden, yüzüne düşen gölgeden, bir iç çekmesinin getirdiği anlamsızlıktan anlıyorum ki; kırgın...

 

Bir daha hiç kendi kelimeleri olmayacak mı? Bunu düşünüyorum... Gözleri bir tek bana anlatıyor ne demek istediğini.. Hadi bağır diyorum dök içindekileri.. Kendi kelimelerinle haykır, bağır bağırabildiğince..

 

Bu suskunluk diyorum, bu suskunluk doğru değil.. Doğru değil bu kadar uzak olmak kendinden.. Zaman yok diyor vakit tamam... Şimdi susmanın durağında, yolları ardına almış öylece gülümsüyor.. Susacaksam şimdi susmalıyım diyor gözleri tanıdık bir filmin yeni versiyonlu senaryosunda...

 

Boşuna bu kaçışın diyorum, alıp başını gitmeye kalkman.. Hayat hep yeni oyunlarıyla çıktıkça karşımıza böylece bırakıp gidecek misin diyorum... Hani  yenilmek yoktu... Hani hayat hep oyunlar oynamaya kalkarken dalga geçecektin onunla.? Dur bir düşüneyim dercesine başına götürüyor elini... Sonra anlamsızlığını kavramış gibi bir boşveeer işaret ediyor kelebeği andıran parmakları.. Alıp bambaşka yerlere götürüyor kendini, görünmez bir martı kanadı maviliğinde...

 

Bak diyorum daha kır çiçekleri toplayacaktın, ıslak çimenler arasında yürüyecektin, lacivert denizlerin tuz tadı değecekti teninin güneş tanığı bronzluğuna... Bir küçük sandal olacaktın daha bir o yana bir bu yana salınan ılık lodosların dalgalandırdığı denizlerde...

 

Daha doğru kelimelerle küçük adımlara sözün vardı, şiirler okuyacağın sevdalar olacaktı hayatında hiç gözyaşı değmemiş gözleriyle sarıp sarmalamayı bekleyen seni dört dizelik de olsa... Bir iş açacaksın sen başına yangın mı olur, artık susmak mı denir adına?

 

Haydi diyorum susacaksan ertelemelisin bir başka zamana... Konuşacaksan şimdi....

 

Hoşçakal

 

Seni öperim, yüreğini de..

Bir Önceki Sayfa... Ana Sayfa Köşe Yazıları Arkadaşına Gönder

Yukarı Çıkmak İçin...