BİR GÖNÜL YOLCULUĞU 16

Nalan Kara

Merhaba,

Sana satırlar boyu yazdıktan sonra beraber olduğumuz iki saat içerisinde konuşacak çok fazla konu bulamamamızın nedeni sözcüklerle birbirimizi yaralamamak için miydi? Yoksa gerçekten tükenmiş miydi söylenecek sözlerimiz? Yazmaktan, konuşmayı unutmuş olduğumu söyledin. Konuşmak kelimelerden çok duyarlılık içerisinde algılamakla ilintili değil mi?

Belki de; o zaman diliminde, bu güne dek yaşadıklarımı kendi bulunduğum yerden görmem sonucu yaşamımdan sızacak kelimelerin gerçekleri görünür kılmaktan çok, karanlığa boğacak olmasından duyulan endişe idi konuşmayı olanaksız kılan. Sözcükleri zincir vurmam, özgürlüklerini kısıtlamam.

Hepimizin çeşitli olaylar karşısında farklı duyumsamalarımız ve algılamalarımız var ve bunun böyle olması da son derece doğal.. Yıllar boyu senin perspektifinden görmeye, yaşadıklarınla, yaşamadıklarınla, yapabildiklerinle, yapamadıklarınla ve hatta güçlülüğün içerisindeki güçsüzlüğünle anlamaya  çalıştım seni. Kendi bulunduğum yerden seni görüp, duyumsamak ve değerlendirmek yerine çokça koşulların içerisinde ne olup ne olmadığındı önemli olan. Ve senin kendini bu ne olup, ne olmadığınla bana sunuşunu kabullenmek: Bu ister bir düşünce olsun, isterse bir eylem, bir davranış.

Her insanın yaşamı içerisinde yaşamadığı duygular vardır. Yaşamadığı duygular, birliktelikler, mekanlar, ortamlar. Bu yaşanmamışlıklar sonraları kimi insanların yaşamını olumsuz etkiliyorsa o zaman oturup düşünmek gerek. “Ben birçok şeyi yaşamadım ama” gibi ölçüsüz bir yaşam öngörüsü ardına sığınmaya kalkmadan. Söyler misin bana, hangimiz  her şeyi istediğimiz, dilediğimiz biçimde yaşadık? Her şeye sahip olduklarını söyleyen, ‘her duygu yoğunluğunu bir süreç içerisinde yaşadım ben’ diyen insanlara dön bir bak. Mutlaka eksikli bir yanları vardır. Yaşamaktan yana birşeyleri eksiktir hep. Hele duygudan yana bu çok daha çeşitlilik gösterir. Sanma ki sevgi, aşk ve sevişmenin verdiği hazzın en yüce, en kutsal yükselişine varmış insanlar birçok şeyi yaşamışlardır. Ve bu onları sonsuz mutlu kılmıştır. Sor bak böyle olduğunu sandığın insanlara, aldığın yanıt “Ben de birçok şeyi yaşamadım ki” olacaktır.

 

Bilirsin ahlaksal dar görüşlerim yoktur. Bu nedenle insanların yaşamlarını ve bu doğrultuda sürdürdükleri, daha doğrusu bir biçimde edindikleri ahlaksal yapıyı da yargılama hakkını kendimde hiçbir zaman görmedim. Bu senin için de geçerli. Tanrının bahşettiği bir akıl varsa, kişilerin nasıl yaşamak istedikleri, nasıl bir ahlaksal  yapı ile yaşamlarını devam ettirmeleri de tamamen onlara kalmış. Nasıl bir fahişeyi, fahişelik yaptığı için küçümsemek, aşağılamak ve hatta ahlaksız olarak yargılamak hakkına sahip değilsem, “kaldı ki bu kelime toplum içerisinde gerçek anlamı ile para karşılığı karşı cinsle birlikte olan kadın anlamında kullanılmakta” fahişe yaftası yapıştırılan bu kadınların  dışında, fahişelik yapanları da bu seçimlerinden ötürü oturup yargılasak mı acaba? Şimdi şu insan yanı ağır basan minicik beyinlerimizle hangi yaşamı yargılayacağız? Var mı böyle bir hakkımız? Benim yok!. Benim karşı çıkabileceğim tek şey, yaşama biçimime, dünya görüşüme, iç huzuruma yönelik, yani bana yönelik her türlü yalan, incitme, örseleme, tehdit, aşağılama......

 

Şimdi bu ne demek oluyor biraz açalım istersen?

Senin ya da bir başka insanın, herhangi bir zaman diliminde yaşaması gerektiğinin çok sonraları fark ettiği bir duygu yoğunluğunu o zaman diliminde yaşayamamış olmasından ötürü kendi iç dünyasında meydana gelen (dış dünyasında da meydana gelebilir) bir takım istekler sonucu olagelen davranış biçimlerinin sebep, sonuç ilişkisi benim yaşantımda onulmaz yaralar açmışsa, dengelerimi bozmuşsa, taşlarımı yerinden oynatmışsa, üstelik de benim bu oluşumla aptal yerine konmam sağlanmışsa karşımdakine (sen ya da öteki) neden arkadaşım, dostum, yoldaşım desem, alacağım yanıt “ben bir çok şeyi yaşamadım ama” olmayacak mı?

 

Ey arkadaşım, dostum, yoldaşım senin birçok şeyi yaşamamış olman, sana beni örseleme, aldatma, onanmaz acılara, çelişkilere, iç sıkıntılarına salma, dengelerimi sarsma hakkını veriyor mu diye sorsam bu kez.... Eh bir de sormaya kalksam......

 

Ben hiç yaşamadım diyebilirim, ancak bazı insanlar aynı zaman dilimi içerisinde benzer duyguları farklı iki üç insanla yaşayabildiklerini söylüyorlar. Ben daha çok insanın kendini kandırması olarak nitelendirsem de (kapalı bir perdenin arkasında oynanan dramdan farksız gibi geliyor ya da  bir tiyatro eserini gözlerinde kara bir bant, kulaklarında tıkaç olduğu halde seyretmek gibi) kimileri bunu bazı şeylerin yaşanmamışlığı ile bağdaştırıyor.

 

Senin ya da bir başka insanın benimle ilişkisi olabildiğince açık ve meşru olmalı oysa. Meşru derken anlatmaya çalıştığım toplumsal bağlamda değil, beyinsel, düşünsel ve eylemsel anlamda.

 

Umarım sen de...

 

Hoşça kal seni öpüyorum, yüreğini de…

Bir Önceki Sayfa... Ana Sayfa Köşe Yazıları Arkadaşına Gönder

Yukarı Çıkmak İçin...