|
|
|
Merhaba ,
Özlemelerle geçen bir haftanın ardından sevgiyle merhaba
!..
Kente yağmur düştüğünde, okaliptüs ağaçları sonbaharın
hüzünlü şarkısını fısıldıyordu ilk vedayla. Yıldızlara ve yollara açılan
fallarla kuytu sütunların arkasında kaybolan zaman, bütün ihtimalleri boşa
çıkarıyordu. Sevdalar, hüzünler, ayrılıklar hep bu gri mevsimde yağmur
yerini değiştirmeksizin yaşanıyordu. Derken, bir açılıp bir kapandı gece
bütün unutulmazlardan geçerken. Gideceğini biliyordum. Birkaç ay
öncesinden hazırlamıştım kendimi, bu ne kadar süreceği belli olmayan
sensizliğe. |
 |
Sesler, kokular, soluklar bir başka zamana ertelenecekti çaresiz.
Akşamlar - gelmeyeceğini bilerek seni beklemekle - geçecekti artık... Henüz bu
ayrılığın zor olan yanının sensiz eve geri dönüşüm olacağını bilmeden son kez
sarıldık birbirimize. Bu en uzun ayrı kalacağımız ve artık kendi hayatlarımızın
yeni başlangıçlarına yol alacağımız bir zamana sürüklüyordu ikimizi.
O gün yağmurun ardından yaseminler bir başka kokuyordu, bu kent
hasretten öldürecekti beni. Bütün bunlar olup biterken senin bana ilk merhaba
deyişinin yine bir sonbahara rastladığını düşündüm. Hayatıma girdiğin o Ekim
gecesi sana ilk sarıldığımda, yanaklarına ilk kondurduğum öpücükte hasretin
kapımı çalacağı günler o kadar uzaktı ki. Bir ışık gibi dolmuştun uzun ve esmer
gecelerime. Benim için önemliydin. Seninle aramızdaki ilişki - hesapsız,
koşulsuz, sevgi yüklü, dikkatli ve özenliydi - hep. Beni güldürdüğün,
açmazlarını, çıkmazlarını yalnızlıklarını paylaştığımız akşamlarımız henüz
tazeliğini yitirmemiş görüntüler. Ben hep senin için vardım, hep var olan
olacaktım. Sen bunu bilmenin güvencesiyle karşı koyabildin belki de
fırtınalarına, içindeki gök gürültülerine med-cezir zamanlarında...
Bir akşam şiddetle tartıştık. Ben çok sinirliydim. Hayatın,
yaşamın, geleceğin üzerine karar vereceğin çok önemli bir yol ayrımındaydın. Tek
başına vermek istiyordun bu kararı, haklıydın da ilk kez yaşanıyordu aramızda bu
kadar uç noktalara varan bir tartışma. İkimiz de çok üzülmüştük ama ikimiz de
gururumuza yenilip geri adım atmamayı tercih etmiştik. Şimdi ne kadar anlamsız
geliyor bana ve şimdi yokluğunla birlikte ne kadar da üzücü... Oysa, aramızdaki
sevgi tartışmadan da sorunları kolayca çözülebilecek kadar güçlüydü. O
zamanlarda bir gece ölümden bahsettin bana, militan bir
umutsuzlukla - kendime kavuşacaktım - dedin. Hüzünle dokundum
yüzüne; - Bana yapacağın en büyük ihanet, habersizce gitmendir ölüme - dedim;
asırlar kadar uzak gözlerine bakarak.
Şimdi rahatça söyleyebilirim; çok korkutmuştu o sözlerin beni, bu
kadar yabancılaşmamalıydık oysa birbirimize, paylaştığımız bunca yıldan sonra o
geceyi hiç yaşamamış olmayı isterdim.
Oysa sen, sen de seversin beni biliyorum!...
Bir daha gelsem bu dünyaya biliyorsun ki bu ömrü yine seninle
yaşarım ben. Gözümün çifte bebeği bilsen ne çok özledim seni. Bilsen, iki el
kavramış yüreğimi parça parça!....
Şimdi düşlerimde bin karmaşık anı, sokaklarda bin uzun yağmur,
yığılıp kalıyor üstüme akşamlar. Sonrası düşlerime giriyorsun gizlice,
yağmurlarla çıkıp gelecek gibi çaresiz kalıyorum böyle gecelerde. Ah gözümün
çifte bebeği, sen gideli hüzün solukları kirpiğimin ortasında üç iri
damla.Yalnızlık ağır, yokluğun zor. Kime sorsan dört yanım kan.
Yolları vuruyorum yalnızlığıma...
Daha yolların başındayız sevdiğim...
Ağlasam olmaz, söylesem olmaz...
Dönülmez yolların başında... Şimdi; iki hasrete ad oldu güneyde
Akdeniz’e
uzanan bir ada ...
Hoşça kal ,
Seni öperim, yüreğini de...
|