|
Merhaba sevgili dost,
“Kibrit çakıyorsun karanlıkta badem çiçeklerini görmek için
Ve mart dizelerinde tedirgin bir sarnıç gemisi gözlerin
Bir iş açacaksın sen başımıza yangın mı olur
Artık bahar mı? “ |
 |
Can Yücel’den hayatımızın bir bölümünü anlamlandıran dört dize
ile merhaba demek istedim sana bu hafta. Hayat, süreci içerisinde bizlere bazı
mesajları iletmeye devam eder. Kimilerine gözlerimizi ve kulaklarımızı kapatır
önemsemeden geçer gideriz. Ancak öyle anlar vardır ki durup bir kez daha yaşamın
neresinde olduğumuzu sorgulamamız gerektiğini belki de son kez hatırlatırcasına
dikiliverir karşımıza. Çok sevdiğin, önemsediğin, senin için değeri hiç bir
maddesel değerin üzerine olmayan sayıları az olan insanlar vardır hayatında.
Bilirsin ki; onlar hep var olmuşlardır. Ne zaman girmiştir yaşamına, nasıl
geçmiştir zaman hiç anlamamışsındır.. Onu özenle beslediğini biliyorsundur
sadece ve senin için ne denli önem taşıdığını... Birgün apansız ellerinden kayıp
gidiverdiğini görmek, işte o anda yaşadığın çaresizlik, onun yerinde olabilme
isteğinin dayanılmazlığı, gözlerinden sessizce yuvarlanıveren göz yaşların, onun
gözlerinde gördüğün hayattan vazgeçiş çağrısı susmakla konuşmak arasındaki o
tedirgin sarnıç gemisi gözler...
Haydi diyorum yazacaksam şimdi...
Yavaşça ellerini ellerimle tutuşum geliyor usuma ,, bir kez daha
yüreğimin en derinlerinde hissedişim yüreğini.. Gözlerine bakmakta yaşadığım
cesaretsizlik, o anda ondan kaçmak, uzak olmak istedikçe daha çok bağlanmak o
gözlerdeki çağrıya...
Haydi diyorum sarılmalısın yaşama.. Gideceksen ertelemelisin bir
başka zamana ama kalacaksan şimdi... Elllerine dokunduğumda kanadı kırılmış bir
martının acı çekişindeki titremeyi, çırpınışı hissetmek ve ilk kez bir
“keşke”nin koynuna sığındığım o olmaz olası an.. O, yaşamaktan bu denli nefret
ettiğim, utanç duyduğum zaman...
Ne düşünüyordu, beyninin kıvrımlarında hayatı durduran akış onu
nerelere sürüklüyordu, kimi suçluyordu içten içe, kimdi işte tam o anda aklına
takılı kalan kimse? Gücüm olsaydı, ellerimden ona yeni bir hayatın can damarını
akıtabilseydim, ona çekip gidiverdiği dün kadar yakın zamanı verebilseydim
yeniden.. Bu güçsüzlükten de nefret ettim gitgide. Tanrı var mıydı? Varsa
neredeydi? O niye ben değildim? Niye tanrı kadar güçlü değildim? İçimdeki bu
karşı konulmaz isyan, yüreğimde yayılmasını engelleyemediğim bu duygu yoğunluğu,
kendimin bile inanmadığı bu hain pusu yavaş yavaş iliklerime dek esir alıyor
beni.. Elerimde anımsamadığım zamanlardan kalan eskimiş dualar, o her zaman
içimi dağlayan sessiz akıtılan yaşlar şimdi bir mucize dileniyor Tanrı’dan...
Hayır diyor; ”Mucizeler hiçbir zaman gerçek olmaz “ Her
cümlesinde daha da dilsizleşen bir sessizlikle.. Yüzünden eksik olmayan o
sevecen gülümsemesi, yüreğinin yüzüne vuran o tanımlanamaz coşku yerini çoktan
“bana ne oluyor böyle “ sorgulamasına bırakmış bile.. Anlaşılan o ki; benden
daha çaresiz, benden daha çocuk yüreğiyle çırçıplak. Yine de benden daha güçlü
hayat onu alıp giderken.. Benden daha güçlü.. Ben parçalanıyorum..
Bilmiyorum kızgın mı, kırgın mı? Bilmiyorum söylemek istedikleri
dilinin ucunda mı, doğru kelimeyi mi arıyor yoksa? Bilmiyorum ne düşünüyor;
uzaklardaki sevdiklerini mi, kısacık yaşamından gelip geçenleri mi, her hece
kaybolup gidiyor bilinmez zamanlar ardına takılıp...
Ben kimim, o neden burada, derin bir kuyuda olan kim şimdi o en
dipsiz, en karanlık, ulaşılmaz geceler kadar koyu.. Hep orada mı kalacak? Hep
orada mı kalacağım? Haydi diyorum sevmelisin yaşamı... Vazgeçeceksen
ertelemelisin bir başka zamana ama seveceksen şimdi....
Ellerine dokunuyorum sıcak, biçimli, yumuşak ellerine... ellerim
yanıyor, canım acıyor, canı acıyor.. yüreğini yakıyor anlıyorum gözlerindeki
hüzünden, yüzüne düşen gölgeden, bir iç çekmesinin getirdiği anlamsızlıktan
anlıyorum ki; kırgın...
Bir daha hiç kendi kelimeleri olmayacak mı? Bunu düşünüyorum...
Gözleri bir tek bana anlatıyor ne demek istediğini.. Hadi bağır diyorum dök
içindekileri.. Kendi kelimelerinle haykır, bağır bağırabildiğince..
Bu suskunluk diyorum, bu suskunluk doğru değil.. Doğru değil bu
kadar uzak olmak kendinden.. Zaman yok diyor vakit tamam... Şimdi susmanın
durağında, yolları ardına almış öylece gülümsüyor.. Susacaksam şimdi susmalıyım
diyor gözleri tanıdık bir filmin yeni versiyonlu senaryosunda...
Boşuna bu kaçışın diyorum, alıp başını gitmeye kalkman.. Hayat
hep yeni oyunlarıyla çıktıkça karşımıza böylece bırakıp gidecek misin diyorum...
Hani yenilmek yoktu... Hani hayat hep oyunlar oynamaya kalkarken dalga
geçecektin onunla.? Dur bir düşüneyim dercesine başına götürüyor elini... Sonra
anlamsızlığını kavramış gibi bir boşveeer işaret ediyor kelebeği andıran
parmakları.. Alıp bambaşka yerlere götürüyor kendini, görünmez bir martı kanadı
maviliğinde...
Bak diyorum daha kır çiçekleri toplayacaktın, ıslak çimenler
arasında yürüyecektin, lacivert denizlerin tuz tadı değecekti teninin güneş
tanığı bronzluğuna... Bir küçük sandal olacaktın daha bir o yana bir bu yana
salınan ılık lodosların dalgalandırdığı denizlerde...
Daha doğru kelimelerle küçük adımlara sözün vardı, şiirler
okuyacağın sevdalar olacaktı hayatında hiç gözyaşı değmemiş gözleriyle sarıp
sarmalamayı bekleyen seni dört dizelik de olsa... Bir iş açacaksın sen başına
yangın mı olur, artık susmak mı denir adına?
Haydi diyorum susacaksan ertelemelisin bir başka zamana...
Konuşacaksan şimdi....
Hoşçakal
Seni öperim, yüreğini de..
|