BİR GÖNÜL YOLCULUĞU 18

Nalan Kara

Merhaba,

Dün akşam üzeri 19.30‘a doğru ofisten çıkmış, arka caddeden yürümeye başlamıştım ki; karanlığın sakinliği, hele hele gündüz kol gezen trafik karmaşasından sonra caddelerin bu yalın ıssızlığı adeta elini uzattı bana. Adımlarım sahile doğru çekti beni. Sahil boyunca yaklaşık kırk beş dakika süren bu akşamsefam havanın serinliğine karşın oldukça keyifliydi.....

 

Bir kıyı bankına oturdum, yüzümde denizin tuzu, gözlerimi hafifçe yumdum. Annem,  bana küçüklüğümde anlattığı bir masalı yeniden anlatıyordu. Ben o masalın benim masalım olduğuna inanmıştım hep...

 

“Bir adam ve bir kadın birbirlerine çılgınca aşık olmuşlardı” diyordu annemin sesi. Başımı dizlerine dayadığım, hayatımın en kaygısız yıllarıydı. “Ve sevgililer yoksuldu” diye devam etti annem. “Sahip oldukları en büyük zenginlikti sevgileri ve birbirleri için var oluşları...... Noel yaklaşıyordu. Sevgililer birbirlerine hediye almayı düşlüyorlardı. Ama yoksuldular.

 

Adamın, dedesinden kalan çok değer verdiği bir saati vardı. O Noel gecesi, sevgilisinin güzel saçlarını düşünerek, çok güzel bir gümüş tarak alabilmek için dedesinden kalan saati satmaya karar verdi. Kadının sevdiği erkeğe Noel hediyesi alacak parası yoktu. O da yaşadığı yerin en büyük tüccarına giderek, güzelim saçlarını sattı. Eline geçen parayla sevdiği adamın dedesinden yadigâr kalan saatine altın bir köstek aldı. Ve Noel gecesi buluştular. Kadın sevdiği adama; sattığını bilmediği saati için aldığı altın kösteği armağan etti. Adam ise sevdiği kadına, saatin kösteğini alabilmek için sattığı sırma gibi saçlarını taraması için bir tarak.”

 

Bu masalı  her dinlediğimde ağlardım. Yine ağladım, göz pınarlarım kuruyuncaya dek...

 

Büyüklerin masalları, çocukluğumda anlatılan masallar gibi yaşanmıyordu. Yetişkinliğimin yılbaşı akşamları da çocukluğumdaki gibi değildi..  Bugün yeni yılın ilk sabahı. Umutlarla, sevdalarla, sevinçlerle geçeceğini dilediğim yeni bir yılın... Sen dün akşam sevdiklerinle neyi paylaştın bilmiyorum ama, ben yüreğimdeki sevgiyi paylaştım seninle ve tüm sevdiklerimle..

 

Hayat acımasızca akıp giderken, hiç olmazsa önümüzdeki bir yılı gel benim yapmaya çalıştığım gibi yaşamaya çalış... Sevinçleri tıkırdat, sevecenlikleri yokla... Öfke, kin, kıskançlık, kinden oluşan duygular senfonisini sustur... Adı, varlığı kim olursa olsun izin ver, izin ver ki bunun yarattığı sevinç ardına takılıp yaşadığın her an’a seninle birlikte gelsin... Umut et, hayâl kur. Ve bu umudun yaşatıcılığında yaşamın gizini yakala... Kendini ödüllendir. Zor bir iş başardığında iki yudum şarap eşliğinde de olsa kendini kutla. Kendini mutlu hissettiğin bir günün akşamında bir buket çiçek al kendine. Sevgini, özverini, duygularını bunların tümünü kişilere, umutlarını kendine yönelt. Güneşi teninde hissetmek gibi, denizin tuzunu tatmak gibi, gün batımını huzurla seyretmek gibi, keskin poyraza karşı yürümek gibi, sabahın o en erken saatinde denize karşı iyi demlenmiş bir bardak çayı yudumlamak gibi, mini minnacık iki çift kolun bedenini sarması gibi, özlendiğini bilmek gibi, sevildiğini hissetmek gibi, dokunulmak gibi küçük keyifler olsun yaşamında... Belki de beni ileriye doğru saymaya iten inanç bu. Yarın da her şeyin şu geçen an’dan daha iyi olacağı umudu. Oysa çoğumuz şimdiki zamandan gözlerimiz bağlı geçeriz. Çok çok yaşamakta olduğumuz şeyleri sezebilir, tahmin edebiliriz. Ancak daha sonraları gözlerimizin bağı çözüldüğünde ve dünü incelediğimizde yaşamış olduklarımızın anlamını kavrarız. Peki yaşayacak olduklarımızı sezinlemek daha güzel bir dünya bağışlamaz mıydı? Bu yılı, bir gümüş tarak ve bir altın köstek tadında çocukluğumdaki masallar gibi yaşayacağım ben? Ya sen?

 

Hoşça kal. Seni öperim, yüreğini de...

Bir Önceki Sayfa... Ana Sayfa Köşe Yazıları Arkadaşına Gönder

Yukarı Çıkmak İçin...