|
|
|
Merhaba,
Sana satırlar boyu yazdıktan sonra beraber olduğumuz iki
saat içerisinde konuşacak çok fazla konu bulamamamızın nedeni sözcüklerle
birbirimizi yaralamamak için miydi? Yoksa gerçekten tükenmiş miydi
söylenecek sözlerimiz? Yazmaktan, konuşmayı unutmuş olduğumu söyledin.
Konuşmak kelimelerden çok duyarlılık içerisinde algılamakla ilintili değil
mi? |
 |
Belki de; o zaman diliminde, bu güne dek yaşadıklarımı kendi
bulunduğum yerden görmem sonucu yaşamımdan sızacak kelimelerin gerçekleri
görünür kılmaktan çok, karanlığa boğacak olmasından duyulan endişe idi konuşmayı
olanaksız kılan. Sözcükleri zincir vurmam, özgürlüklerini kısıtlamam.
Hepimizin çeşitli olaylar karşısında farklı duyumsamalarımız ve
algılamalarımız var ve bunun böyle olması da son derece doğal.. Yıllar boyu
senin perspektifinden görmeye, yaşadıklarınla, yaşamadıklarınla,
yapabildiklerinle, yapamadıklarınla ve hatta güçlülüğün içerisindeki
güçsüzlüğünle anlamaya çalıştım seni. Kendi bulunduğum yerden seni görüp,
duyumsamak ve değerlendirmek yerine çokça koşulların içerisinde ne olup ne
olmadığındı önemli olan. Ve senin kendini bu ne olup, ne olmadığınla bana
sunuşunu kabullenmek: Bu ister bir düşünce olsun, isterse bir eylem, bir
davranış.
Her insanın yaşamı içerisinde yaşamadığı duygular vardır.
Yaşamadığı duygular, birliktelikler, mekanlar, ortamlar. Bu yaşanmamışlıklar
sonraları kimi insanların yaşamını olumsuz etkiliyorsa o zaman oturup düşünmek
gerek. “Ben birçok şeyi yaşamadım ama” gibi ölçüsüz bir yaşam öngörüsü ardına
sığınmaya kalkmadan. Söyler misin bana, hangimiz her şeyi istediğimiz,
dilediğimiz biçimde yaşadık? Her şeye sahip olduklarını söyleyen, ‘her duygu
yoğunluğunu bir süreç içerisinde yaşadım ben’ diyen insanlara dön bir bak.
Mutlaka eksikli bir yanları vardır. Yaşamaktan yana birşeyleri eksiktir hep.
Hele duygudan yana bu çok daha çeşitlilik gösterir. Sanma ki sevgi, aşk ve
sevişmenin verdiği hazzın en yüce, en kutsal yükselişine varmış insanlar birçok
şeyi yaşamışlardır. Ve bu onları sonsuz mutlu kılmıştır. Sor bak böyle olduğunu
sandığın insanlara, aldığın yanıt “Ben de birçok şeyi yaşamadım ki” olacaktır.
Bilirsin ahlaksal dar görüşlerim yoktur. Bu nedenle insanların
yaşamlarını ve bu doğrultuda sürdürdükleri, daha doğrusu bir biçimde edindikleri
ahlaksal yapıyı da yargılama hakkını kendimde hiçbir zaman görmedim. Bu senin
için de geçerli. Tanrının bahşettiği bir akıl varsa, kişilerin nasıl yaşamak
istedikleri, nasıl bir ahlaksal yapı ile yaşamlarını devam ettirmeleri de
tamamen onlara kalmış. Nasıl bir fahişeyi, fahişelik yaptığı için küçümsemek,
aşağılamak ve hatta ahlaksız olarak yargılamak hakkına sahip değilsem, “kaldı ki
bu kelime toplum içerisinde gerçek anlamı ile para karşılığı karşı cinsle
birlikte olan kadın anlamında kullanılmakta” fahişe yaftası yapıştırılan bu
kadınların dışında, fahişelik yapanları da bu seçimlerinden ötürü oturup
yargılasak mı acaba? Şimdi şu insan yanı ağır basan minicik beyinlerimizle hangi
yaşamı yargılayacağız? Var mı böyle bir hakkımız? Benim yok!. Benim karşı
çıkabileceğim tek şey, yaşama biçimime, dünya görüşüme, iç huzuruma yönelik,
yani bana yönelik her türlü yalan, incitme, örseleme, tehdit, aşağılama......
Şimdi bu ne demek oluyor biraz açalım istersen?
Senin ya da bir başka insanın, herhangi bir zaman diliminde
yaşaması gerektiğinin çok sonraları fark ettiği bir duygu yoğunluğunu o zaman
diliminde yaşayamamış olmasından ötürü kendi iç dünyasında meydana gelen (dış
dünyasında da meydana gelebilir) bir takım istekler sonucu olagelen davranış
biçimlerinin sebep, sonuç ilişkisi benim yaşantımda onulmaz yaralar açmışsa,
dengelerimi bozmuşsa, taşlarımı yerinden oynatmışsa, üstelik de benim bu
oluşumla aptal yerine konmam sağlanmışsa karşımdakine (sen ya da öteki) neden
arkadaşım, dostum, yoldaşım desem, alacağım yanıt “ben bir çok şeyi yaşamadım
ama” olmayacak mı?
Ey arkadaşım, dostum, yoldaşım senin birçok şeyi yaşamamış olman,
sana beni örseleme, aldatma, onanmaz acılara, çelişkilere, iç sıkıntılarına
salma, dengelerimi sarsma hakkını veriyor mu diye sorsam bu kez.... Eh bir de
sormaya kalksam......
Ben hiç yaşamadım diyebilirim, ancak bazı insanlar aynı zaman
dilimi içerisinde benzer duyguları farklı iki üç insanla yaşayabildiklerini
söylüyorlar. Ben daha çok insanın kendini kandırması olarak nitelendirsem de
(kapalı bir perdenin arkasında oynanan dramdan farksız gibi geliyor ya da bir
tiyatro eserini gözlerinde kara bir bant, kulaklarında tıkaç olduğu halde
seyretmek gibi) kimileri bunu bazı şeylerin yaşanmamışlığı ile bağdaştırıyor.
Senin ya da bir başka insanın benimle ilişkisi olabildiğince açık
ve meşru olmalı oysa. Meşru derken anlatmaya çalıştığım toplumsal bağlamda
değil, beyinsel, düşünsel ve eylemsel anlamda.
Umarım sen de...
Hoşça kal seni öpüyorum, yüreğini de…
|